Mucize mi, Lanet mi? Oğlumun Kulaksız Doğduğu Hayatta Normal Olma Mücadelesi

“Anne, neden benim de kulaklarım yok?”

Efe’nin bu sorusu, bir pazar sabahı mutfakta çay demlerken içimi delip geçti. O an, bıçağın kemiğe dayandığı andı. Gözlerim doldu, ama Efe’ye belli etmemeye çalıştım. Oğlumun gözlerinde, cevabını bilmediğim bir sorunun ağırlığı vardı. “Sen çok özelsin, Efe’ciğim,” dedim, titreyen sesimle. Ama biliyordum, bu cevap ona yetmeyecekti. Çünkü Efe, artık beş yaşındaydı ve mahalledeki çocukların bakışlarından, fısıldaşmalarından, hatta bazen açıkça söyledikleri acımasız sözlerden yorulmuştu.

Efe doğduğunda, doktorlar odada fısıldaşıyordu. Annem, “Allah’ım, bu nasıl bir imtihan?” diye ağlıyordu. Kayınvalidem ise, “Sen hamileyken çok ağladın, ondan oldu,” diyerek beni suçluyordu. O an, anneliğin ne kadar ağır bir yük olduğunu ilk kez hissettim. Efe’nin kulakları yoktu. Sadece iki küçük çıkıntı… Ne işitme cihazı takılabiliyordu, ne de ameliyat için uygun yaştaydı. Kucağımda minicik bir mucize vardı ama herkes ona bir lanetmiş gibi bakıyordu.

Eşim Murat ilk başlarda çok güçlüydü. “Bizim oğlumuz, ne olursa olsun,” dedi. Ama zaman geçtikçe, onun da gözlerinde bir kırgınlık, bir çaresizlik belirdi. İşten eve geç gelmeye başladı. Akşam yemeklerinde sessizleşti. Bir gece, “Belki de başka bir şehirde baştan başlasak?” dedi. Ama ben biliyordum, kaçmak çözüm değildi. Nereye gidersek gidelim, Efe’nin kulaksızlığı bizimle gelecekti.

Ailemin baskısı da bitmek bilmiyordu. Annem sürekli dua ediyor, nazar duaları okuyordu. “Belki bir gün kulakları çıkar,” diyordu. Kayınvalidem ise komşulara Efe’yi göstermemek için türlü bahaneler uyduruyordu. Bir gün, Efe’yi parka götürdüğümde, yanımıza gelen bir kadın, “Ay yazık, bu çocuğun annesi yok mu?” dedi. O an, içimdeki tüm acı bir öfkeye dönüştü. “Ben onun annesiyim!” diye bağırdım. Kadın utandı, ama Efe’nin gözlerinde yine o soru vardı: Neden ben?

Efe büyüdükçe, sorular da büyüdü. Okula başladığında, çocuklar ona “Kulaksız Efe” demeye başladılar. Öğretmeni bile bazen onu anlamakta zorlanıyordu. Bir veli toplantısında, başka bir annenin, “Onunla aynı sırada oturmak istemiyor kızım,” dediğini duydum. O gece sabaha kadar ağladım. Murat’a, “Oğlumuzun suçu ne?” diye sordum. O ise sadece sustu.

Bir gün, Efe eve geldiğinde yüzünde bir çizik vardı. “Ne oldu?” dedim. “Ali itti beni, ‘Sen uzaylısın’ dedi,” diye ağladı. O an, içimdeki tüm korkuları bir kenara bırakıp harekete geçmeye karar verdim. Efe için savaşacaktım. Onun hakkı olanı alması için ne gerekiyorsa yapacaktım.

İlk işim, İstanbul’daki en iyi kulak cerrahlarını araştırmak oldu. Randevu almak için günlerce uğraştım. Her seferinde aynı cevabı aldım: “Henüz yaşı küçük, büyüyünce ameliyat olabilir.” Ama ben beklemek istemiyordum. Efe’nin her gün biraz daha içine kapanmasını izlemek dayanılmazdı.

Bir gün, Efe’yle birlikte hastanede beklerken yanımıza başka bir anne ve oğlu oturdu. O çocuğun da bir bacağı yoktu. Annesi bana döndü, “Biz de çok zorlandık başta. Ama oğlumun eksik değil, farklı olduğunu öğrendik,” dedi. O an, ilk kez yalnız olmadığımı hissettim. Eve döndüğümde Murat’a, “Efe’yi saklamayacağız. Onunla gurur duyacağız,” dedim. Murat başta karşı çıktı. “İnsanlar acımasız,” dedi. Ama ben kararlıydım.

Efe’yi bir drama kursuna yazdırdım. İlk başta çok çekindi. Ama zamanla sahnede kendini ifade etmeye başladı. Seyirciler arasında bazen alay edenler oluyordu ama Efe pes etmedi. Bir gün, sahnede “Benim kulaklarım yok ama kalbim var!” diye bağırdı. O an, salonda bir sessizlik oldu. Sonra alkışlar yükseldi. Gözyaşlarımı tutamadım.

Ailemiz içinde de çatışmalar bitmedi. Annem hâlâ dualarla çözüm arıyordu. Kayınvalidem ise Efe’nin fotoğraflarını sosyal medyada paylaşmamı istemiyordu. Bir gün, Murat’la büyük bir kavga ettik. “Sen oğlunu kabullenmiyorsun!” dedim. O ise, “Onun üzülmesini istemiyorum!” diye bağırdı. O gece evde buz gibi bir hava esti. Ama sabah Murat yanıma geldi, elimi tuttu: “Belki de sen haklısın. Efe’yi olduğu gibi sevmeliyiz.”

Yıllar geçti. Efe büyüdü, liseye başladı. Hâlâ zorluklar yaşıyor, hâlâ insanlar bakıyor, fısıldıyor. Ama Efe artık daha güçlü. Bir gün bana, “Anne, ben farklıyım ama eksik değilim,” dedi. O an, tüm mücadelemin anlamını bulduğunu hissettim.

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir mucize her zaman mutluluk mu getirir? Yoksa bazen en büyük mucize, insanın kendini olduğu gibi kabul etmesi midir?

Sizce, toplumun önyargılarını kırmak için daha ne yapabiliriz? Bir annenin sevgisi her şeye yeter mi?