Mutfakta Başlayan Fırtına: Bir Günlük Kaosun Ardından Gelen Sessizlik
“Yine bütün gün televizyonun başında pinekledin, değil mi?” diye bağırdı Erhan, kapıyı sertçe kapatıp anahtarları portmantoya fırlatırken. O an elimdeki çay bardağı titredi, içindeki sıcaklık avuçlarımı yakarken gözlerim ekrana kilitlenmişti. Yorgunluğumun ağırlığıyla kanapeye uzanmış, bir yandan akşam yemeğini düşünürken bir yandan da dizinin dramatik sahnesine dalmıştım. Ama Erhan’ın sesiyle gerçek dünyaya döndüm.
“Erhan, sabahtan beri evde koşturuyorum. Çamaşır, ütü, temizlik… Biraz dinlenmek istedim,” dedim, sesim titrek ama kararlıydı. O ise gözlerini devirdi, mutfağa geçti ve buzdolabını açtı. “Yemek de yok mu? İnsan bir çorba koyar bari!”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır aynı döngü: Sabah erkenden kalk, çocukları okula hazırla, evin işini bitir, akşam eşinin surat asmasına maruz kal. Kimse sormuyor: “Sen nasılsın, iyi misin?” diye. Sanki ben bu evin görünmez hizmetçisiyim.
Oğlumuz Mert odasından kafasını uzattı: “Anne, akşam yemeği ne zaman hazır olur? Açım.”
Kızım Elif ise telefonda arkadaşlarıyla konuşuyor, arada bana bakıp gözlerini deviriyor. “Anne, ütü yaptın mı? Yarın sınavım var, gömleğim lazım.”
Bir an sustum. Ellerim titredi. Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Bugün yemek yok,” dedim sessizce ama duyulacak kadar net bir şekilde. Herkes bir an durdu. Erhan bana şaşkınlıkla baktı. Mert’in yüzü asıldı. Elif ise sinirle odasına kapandı.
O gün mutfakta hiçbir şey pişmedi. Ocağın üstü bomboştu. Sadece çaydanlığın altındaki suyun fokurtusu vardı evde. Akşam olunca herkes aç kaldı. Erhan sinirle dışarıdan lahmacun söyledi ama kimse masaya oturmadı. Herkes odasına çekildi, kendi köşesine saklandı.
Gece olunca sessizliği fırsat bilip mutfağa girdim. Bulaşıklar yığılmış, tezgah dağınıktı. Bir sandalyeye oturup ellerimi başıma koydum. İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke ve kırgınlık dalga dalga yükseldi. “Ben ne zaman bu kadar görünmez oldum?” diye düşündüm.
Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kızım, evlilik sabır ister. Kadın olmak zor iştir.” Ama neden hep biz kadınlar sabretmek zorundayız? Neden kimse bizim de insan olduğumuzu anlamıyor?
Sabah olduğunda evde garip bir sessizlik vardı. Herkes kendi işine bakıyor, kimse kimseyle konuşmuyordu. Mert kahvaltısını hazırlamaya çalışırken yumurtayı yere düşürdü, Elif tost makinesini çalıştıramadı. Erhan ise gömleğini bulamayınca sinirle gardırobu karıştırdı.
O an içimde bir huzur hissettim. Yıllardır ilk defa kimseye hizmet etmiyordum. Sadece kendim için bir fincan kahve yaptım ve balkona çıktım. Güneş yeni doğuyordu, kuşlar cıvıldıyordu. O an anladım ki; ben de varım, ben de insanım.
Öğlene doğru Erhan yanıma geldi. Yüzünde pişmanlık vardı ama gururundan konuşamıyordu. “Bak… Şey… Akşam ne yesek?” dedi utangaçça.
Ona baktım ve ilk defa gözlerinin içine korkusuzca baktım: “Bilmiyorum Erhan, bugün herkes kendi yemeğini kendi hazırlasın.”
Mert ve Elif de mutfağa gelip bana sarıldılar. “Anne, özür dileriz,” dediler. Gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan ağladım.
O günden sonra evde işler değişti. Herkes kendi işini yapmaya başladı. Mert bulaşığa yardım etti, Elif ütü yapmayı öğrendi. Erhan ise hafta sonları kahvaltı hazırlamayı alışkanlık haline getirdi.
Bazen hâlâ eski alışkanlıklarımıza dönsek de artık kimse beni görünmez saymıyor. Ben de insan olduğumu, duygularımın olduğunu hatırladım.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi evinizde görünmez olduğunuzu hissettiniz mi? Bir gün her şeyi bırakıp sadece kendiniz için yaşamak istediniz mi?