Fatma Teyze Artık Yeter Diyor: Ücretsiz Bakıcı Olmaya Son
“Fatma teyze, vallahi bir günlüğüne daha bakıver, yarın kesin alacağım!”
Bu cümleyi kaçıncı kez duyduğumu hatırlamıyorum. Telefonun ucunda kızım Elif’in sesi titrek, ama kararlı. Yine işten geç çıkacak, yine torunum Emir bana kalacak. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Gözüm duvarda asılı eski aile fotoğrafına kaydı: Gençliğimdeki Fatma, gözleri ışıl ışıl, umut dolu. Şimdi ise aynadaki yansımamda yorgun, kırışık bir yüz, ellerim çatlamış, sırtım ağrılı.
“Bak kızım,” dedim, sesim alışılmadık bir kararlılıkla çıkıyor, “Ben artık yapamıyorum. Yoruldum. Biraz da kendime bakmak istiyorum.”
Telefonun diğer ucunda sessizlik. Elif’in nefesini duyuyorum. Sonra hafif bir sitemle, “Anne, senin torunun bu. Bir gün bakamayacak kadar mı yoruldun?”
İçimden geçenleri anlatmak istiyorum: Yıllardır kendi hayatımdan vazgeçtim. Sabahları Emir’in kahvaltısı, öğlen uykusu, akşam parkı… Kendi arkadaşlarımla bir çay içmeye bile vakit bulamadım. Herkesin gözünde ben sadece bir büyükanneyim; duyguları, hayalleri, istekleri olan bir kadın değil.
O gün Elif’in telefonu kapatmasından sonra uzun süre pencerenin önünde oturdum. Karşı apartmandaki komşum Şükran Hanım’ı gördüm; o da torununa bakıyor, gözleri uykusuzluktan kızarmış. Aşağıda parkta başka bir kadın, elinde bebek arabasıyla hızlı hızlı yürüyordu. Hepimiz aynıyız: Çocuklarımızın yükünü sırtlanmış, sessizce şikayet etmeden devam ediyoruz.
Akşam olunca oğlum Murat aradı. “Anne, Elif ablam sana yine yük oluyor değil mi? İstersen ben konuşayım.”
“Yok oğlum,” dedim, “Bu mesele konuşmakla çözülmüyor. Herkesin bana ihtiyacı var ama benim kendime ihtiyacım yok mu?”
Murat sustu. O da alışık değil annesinin böyle konuşmasına. Hep güçlüydüm, hep fedakardım. Ama artık gücüm kalmadı.
Gece uyuyamadım. Kafamda Elif’in sitemleri, Murat’ın sessizliği, komşuların bakışları dönüp durdu. Bir ara eşim Hasan’ın sesi kulağımda çınladı: “Fatma, çocuklar büyüyünce rahat edeceğiz demiştik ya… Ne zaman rahat edeceğiz?” Hasan beş yıl önce vefat ettiğinde, hayatımın yükü iki katına çıkmıştı. O günden beri tek başıma hem anne hem baba oldum çocuklarıma. Şimdi ise torunlarım için aynı fedakarlığı bekliyorlar benden.
Ertesi sabah Elif kapıda belirdi. Gözleri şişmiş, belli ki ağlamış. Emir ise elinde oyuncak arabasıyla bana koştu. Kalbim sızladı; torunumu çok seviyorum ama artık gücüm yok.
“Anne,” dedi Elif, “Biliyorum çok yoruldun ama başka çarem yok. Emir’i kreşe versem maaşım yetmez. Sen olmasan ne yaparım?”
O an içimdeki öfke ve suçluluk birbirine karıştı. “Elif,” dedim, “Ben senin annenim ama aynı zamanda bir insanım. Benim de dinlenmeye, gezmeye, nefes almaya hakkım var. Senin hayatın var, benim de olmalı.”
Elif başını eğdi. Sessizlik uzun sürdü. Sonra gözyaşlarıyla sarıldı bana. “Haklısın anne… Ama ben de çok çaresizim.”
O an anladım ki bu sadece benim değil, bütün kadınların sorunu. Bizden hep fedakarlık bekleniyor; annelikten sonra büyükanne olarak devam etmemiz isteniyor. Kimse sormuyor: Fatma ne ister? Fatma ne hayal eder?
O hafta boyunca Elif’le konuşmadık. Emir’i birkaç gün kreşe verdi; zorlandığını biliyorum. Komşular aradı: “Fatma abla, ne oldu? Torununa bakmıyor musun artık?” Sanki suç işlemişim gibi hissettim. Ama içimde bir huzur da vardı; ilk kez kendim için bir şey yapmıştım.
Bir sabah eski arkadaşım Ayşe aradı: “Fatma, çarşıya gidelim mi? Kahve içeriz.” Yıllar sonra ilk kez dışarı çıktım, Ayşe’yle oturup sohbet ettim. Hayatın hala devam ettiğini, hala gülünecek şeyler olduğunu hatırladım.
Akşam eve dönerken yolda Elif’i gördüm. Yorgun ama kararlıydı. “Anne,” dedi, “Sana kızgın değilim. Hakkını helal et. Ben de kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmeliyim.”
O an gözlerim doldu. Kızım büyümüştü; ben de yeniden doğmuştum sanki.
Şimdi her sabah güneş yüzümü okşadığında, kendime bir kahve yapıp balkona çıkıyorum. Hayat kısa; yıllarımı başkaları için harcadım ama artık biraz da kendim için yaşamak istiyorum.
Bazen düşünüyorum: Biz kadınlar ne zaman kendi hayatımızı yaşamaya başlayacağız? Fedakarlık nereye kadar? Sizce de artık biraz kendimiz için yaşamanın zamanı gelmedi mi?