Kırık Tabakların Ardında: Bir Doğum Günü Gecesi

“Halina, bir dans etsek mi?” diye sordu eşim Cemil, gözlerinde yorgun ama umutlu bir bakışla. Masanın ucunda, eski bir düğün salonunun loş ışıkları altında, önümüzde yarısı kırılmış bir tabak, soğumuş pilav ve bitmemiş bir şarap şişesiyle oturuyorduk. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır üst üste yığılmış tüm duygularım, o tabak gibi çatlamıştı.

Cemil’in elini nazikçe reddettim. “Yorgunum,” dedim, ama asıl yorgunluğumun bedenimden değil, ruhumdan geldiğini o an anladım. Karşımızda, patronum Yavuz Bey, altmışıncı yaş gününü kutluyordu. Sahnenin önünde, gömleğinin düğmeleri açılmış, kravatı gevşemiş, genç kadınlarla dans ediyordu. Kadınlar arasında fısıldaşmalar, “Ne kadar karizmatik, ne kadar genç görünüyor!” nidaları yükseliyordu. İçimde bir kıskançlık dalgası kabardı; yıllardır aynı şirkette çalıştığım, bana hep mesafeli ama bir o kadar da yakın davranan Yavuz Bey’e karşı hissettiklerim, bu gece daha da karmaşık bir hal almıştı.

Masanın diğer ucunda, Cemil’in iki arkadaşı hararetli bir şekilde tartışıyordu. “Bu ülkede kimseye güven olmaz!” dedi biri, diğeri ise “Her şey para, başka bir şey değil!” diye bağırdı. Üçüncü adam ise başını masaya koymuş, derin bir uykuda horluyordu. Herkes kendi dünyasında kaybolmuştu; ben ise kendi içimde boğuluyordum.

Birden Yavuz Bey’in bakışları bana takıldı. Göz göze geldik. Hafifçe başını eğdi, gülümseyerek beni dansa davet etti. Cemil’in gözleri bir anlığına karardı, dudakları titredi. “Gitmek ister misin?” diye sordu, sesi neredeyse fısıltıydı. O an, içimdeki fırtına daha da şiddetlendi. Gitmek istedim; yıllardır hayalini kurduğum özgürlüğe, heyecana, belki de yasak bir aşka doğru bir adım atmak istedim. Ama aynı anda, Cemil’in bana olan sevgisi, yılların alışkanlığı ve çocuklarımızın yüzü gözümün önüne geldi.

“Hayır,” dedim, “burada kalmak istiyorum.” Ama gözlerim Yavuz Bey’in üzerinde takılı kaldı. O an Cemil’in elini sıktım; sanki ona değil de kendime tutunmaya çalışıyordum.

Gece ilerledikçe müzik daha da hızlandı. Yavuz Bey’in dansı daha da coşkulu hale geldi. Kadınlar etrafında pervane olurken, ben masada yalnızlığımı içime çekiyordum. Cemil ise sessizce bana bakıyor, aramızdaki görünmez duvarı aşmaya çalışıyordu.

Bir ara tuvalete gitmek bahanesiyle masadan kalktım. Koridorda Yavuz Bey’le karşılaştım. “Halina Hanım,” dedi, sesi yumuşaktı ama içinde bir davet gizliydi, “bu gece çok güzelsiniz. Sizi dans pistinde görememek büyük kayıp.”

Yutkundum. “Teşekkür ederim Yavuz Bey,” dedim, sesim titriyordu. “Ama ben… Ben bu gece kendimi iyi hissetmiyorum.”

Yavuz Bey hafifçe gülümsedi. “Hayat kısa Halina Hanım,” dedi, “bazen insan kendine bir şans vermeli.”

O an içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Yıllardır Cemil’le yaşadığım sıradan hayat, çocukların okul masrafları, ev kredisi, market alışverişleri… Hepsi bir anda gözümün önünden geçti. Bir yanda heyecan ve tutku; diğer yanda güven ve alışkanlık… Hangisi gerçek mutluluktu?

Tuvaletten dönerken aynada kendime baktım. Gözlerimin altındaki morluklar, alnımdaki çizgiler… Gençliğim çoktan geçmişti ama içimde hâlâ yanmaya çalışan bir kıvılcım vardı.

Masaya döndüğümde Cemil bana baktı. “İyi misin?” diye sordu endişeyle.

“İyiyim,” dedim ama sesimden bile yalan söylediğim anlaşılıyordu.

Bir süre sonra doğum günü pastası geldi. Herkes alkışladı, Yavuz Bey mumları üflerken gözleri yine beni aradı. O an Cemil’in elini tuttum; bu sefer gerçekten ona tutunmak istedim. Ama içimdeki boşluk büyüyordu.

Gece bittiğinde eve dönerken arabada sessizlik hakimdi. Cemil direksiyona sıkıca tutunmuştu. “Halina,” dedi birden, “bana doğruyu söyle. Yavuz Bey’le aranda bir şey mi var?”

Şaşırdım. “Hayır,” dedim hemen ama gözlerimden yaşlar süzüldü.

Cemil arabayı kenara çekti. “Bak,” dedi titreyen bir sesle, “ben seni hâlâ seviyorum. Ama senin mutsuz olduğunu görüyorum. Eğer gitmek istersen… seni zorla tutamam.”

O an içimdeki tüm duygular patladı. Ağlamaya başladım. “Ben de seni seviyorum Cemil,” dedim, “ama kendimi kaybettim. Ne istediğimi bilmiyorum artık.”

Cemil başını öne eğdi. “Birlikte yeniden başlayabilir miyiz?” diye sordu.

Uzun süre sustum. Sonra başımı salladım. “Bilmiyorum Cemil… Bilmiyorum.”

O gece uyuyamadım. Tavana bakarken kendi kendime sordum: Hayatımda gerçekten ne istiyorum? Güvenli limanda kalmak mı, yoksa bilinmeze yelken açmak mı? Siz olsanız ne yapardınız?