Kayınvalidem Bulaşık Makinesi Almak İstedi, Annem İzin Vermedi: İki Aile Arasında Sıkışıp Kaldım
“Sen şimdi kayınvalidene söyleyeceksin, bu eve bulaşık makinesi girmeyecek!” Annemin sesi mutfağın fayanslarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki çaydan bir damla masaya düştü. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki iki farklı dünyanın arasında sıkışmıştım: Bir yanda annemin yıllardır süregelen alışkanlıkları, öte yanda eşimin ailesinin modern yaklaşımı.
O sabah her şey sıradan başlamıştı. Eşim Zeynep’le kahvaltı hazırlarken, telefonum çaldı. Kayınvalidem, Emine Hanım, neşeli sesiyle “Kızım, size bulaşık makinesi alacağım. Zeynep de çok yoruluyor, gençsiniz, kolaylık olsun,” dedi. İçimden bir oh çektim; çünkü Zeynep’le evlendikten sonra annemle aynı evde yaşamak başlı başına bir mücadeleydi. Zeynep’in en çok şikayet ettiği şey ise bulaşık yıkamaktı. Annem ise her fırsatta “Bulaşık yıkamak kadına terapi olur,” derdi.
Telefonu kapattıktan sonra Zeynep’in gözleri parladı. “Bak gördün mü? Annem ne kadar düşünceli!” dedi. O an içimde bir huzur hissettim; belki de bu küçük hediye, evdeki gerginliği azaltırdı. Ama yanılmışım.
O akşam anneme durumu anlatırken, yüzü bir anda asıldı. “Benim evimde makineye bulaşık yıkanmaz! O kadar tembelleştiniz ki… Biz yıllarca elimizle yıkadık da ne oldu? Sen şimdi kayınvalidene söyleyeceksin, bu eve bulaşık makinesi girmeyecek!”
Bir an sustum. Annemin gözlerinde öfke ve kırgınlık vardı. “Anne, bak Zeynep de çok yoruluyor, hem ben de yardım ediyorum ama bazen yetişemiyoruz…” dedim. Annem elindeki bezle masayı silerken bana bakmadan konuştu: “Senin işin gücün yok mu? Akşamları iki tabak yıkamaktan mı korkuyorsunuz? O kadın sana iyilik yapmıyor oğlum, kendi kızına rahatlık sağlamak istiyor!”
İçimde bir huzursuzluk büyüdü. Annemin sözleriyle kayınvalidemin niyeti arasında kalmıştım. Zeynep ise akşam eve döndüğünde heyecanla “Annen ne dedi?” diye sordu. Göz göze geldik. Yalan söylemek istemedim ama gerçeği de tam olarak anlatamadım.
“Biraz düşündü… Ama alışkanlıkları farklı ya, biraz zamana ihtiyacı var sanırım,” dedim. Zeynep’in yüzü düştü. “Yani yine mi olmaz?” dedi sessizce.
O gece yatağa uzandığımda tavanı izledim. Kafamda annemin sözleri dönüp duruyordu: “O kadın sana iyilik yapmıyor…” Gerçekten öyle miydi? Yoksa annem kendi otoritesini mi korumak istiyordu? Ya da kayınvalidem gerçekten bizim iyiliğimizi mi düşünüyordu?
Ertesi gün işten eve dönerken marketten annemin sevdiği börekten aldım; belki gönlünü alırım diye düşündüm. Eve girer girmez annemi mutfakta buldum, elleri yine deterjanlı suyun içinde. “Anne, bak sana börek aldım,” dedim. Kafasını kaldırmadan “Sağ ol oğlum,” dedi ama sesi soğuktu.
Zeynep ise odasında sessizce kitap okuyordu. Yanına gittim, elini tuttum. “Bak, annemi ikna etmeye çalışacağım ama biraz zaman ver,” dedim. Gözleri doldu: “Ben senin annenle kavga etmek istemiyorum ki… Ama bazen kendimi bu evde misafir gibi hissediyorum.”
İşte o an içimde bir şeyler koptu. Evliliğimizin başından beri iki aile arasında köprü olmaya çalışıyordum ama artık köprü değil, duvar olmuştum sanki.
Bir akşam yemek masasında konu tekrar açıldı. Annem tabağına pilav koyarken Zeynep’e döndü: “Kızım, sen gençsin, iki tabak yıkamaktan yorulmazsın. Bizim zamanımızda her şey elde yapılırdı.” Zeynep başını eğdi: “Ben de elimden geleni yapıyorum anneciğim ama bazen çok geç geliyorum işten…”
Annemin sesi yükseldi: “O zaman işini bırak! Evine bak! Ben oğlumu böyle yetiştirmedim.”
O an masada buz gibi bir hava esti. Ben araya girdim: “Anne, herkesin hayatı değişti artık. Zeynep de çalışıyor, ben de çalışıyorum. Bir makineyle hayatımız kolaylaşacaksa neden olmasın?”
Annem gözlerimin içine baktı: “Sen benim evimde benim sözümden çıkarsan, o zaman kendi evini tutarsın!”
İşte o cümleyle her şey değişti. O gece Zeynep’le uzun uzun konuştuk. “Belki de kendi evimize çıkmalıyız,” dedi Zeynep gözleri dolu dolu. Ben ise hem annemi hem eşimi üzmekten korkuyordum.
Ertesi gün kayınvalidem aradı: “Ne oldu kızım, makineyi ne zaman alayım?” Zeynep telefonda ağlamamak için zor tuttu kendini: “Anneciğim… Burada işler biraz karışık.”
Kayınvalidem ise anlamıştı: “Bak kızım, ben senin iyiliğini isterim ama kimseyi üzmek istemem. Ama unutma, kendi hayatınızı yaşayın.”
O gece annemle oturup konuştum. “Anne, bak biz burada mutlu değiliz artık. Seninle tartışmak istemiyoruz ama hayatımızı kolaylaştırmak istiyoruz.” Annem gözyaşlarını tutamadı: “Ben sizi kaybetmek istemiyorum ama bu evde kurallar benim.”
Bir hafta sonra Zeynep’le küçük bir daire tuttuk. Taşınırken annem kapıda ağladı: “Ben seni böyle hayal etmemiştim oğlum…”
Yeni evimize bulaşık makinesi geldiğinde Zeynep’in gözlerindeki mutluluğu gördüm ama içimde bir burukluk vardı. Annemi üzmüştüm; ama kendi ailemi kurmak için başka çarem yoktu.
Şimdi bazen akşamları mutfakta bulaşık makinesinin sesiyle dalıp gidiyorum: Acaba annemi anlamaya çalışırken kendimi mi kaybettim? Yoksa herkesin kendi hayatını kurması mı gerekiyor? Siz olsanız ne yapardınız?