Yalnızlığın Eşiğinde: Halime’nin Hikayesi
“Yine mi ağlıyor bu çocuk?” diye söylendim kendi kendime, gece yarısı apartmanın koridorunda yankılanan ince bir sesle uykumdan uyandığımda. Kapının hemen ardında, incecik bir kız çocuğu sesiyle karışık bir kadın fısıltısı vardı. Yorganı üzerime çekip tekrar uyumaya çalıştım ama olmadı. Yalnızlığın en keskin hali, gecenin sessizliğinde insanın içine işliyor.
Ben Halime, altmış iki yaşındayım. Kocamı on yıl önce kaybettim, oğlum ise evlenip Almanya’ya yerleştiğinden beri bu apartmanda tek başıma yaşıyorum. Hayatım, sabahları camdan dışarı bakıp gelen geçenleri izlemek, akşamları ise eski Türk filmleriyle avunmakla geçiyor. Ama son birkaç haftadır, karşı daireye taşınan yeni komşum Ayşe ve dört yaşındaki kızı Elif, hayatıma bir hareket getirdi. Ayşe, otuzlarının başında, yüzünde yorgun ama inatçı bir ifade taşıyan bir kadın. Elif ise annesinin gölgesinde büyümeye çalışan, ürkek bakışlı bir çocuk.
O gece, dayanamayıp kapımı araladım. Koridorda Ayşe, dizlerinin üstünde Elif’i teselli etmeye çalışıyordu. Elif’in gözleri yaşlı, burnu kıpkırmızıydı. “Ayşe Hanım, bir şey mi oldu?” dedim, sesim titreyerek. Ayşe başını kaldırdı, gözlerinde utanç ve çaresizlik vardı. “Kusura bakmayın Halime Teyze, Elif bu gece çok huzursuz. Eski evimizi özlüyor galiba,” dedi sessizce.
Bir an duraksadım. Kendi oğlumun küçükken geceleri ağlayışını hatırladım. Yanlarına gidip Elif’in başını okşadım. “Gel bakalım kuzum, sana sıcak bir süt yapayım mı?” dedim. Elif gözlerini silip başını salladı. O gece, ilk defa evimde bir çocuk sesi yankılandı. Ayşe’yle mutfakta otururken bana hayat hikayesini anlattı. Kocasıyla yıllarca süren mutsuz bir evlilikten sonra boşanmışlar. Ailesiyle arası bozukmuş, çünkü boşanmayı bir türlü kabullenememişler. “Burada yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum Halime Teyze,” dedi gözleri dolarak. “Ama bazen çok zor geliyor.”
O günden sonra Ayşe ve Elif’le aramızda sessiz bir dayanışma başladı. Sabahları Elif’i okula bırakırken bazen ben de onlara eşlik ettim. Akşamları Ayşe işten geç geldiğinde Elif’i bana bırakırdı. Apartmandaki diğer komşular ise fısıldaşıyordu: “Boşanmış kadın, çocuğuyla tek başına…” Kimse kolay kolay selam vermiyordu onlara. Bir gün marketten dönerken apartman girişinde komşulardan Şengül Hanım’ı Ayşe’ye laf atarken duydum: “Gençsin, güzelsin, tek başına yaşamak kolay mı bakalım?” Ayşe başını eğip hızla geçti yanından. İçim cız etti.
Bir akşam Elif ateşlendi. Ayşe panik halde kapımı çaldı. “Halime Teyze, ne olur bana yardım et!” dedi gözleri dolu dolu. Hemen Elif’i kucağıma alıp ateşini ölçtüm, soğuk kompres yaptım. Ayşe’nin elleri titriyordu. “Ben anneliği beceremiyorum galiba,” dedi hıçkırarak. Onu sıkıca kucakladım: “Hepimiz bazen böyle hissederiz kızım. Yalnız değilsin.”
Bir süre sonra apartmanda Ayşe’ye karşı olan önyargılar daha da arttı. Bir gün apartman toplantısında, yönetici Mahmut Bey yüksek sesle konuştu: “Ayşe Hanım, lütfen geceleri çocuğunuzun sesine dikkat edin. Diğer komşular rahatsız oluyor.” O an herkesin gözü Ayşe’deydi. Yüzü kıpkırmızı oldu, gözleri doldu ama bir şey diyemedi. Ben dayanamayıp araya girdim: “Hepimizin çocuğu oldu, ağladı, hastalandı. Birbirimize destek olacağımıza köstek mi olacağız?” dedim. Salonda bir sessizlik oldu. Kimse cevap veremedi.
Ayşe o akşam bana geldi. “Keşke başka bir yere taşınsaydım,” dedi. “Burada da yalnızım.” Onun yalnızlığına kendi yalnızlığımı ekledim o an. “Ben de yıllardır yalnızım kızım,” dedim. “Ama sen ve Elif gelince evim şenlendi.” Birlikte ağladık o gece.
Günler geçtikçe Ayşe’yle dostluğumuz güçlendi. Birlikte pazar alışverişine gittik, Elif’le parkta oynadık. Ama mahalledeki dedikodular bitmedi. Bir gün Elif’in babası ansızın apartmana geldi. Kapıda tartışma çıktı. Ayşe’nin eski kocası, Elif’i görmek istediğini söyledi ama Ayşe izin vermedi. Adam bağırmaya başladı: “Senin yüzünden kızımı göremiyorum!” Komşular camlardan izliyordu. Ayşe korkudan titriyordu. Hemen yanlarına gittim, adamı sakinleştirmeye çalıştım. “Burada kavga etmeyin, çocuğun yanında olmaz,” dedim kararlı bir sesle. Adam bir süre sonra pes edip gitti.
O gece Ayşe bana sarıldı: “Halime Teyze, iyi ki varsın. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum.” Ben de ona sarıldım: “Sen de iyi ki geldin kızım. Yalnızlığımı unuttum sayende.”
Ama hayat yine de kolay değildi. Ayşe iş bulmakta zorlanıyordu. Çoğu işveren, küçük çocuğu olduğu için onu işe almak istemiyordu. Bir gün iş görüşmesinden üzgün döndü: “Çocuğun var diye kimse güvenmiyor Halime Teyze,” dedi. “Sanki tek başıma ayakta duramazmışım gibi…” Onu teselli etmeye çalıştım: “Sen güçlü bir kadınsın Ayşe. Kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin.”
Bir sabah Elif hastalandı ve Ayşe işe gidemediği için işten çıkarıldı. O gün mutfakta otururken gözyaşlarını tutamadı: “Hayat hep bana mı zor Halime Teyze?” dedi. Ben de kendi gençliğimi düşündüm; kayınvalidemle yaşadığım kavgaları, oğlumun Almanya’ya gidişini, kocamı kaybettiğim o soğuk kış gecesini… “Hayat herkese zor kızım,” dedim. “Ama bazen bir omuz, bir sıcak çorba her şeyi değiştirir.”
Ayşe pes etmedi. Evde küçük bir dikiş atölyesi kurdu. Mahalledeki kadınlara elbise dikmeye başladı. Ben de ona yardım ettim; eski dikiş makinamı verdim. Birlikte çalıştık, güldük, ağladık. Zamanla mahalledeki kadınlar da ona alıştı. Elif ise artık daha mutlu, daha neşeliydi.
Bir akşam Elif bana sarılıp “Halime Teyze, sen benim anneannem olur musun?” dedi. Gözlerim doldu. “Tabii ki olurum kuzum,” dedim. O an yıllardır hissetmediğim bir sıcaklık sardı içimi.
Şimdi düşünüyorum da; yalnızlık mı daha zor, yoksa insanların önyargılarıyla mücadele etmek mi? Sizce bir kadının tek başına ayakta durması neden bu kadar zor olmalı? Yorumlarınızı merak ediyorum…