Sessizlik En Yüksek Çığlık Olduğunda: Elif ve Kaybolan Umutlarım

“Mehmet! Mehmet, neredesin?” diye bağırdım, sesim sabahın sessizliğinde yankılandı. O gün, hayatımın en uzun günüydü. Yatak hâlâ sıcaktı ama Mehmet yoktu. Telefonu masanın üstünde, cüzdanı çekmecede. Sanki evden çıkmamış gibi, ama yoktu işte.

İki çocuğum, Zeynep ve Yusuf, uyanınca gözlerime baktılar. Onlara yalan söyleyemedim. “Babanız iş için erken çıktı,” dedim, ama sesim titredi. O an anladım ki, hayatımda ilk defa bu kadar yalnızdım. Annem aradı, “Elif, bir şey mi oldu?” dedi. “Yok anne, bir şey yok,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Mehmet’in kaybolduğu günün akşamı, komşumuz Ayşe abla kapıyı çaldı. “Kızım, bir derdin mi var? Mehmet’i iki gündür görmedik,” dedi. Gözlerim doldu, anlatamadım. O an, insanların merakının acımı hafifletmediğini, aksine daha da derinleştirdiğini fark ettim.

Polise gittim, “Eşim kayboldu,” dedim. Sorgulayan bakışlar, gereksiz sorular… “Aranızda bir sorun mu vardı? Borcu var mıydı?” dediler. Sanki suçlu bendim. Hayatımın en zor gecesini, çocuklarımın başında sabahlayarak geçirdim. Zeynep, “Anne, babam ne zaman gelecek?” diye sordu. Cevap veremedim. Sadece sarıldım.

Günler geçti, Mehmet’ten haber yoktu. İşsizdim, evdeki birikmiş parayla markete gidip en ucuz makarnayı aldım. Çocuklar aç kalmasın diye kendim yememeye başladım. Annem ve babam köydeydi, onlar da zor geçiniyordu. Kardeşim ise işsizdi. Kimseye yük olmak istemedim.

Bir gün, kayınvalidem aradı. “Elif, oğlumun başına bir iş mi getirdin? Neden kayboldu?” dedi. Sanki suçlu bendim. O an içimdeki öfkeyle, “Ben de bilmiyorum! Ben de perişanım!” diye bağırdım ve telefonu kapattım. Sonra pişman oldum, ama artık çok geçti.

Mahallede dedikodular başladı. “Mehmet borca battı da kaçtı,” diyenler oldu. “Elif’in başı havada, kocasını tutamadı,” diyenler bile çıktı. Herkesin gözünde ben suçluydum. Çocuklarımı okula gönderirken insanların bakışlarından utanır oldum.

Bir gece, Zeynep ateşlendi. Hastaneye götürecek param yoktu. Komşum Ayşe abla arabasıyla götürdü. Doktor reçete yazdı, ama ilaçları almak için param yoktu. Eczacıya yalvardım, “Yarın ödeyeceğim,” dedim. O an, gururumun yerle bir olduğunu hissettim.

Bir sabah, Yusuf yanıma geldi. “Anne, babam bizi unuttu mu?” dedi. Gözyaşlarımı tutamadım. Ona sarıldım, “Hayır oğlum, baban bizi asla unutmaz,” dedim ama içimde bir boşluk vardı. O gün karar verdim: Artık beklemeyecektim. Hayatımı kendi ellerimle kurmalıydım.

İş aramaya başladım. Temizlik işlerine gittim, evlere yemek yaptım. Bazı ev sahipleri küçümseyici bakışlarla, “Kocan yok mu, neden çalışıyorsun?” diye sordular. Her defasında içimden, “Sana ne!” demek geldi ama sustum. Çocuklarım için her şeye katlandım.

Bir gün, eski bir arkadaşım olan Merve ile karşılaştım. “Elif, senin için bir iş var. Bir tekstil atölyesinde ütücülük,” dedi. Hemen kabul ettim. Sabah altıda kalkıp çocukları okula bırakıyor, sonra atölyeye gidiyordum. Akşam eve döndüğümde yorgunluktan ayakta duramıyordum ama çocuklarımın yüzündeki gülümseme bana güç veriyordu.

Aylar geçti, Mehmet’ten hâlâ haber yoktu. Polis dosyayı kapattı, “Kendi isteğiyle gitmiş olabilir,” dediler. Kimse bana inanmadı. Bir gece, çocuklar uyurken eski fotoğraflarımıza baktım. Mehmet’in gülüşü, çocukların bebeklik halleri… İçimde bir şeyler koptu. “Neden ben?” diye sordum kendime. “Neden insanlar en çok ihtiyacımız olduğunda bizi yalnız bırakır?”

Bir gün, Zeynep okuldan ağlayarak geldi. Arkadaşları, “Baban seni terk etti,” demişler. O an içimdeki tüm acı dışarı taştı. Okula gidip öğretmenle konuştum. “Çocuklar acımasız olabiliyor,” dedi öğretmen. Ama kimse bizim yaşadıklarımızı bilmiyordu.

Bir akşam, annem köyden geldi. “Kızım, dayanmak zor ama çocukların için ayakta kalmalısın,” dedi. Onun ellerini tuttum, gözyaşlarımı saklamadım. Annem bana sarıldı, “Sen güçlüsün Elif,” dedi. O an, ilk defa kendimi güçlü hissettim.

Yavaş yavaş hayatımız düzene girmeye başladı. Atölyedeki işimi büyüttüm, birkaç kadınla birlikte evde dikiş yapmaya başladık. Mahalledeki kadınlar bana destek oldu. Birbirimize tutunduk, birlikte ağladık, birlikte güldük.

Ama Mehmet’in yokluğu her zaman içimde bir yara olarak kaldı. Onun neden gittiğini asla öğrenemedim. Belki borçları vardı, belki başka bir hayat kurmak istedi… Bilmiyorum. Ama ben, Elif olarak, iki çocuğumla birlikte hayata tutunmayı başardım.

Şimdi geceleri çocuklarımı uyuturken pencereden dışarı bakıyorum. Sessizlik bazen öyle yüksek bir çığlık oluyor ki, insanın içini delip geçiyor. Ama ben o sessizliğin içinde kendi sesimi buldum.

Sizce bir insan en çok ne zaman yalnız kalır? Ve bu yalnızlıkla başa çıkmak için ne yapmalı? Yorumlarınızı bekliyorum.