Anne, Gitme Ne Olur!

“Anne, gitme ne olur!” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Annem valizini kapatırken bir an durdu, bana baktı. Gözlerinde bir yorgunluk, bir çaresizlik vardı. Sanki o da gitmek istemiyor ama başka çaresi yokmuş gibi. “Canım oğlum, biliyorsun işim gereği gitmem lazım. Hem bu sefer sadece üç gün kalacağım,” dedi yumuşak bir sesle. Ama ben biliyordum, üç gün onun yokluğunda üç yıl gibi geçecekti.

O akşam sofrada kimse konuşmadı. Babam gazeteye gömülmüş, ablam Elif ise telefonuyla oynuyordu. Annem ise sessizce tabağındaki yemeği karıştırıyordu. Ben ise her lokmamı yutarken boğazımda bir düğüm hissediyordum. Annem kalkıp yanıma oturdu, kolunu omzuma doladı. İçimde bir korku, bir huzursuzluk… Son sefer annem böyle sarıldığında, beni komşumuz Ayşe Teyze’ye bırakıp gitmişti. Ayşe Teyze’nin kızı Zeynep, bana sürekli laf sokar, oyuncaklarımı kırar, annesinin arkasından bana dil çıkarırdı. Annem yokken evdeki her şey yabancılaşıyor, kokusu bile kayboluyordu.

O gece annemle yatmak istedim. “Anne, ne olur gitme. Ben sensiz uyuyamıyorum,” dedim. Annem saçlarımı okşadı, “Sen güçlü bir çocuksun, ben yokken de idare edebilirsin. Hem bak, Elif ablan yanında olacak,” dedi. Ama Elif ablam büyüdükçe bana daha da uzaklaşmıştı. O, kendi dünyasında, ben ise annemin yokluğunda kaybolmuş bir çocuk gibi hissediyordum.

Sabah annem erkenden kalktı. Valizini kapının önüne koydu. Babam, “Geç kalacaksın, hadi,” dedi. Annem bana sarıldı, “Seni çok seviyorum, unutma,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Kapı kapandı, annemin ayak sesleri merdivenlerde kayboldu. O an, evin içi birden buz gibi oldu. Babam işe gitti, Elif odasına çekildi. Ben ise pencereden annemin gidişini izledim. Gözlerim doldu, içimde bir boşluk oluştu.

O gün okulda da hiçbir şey anlamadım. Öğretmenim Figen Hanım, “Ne oldu sana, Ali?” diye sordu. “Bir şey yok,” dedim ama gözlerimden yaşlar süzüldü. Arkadaşlarım oyun oynarken ben köşede oturdum. Herkesin annesi okul çıkışında onu beklerken, ben Ayşe Teyze’nin elini tutarak eve döndüm. Zeynep yine bana sataştı, “Ağlama be Ali, annen zaten hep gidiyor!” dedi. O an ona bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. İçimde bir öfke, bir kırgınlık vardı.

Akşam babam eve geldiğinde, “Nasıldı günün?” diye sordu. “İyi,” dedim kısaca. Babam televizyonun karşısına geçti, haberleri izlemeye başladı. Elif ablam ise odasında müzik dinliyordu. Ben ise annemin yastığına sarılıp kokusunu içime çekmeye çalıştım. Ama kokusu bile azalmıştı. O an annemin bana bıraktığı bir notu buldum: “Ali’ciğim, ben yokken güçlü ol. Seni çok seviyorum. Döndüğümde birlikte parkta dondurma yiyeceğiz. Söz!” O notu defalarca okudum, gözyaşlarım notun üstüne damladı.

Üç gün boyunca her şey aynıydı. Sabahları okula gittim, akşamları Ayşe Teyze’nin evinde Zeynep’in alaylarına maruz kaldım. Babamla konuşmalarımız kısa ve soğuktu. Elif ablam ise bana hiç bakmıyordu bile. Annemin yokluğunda evdeki her şey eksikti. Yemekler tatsız, odalar soğuk, geceler ise kimsesizdi.

Üçüncü günün akşamı annem döndü. Kapıdan içeri girdiğinde koşup boynuna sarıldım. “Anne, bir daha gitme ne olur!” dedim. Annem gözlerime baktı, “Keşke gitmesem oğlum, ama çalışmak zorundayım. Senin için, Elif için… Hepimiz için,” dedi. O an anladım ki annem de mutsuzdu. O da gitmek istemiyordu ama hayat onu zorluyordu.

Bir akşam babamla annem tartıştı. Babam, “Bu kadar çok çalışmak zorunda mısın? Çocuklar seni özlüyor,” dedi. Annem ise, “Senin maaşın yetmiyor, ben de çalışmazsam nasıl geçineceğiz?” diye bağırdı. O an Elif ablamla göz göze geldik. O da ağlıyordu. Evdeki huzur, annemin gidişleriyle birlikte kayboluyordu.

Bir gün okulda annemle ilgili bir resim yapmamız istendi. Herkes annesiyle el ele parkta yürürken kendini çizmişti. Ben ise annemin arkasından el salladığım bir resim yaptım. Öğretmenim resmi görünce, “Ali, neden annen gidiyor?” diye sordu. “Çünkü çalışıyor,” dedim. Öğretmenim gözleri dolu dolu bana baktı, “Sen çok güçlü bir çocuksun,” dedi. Ama ben güçlü hissetmiyordum. Her gidişinde biraz daha eksiliyordum.

Bir akşam annem yanıma geldi, “Ali, biliyorum zorlanıyorsun. Ama bazen hayat bizi istemediğimiz şeyleri yapmaya zorluyor. Ben de senin gibi her gidişimde üzülüyorum. Ama başka çarem yok,” dedi. O an annemin de bir insan olduğunu, onun da duyguları olduğunu anladım. Ama yine de içimdeki boşluk dolmadı.

Yıllar geçti, ben büyüdüm. Annemin gidişlerine alıştım sandım ama her seferinde içimde aynı acı vardı. Şimdi üniversiteye hazırlanıyorum. Annem hâlâ çalışıyor, bazen yine şehir dışına gidiyor. Babamla araları hâlâ soğuk, Elif ablam ise başka bir şehirde okuyor. Evde yine eksik bir şeyler var.

Bazen düşünüyorum: Acaba annem hiç gitmeseydi, hayatımız nasıl olurdu? Belki daha mutlu, daha huzurlu olurduk. Ama belki de hayatın gerçekleriyle yüzleşemezdik. Şimdi size soruyorum: Sizce bir çocuk annesinin yokluğuna alışabilir mi? Yoksa her gidiş, içimizde yeni bir yara mı açar?