Kimse Beklemiyordu: Bir Doğumun Ardındaki Sessiz Çığlık

“Neden kimse beni duymuyor? Hemşire! Lütfen, bir şeyler yolunda gitmiyor!” diye bağırdım, sesim hastane koridorunda yankılandı. Annem, gözleri yaşlı, kapının önünde dua ediyordu. Babam ise ellerini başının arasına almış, çaresizce yere bakıyordu. O an, içimdeki korku ve acı, kelimelere sığmayacak kadar büyüktü.

O gece, Eskişehir Devlet Hastanesi’nin doğumhanesinde hayatımın en uzun saatlerini yaşadım. Doktorlar telaşla etrafımda dolaşıyor, hemşireler birbirlerine bakıp fısıldaşıyordu. Kocam Murat, kapının dışında ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Herkesin gözünde aynı endişe vardı: Ya bir şey ters giderse?

Hamileliğim boyunca her şey yolundaydı. Annem, “Kızım, Allah’ın izniyle sağ salim kucağına alırsın yavrunu,” derdi hep. Ama son haftalarda içimde bir huzursuzluk vardı. Doktorum Sevil Hanım’a defalarca söyledim: “Bebeğim hareket etmiyor gibi, bir gariplik var.” O ise her seferinde, “Her şey normal, endişelenme,” dedi. Ben de sustum. Kimseyi üzmek istemedim.

Ama o gece… Sancılarım başladığında saat gece yarısını geçmişti. Murat beni apar topar arabaya bindirdi. Yolda annemi aradık, “Hastaneye gelin,” dedik. Hastaneye vardığımızda sancılarım dayanılmazdı ama asıl acı, doktorun yüzündeki ifadeyi gördüğümde başladı.

“Bebeğin kalp atışları zayıf,” dedi Sevil Hanım. “Acil sezaryen yapmamız gerek.” O an dünya başıma yıkıldı. Annem ağlamaya başladı, babam duvara yumruğunu vurdu. Murat’ın gözleri doldu ama bana güçlü görünmeye çalıştı.

Ameliyathaneye alınırken içimde tarifsiz bir korku vardı. “Ya bebeğim ölürse? Ya ben ölürsem?” diye düşündüm. Ameliyat sırasında bir ara bilincimi kaybettim. Uyandığımda yanımda kimse yoktu. Sadece soğuk bir oda ve uzaktan gelen ağlama sesleri…

Bir hemşire geldi, gözlerini kaçırarak, “Geçmiş olsun,” dedi. “Bebeğiniz yoğun bakımda.” O an içimde bir şeyler koptu. “Ne oldu? Neden? Görebilir miyim?” diye sordum ama kimse cevap vermedi.

Saatler sonra Murat geldi, gözleri kan çanağı gibi olmuştu. “Doktorlar ellerinden geleni yapıyor,” dedi titrek bir sesle. Annem yanıma geldi, elimi tuttu: “Kızım, Allah’a dua et.”

Günler geçti, her gün yoğun bakım kapısında bekledik. Bebeğimin adını bile koyamamıştık daha. Herkes umutlu olmamı söylüyordu ama ben annelik içgüdüsüyle biliyordum: Bir şeyler çok yanlıştı.

Bir sabah doktor geldi, yüzünde o soğuk ifadeyle: “Çok üzgünüm… Elimizden geleni yaptık.” O an zaman durdu. Annem yere yığıldı, Murat ağlamamak için kendini zor tuttu. Ben ise sadece boşluğa baktım. İçimde bir çığlık vardı ama sesim çıkmıyordu.

Cenaze günü evimizde derin bir sessizlik hakimdi. Komşular başsağlığına geldi, herkes başını öne eğmişti. Annem sürekli ağlıyor, babam ise kimseyle konuşmuyordu. Murat’la aramızda görünmez bir duvar örülmüştü sanki; birbirimize sarılmak yerine susmayı seçtik.

Geceleri uykusuzlukla boğuşuyordum. Herkes bana güçlü olmamı söylüyordu ama kimse içimdeki fırtınayı bilmiyordu. Bir gece annem yanıma geldi: “Kızım, Allah’ın takdiri buymuş,” dedi. Ama ben öyle düşünmüyordum. İçimde bir öfke vardı; doktora, hastaneye, hatta kendime…

Bir gün Murat’la tartıştık. “Sen neden daha önce doktora gitmedin?” diye bağırdı bana. Ben de ona: “Sen de hiç ilgilenmedin! Hep işin vardı!” dedim. O an anladım ki acımızı paylaşmak yerine birbirimizi suçluyorduk.

Aylar geçti, hayat normale dönmeye çalıştı ama ben eski ben değildim artık. Her bebek sesi duyduğumda içim sızlıyordu. Komşuların bebeklerini gördükçe gözlerim doluyordu. Annem bana sürekli dua etmemi söylüyordu ama ben Tanrı’ya bile küsmüştüm.

Bir gün cesaretimi topladım ve Sevil Hanım’ın muayenehanesine gittim. “Neden beni dinlemediniz?” dedim gözyaşları içinde. O ise başını eğdi: “Bazen tıp da çaresiz kalıyor,” dedi sadece.

O günden sonra kendimi affetmeye çalıştım ama kolay olmadı. Murat’la aramızdaki mesafe büyüdü; o içine kapandı, ben ise yalnızlaştım. Babam hastalandı, annem yaşlandı; ailemiz eski neşesini kaybetti.

Şimdi yıllar geçti üzerinden ama o geceyi unutamıyorum. Hâlâ rüyalarımda bebeğimin ağlama sesini duyuyorum. Hâlâ kendime soruyorum: O gün daha fazla ısrar etseydim, her şey farklı olur muydu? Yoksa kaderden kaçmak mümkün müydü?

Sizce insan kendi kaderini değiştirebilir mi? Yoksa bazen ne yaparsak yapalım bazı acılar yaşanmak zorunda mı?