Kendi Hayatımı Kurtarırken Onunkini Yıktım: Bir İstanbul Akşamı

“Ne yapıyorsun Zeynep? Ne yapıyorsun sen?” diye bağırdı Emre, sesi titreyerek. Gözlerinde hem öfke hem de tarifsiz bir acı vardı. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşmıştı; ellerim titriyor, kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Annemin salonun kapısında sessizce izlediğini fark ettim, bakışlarında hem endişe hem de onay vardı. “Emre, lütfen… Daha fazla uzatma. Her şey kararlaştırıldı,” dedim, gözlerimi kaçırarak. Emre bir adım daha yaklaştı, sesi kısıldı: “Zeynep, bana bunu yapma. Biliyorsun, sensiz nefes alamam. Neden?”

O an, içimdeki tüm duvarlar yıkıldı. Yıllardır süren mücadelemin, ailemin üzerimdeki baskısının ve İstanbul’un o boğucu mahalle dedikodularının ağırlığıyla eziliyordum. Babam işini kaybettiğinden beri evde huzur kalmamıştı. Annem her fırsatta “Kızım, bu mahallede adımız çıkarsa kimse yüzümüze bakmaz!” diye söylenirdi. Ben ise üniversiteyi bitirmiş, iş bulamamış, hayallerini ertelemek zorunda kalan bir genç kadındım. Emre’yle çocukluktan beri birbirimizi severdik ama onun da durumu benden farksızdı; babasının küçük bakkalında çalışıyor, ailesine destek olmaya çalışıyordu.

Bir ay önce annem, “Zeynep, Mahir seni istiyor. Ailesi varlıklı, kendi işini kurmuş. Böyle bir fırsat bir daha gelmez,” dediğinde içimde bir şeyler kırılmıştı. Mahir’i tanıyordum; düzgün bir adamdı, saygılıydı ama ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum. Annem ise ısrarcıydı: “Bak kızım, aşk karın doyurmaz. Emre’yle evlensen ne olacak? İki kuruş parayla mı yaşayacaksınız?”

O gece Emre’yle buluştuğumda ona her şeyi anlattım. “Zeynep, kaçalım! Başka şehirde yeni bir hayat kurarız,” dedi gözleri parlayarak. Ama ben korkaktım; ailemi bırakıp gitmeye cesaretim yoktu. Annemin gözyaşları, babamın sessizliği ve kardeşimin bana umutla bakan gözleri… Hepsi omuzlarımda birer yük olmuştu.

Düğün günü yaklaştıkça içimdeki huzursuzluk büyüdü. Mahir’in ailesi her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamıştı; lüks bir salon tutulmuş, gelinliğim seçilmişti. Annem her gün “Bak kızım, ne güzel insanlara gelin oluyorsun,” diyordu ama ben aynada kendime baktığımda gözlerimdeki boşluğu görebiliyordum.

Düğünden iki gün önce Emre kapımızın önüne geldi. Yağmur yağıyordu; saçları sırılsıklam olmuştu. “Zeynep, son kez soruyorum: Benimle gelir misin?” dedi fısıltıyla. Annem içeriden bağırdı: “Git başımızdan! Kızımı rahat bırak!” Emre bana baktı; gözlerinde umut kırıntısı aradım ama sadece yorgunluk ve hüzün vardı.

O gece sabaha kadar ağladım. Kendi hayatımı mı kurtarmalıydım yoksa sevdiğim adamın yanında mı kalmalıydım? Sabah olduğunda kararımı vermiştim: Mahir’le evlenecektim. O gün Emre’ye bir mesaj attım: “Affet beni. Bunu yapmak zorundayım.”

Düğün günü geldiğinde herkes mutluydu; annem gururla etrafa gülümsüyor, babam sessizce köşede oturuyordu. Mahir bana nazikçe gülümsedi; elimi tuttuğunda ellerim buz gibiydi. Nikah memuru soruyu sorduğunda boğazım düğümlendi ama “Evet” dedim. O an Emre’nin yüzü gözümün önüne geldi; bana sarıldığı günleri, birlikte hayal kurduğumuz akşamları düşündüm.

Evliliğimizin ilk aylarında Mahir bana iyi davrandı; her ihtiyacımı karşılamaya çalıştı ama aramızda görünmez bir duvar vardı. Onunla konuşurken hep mesafeliydim; gülüşlerim sahteydi, gözlerim hep uzaklara dalıyordu. Mahir bunu fark ettiğinde bir gece sordu: “Beni hiç sevecek misin Zeynep?” Cevap veremedim; sadece ağladım.

Aylar geçti, evliliğimiz alışkanlığa dönüştü. Annem arada arayıp “Bak kızım, ne güzel hayatın var,” dediğinde içimde bir boşluk hissediyordum. Emre’yi ise mahallede bazen uzaktan görüyordum; yüzü solgundu, gözleri hep yerdeydi. Bir gün onunla karşılaştık; bana yaklaştı ve sessizce sordu: “Mutlu musun?” Gözlerim doldu ama cevap veremedim.

Yıllar geçti; Mahir’le iki çocuğumuz oldu. Onlara iyi bir anne olmaya çalıştım ama içimdeki eksiklik hiç geçmedi. Emre başka biriyle evlendiğini duydum; onun da mutlu olmadığını söylediler. Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Hayatımı kurtardım mı gerçekten? Yoksa sadece başka bir hayatı yıktım mı?

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Ailenizin beklentilerine boyun eğip güvenli yolu mu seçerdiniz yoksa kalbinizin sesini mi dinlerdiniz?