Kırık Bağlar: Bir Yuvanın ve Kimliğin Peşinde
“Yine mi kavga ettiniz Murat? Kaç kere söyledim, susmayı öğren!” Sevim Hanım’ın sesi, yurttaki koridorun soğuk duvarlarında yankılandı. O an, içimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım. Ellerim titriyordu. Yine suçlu bendim, yine yanlış bendeydi. Oysa sadece kendimi savunmuştum. “Ben istemedim ki, onlar dalga geçti,” dedim kısık bir sesle. Ama kimse duymadı.
Benim adım Murat. On altı yaşındayım ve hayatım boyunca bir kere bile annemin saçımı okşadığını hatırlamıyorum. Babamı hiç tanımadım. Annem beni daha bebekken bırakıp gitmiş. O günden beri devletin bana sunduğu dört duvar arasında büyüdüm. Her gece, camdan yıldızlara bakıp gerçek bir ailem olsun diye dua ettim. Ama dualarım hep cevapsız kaldı.
Bir gün, yurdun müdürü beni odasına çağırdı. “Murat, seni görmek isteyen bir aile var,” dedi. Kalbim deli gibi atmaya başladı. Belki de sonunda biri beni isterdi. O gün, hayatımın en umutlu günüydü. Sevim Hanım ve Kemal Bey’le tanıştım. Güleryüzlüydüler, bana sıcak davrandılar. Birlikte dondurma yedik, sahilde yürüdük. Kemal Bey bana, “Senin gibi akıllı bir çocuğa ihtiyacımız var,” dediğinde gözlerim doldu.
Onların evine taşındığımda her şey rüya gibiydi. Kendi odam vardı, yatağımda yeni çarşaflar… Sevim Hanım bana sarıldı, “Artık bizim oğlumuzsun,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi: Belki de gerçekten aile olabilirdik.
Ama zamanla işler değişti. Kemal Bey’in işsiz kalmasıyla evde huzur bozuldu. Sevim Hanım’ın yüzündeki gülümseme soldu. Her tartışmada ben hedef oldum. “Sen olmasaydın bu kadar masrafımız olmazdı!” diye bağırdı bir gün Sevim Hanım. O an, içimdeki umut kırıldı. Yine istenmeyen çocuktum.
Bir gece, Kemal Bey’in sesiyle uyandım:
— Sevim, bu çocuk bizim başımıza bela olacak!
— Ne yapalım Kemal? Geri mi gönderelim?
O cümleler beynimde yankılandı: Geri mi gönderelim? O an anladım; kimse beni gerçekten istemiyordu.
Bir sabah, valizimi hazırlamış buldum. Sevim Hanım gözlerime bakmadan, “Yurda geri dönmen gerekiyor,” dedi. Sanki ben bir eşyaydım, istenmeyen bir yük… O gün, hayatımdaki en büyük kırgınlığı yaşadım.
Yurda döndüğümde hiçbir şey eskisi gibi değildi. Arkadaşlarım bana acıyarak bakıyordu. Müdür bile gözlerini kaçırıyordu. Kendime olan inancımı kaybettim. Kimseye güvenmemeye başladım. Geceleri uyuyamıyor, sabaha kadar tavana bakıyordum.
Bir gün, yeni gelen bir gönüllüyle tanıştım: Barış Abi. Bana kitaplar getirdi, birlikte satranç oynadık. Bir gün bana dedi ki:
— Murat, herkes hata yapar ama senin değerini kimse belirleyemez.
O sözler içimde bir kıvılcım yaktı ama geçmişin gölgesi peşimi bırakmıyordu.
Aylar sonra yurda yeni bir çift geldi: Emine Hanım ve Halil Bey. Onlarla tanışmak istemedim; yine aynı hayal kırıklığını yaşamak istemiyordum. Ama Emine Hanım pes etmedi:
— Murat, seninle konuşmak istiyorum. Sadece beş dakika…
İstemeye istemeye kabul ettim. Bana kendi çocukluklarından bahsettiler; Halil Bey de küçükken babasını kaybetmişti. Emine Hanım ise annesiyle yıllarca yalnız yaşamıştı.
— Biz seni değiştirmek için değil, yanında olmak için buradayız, dedi Emine Hanım.
İlk defa biri benden beklenti içinde olmadan yaklaşmıştı.
Onlarla zaman geçirdikçe içimdeki buzlar erimeye başladı. Bir gün Halil Bey bana sordu:
— Murat, ne olmak istiyorsun?
Cevap veremedim; çünkü hiç hayal kurmamıştım.
— İstersen birlikte düşünelim, dedi gülümseyerek.
Yavaş yavaş onlara alışmaya başladım ama her güzel anın sonunda içimde bir korku vardı: Ya yine gönderirlerse? Ya yine istenmezsem?
Bir akşam Emine Hanım yanıma oturdu:
— Murat, korktuğunu biliyorum ama biz buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.
O an gözyaşlarımı tutamadım. İlk defa biri bana sarılırken kendimi güvende hissettim.
Ama geçmiş kolay kolay peşini bırakmıyor insanın… Okulda arkadaşlarım “yurttan gelme” diyerek dalga geçiyordu. Bir gün kavga çıktı; müdür beni çağırdı:
— Murat, neden sürekli sorun yaşıyorsun?
Cevap veremedim; çünkü anlatacak gücüm yoktu.
Eve döndüğümde Halil Bey kapıda bekliyordu:
— Ne oldu oğlum?
Başımı eğdim:
— Yine kavga ettim…
Halil Bey sessizce yanıma oturdu:
— Geçmişini değiştiremeyiz ama geleceğini birlikte kurabiliriz.
O gece uzun uzun düşündüm: Gerçekten yeni bir başlangıç mümkün müydü? İnsan geçmişinin gölgesinden kurtulabilir miydi?
Şimdi on sekiz yaşındayım ve üniversite sınavına hazırlanıyorum. Hâlâ korkularım var ama artık yalnız değilim. Emine Hanım ve Halil Bey bana sadece bir aile değil, umut da oldular.
Bazen geceleri hâlâ yıldızlara bakıp soruyorum kendime: Bir insan kaç kere yeniden başlama şansı bulur? Sizce geçmişimiz bizi ne kadar tanımlar? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşır mısınız?