Her Şeyim Var, Sadece Sen Yoksun: Bir Günlükten Hayat Hikayesi
“Ayşe Hanım, bakar mısınız? Şu fotoğrafa bakın, oğlumun yeni arabası! Geçen hafta aldı, sıfır kilometre!” Zeynep’in sesi apartman girişinde yankılandı. Elindeki telefonu bana doğru uzatırken gözleri parlıyordu. Ben ise elimdeki faturaları sıkıca tutuyordum, parmaklarımın ucunda biriken teri hissediyordum. Göz ucuyla fotoğrafa baktım; parlak bir araba, yanında gülümseyen bir adam ve arka planda göl manzarası.
“Çok güzelmiş Zeynep Hanım, Allah daha çok versin,” dedim, ama sesim titriyordu. Gözlerimi kaçırdım, çünkü içimde bir şeyler kırılıyordu. O an, apartmanın soğuk merdivenlerinde yalnızlığımın ağırlığı omuzlarıma çöktü. Zeynep anlatmaya devam etti: “Bir de torunum var ya, piyano çalmaya başladı! Bakın, videosu da var. Müzik okuluna gidiyor artık.”
Başımı salladım, “Maşallah,” dedim. Ama aklım başka yerdeydi. Oğlum Serkan’ı düşündüm. Kaç aydır aramıyor, sormuyordu. Oysa ben her gün onun çocukluğundan kalma fotoğraflarına bakıp gözyaşı döküyordum. Zeynep’in torunu piyano çalarken benim oğlum bana bir ‘Nasılsın anne?’ bile demiyordu.
“Affedersiniz Zeynep Hanım, biraz acelem var,” dedim ve hızla asansöre yöneldim. Kapı kapanırken Zeynep’in sesi hâlâ kulağımda çınlıyordu: “Ayşe Hanım, bir gün çaya beklerim!”
Eve girer girmez sırtımı kapıya yasladım. Derin bir nefes aldım; evin sessizliği kulaklarımı tırmaladı. Salona geçtim, eski koltuğa oturdum ve gözlerim masanın üzerindeki çerçeveye takıldı: Serkan’ın ilkokul mezuniyetinden bir fotoğraf. Yanında ben, gülümseyen bir kadın… O zamanlar her şey daha kolaydı. Hayat daha umut doluydu.
Telefonumun ekranı ışıldadı: Bir fatura bildirimi daha. İç çekerek telefonu masaya bıraktım. Sonra içimdeki boşluğu bastırmak istercesine günlüğümü açtım ve yazmaya başladım:
“15 Eylül – Herkesin her şeyi var gibi görünüyor. Zeynep’in oğlu yeni araba almış, torunu piyano çalıyor… Benim ise sadece eski anılarım var. Serkan’ı ne zaman kaybettim? Hangi yanlış sözüm onu benden uzaklaştırdı?”
Birden kapı zili çaldı. Kalbim hızla atmaya başladı; belki Serkan’dır diye umutlandım. Kapıyı açınca karşı komşum Emine Hanım’ı gördüm.
“Selam Ayşe abla, iyi misin? Bugün biraz dalgın gördüm seni,” dedi.
Gülümsemeye çalıştım: “İyiyim Emineciğim, sağ ol.”
Emine içeri girdi, mutfağa geçti ve iki çay koydu. “Bak abla,” dedi usulca, “Oğlunla aranızda ne geçti bilmiyorum ama insan evladını affetmeli. Belki de ilk adımı sen atmalısın.”
Gözlerim doldu. “Ben ona ne yaptım ki Emine? Sadece iyi bir anne olmaya çalıştım… Ama o evlendikten sonra bambaşka biri oldu. Gelini hiç istemedi beni evlerine… Serkan da onun tarafını tuttu.”
Emine başını salladı: “Bazen kadınlar oğullarını paylaşamaz Ayşe abla. Ama sen yine de arayı düzeltmeye çalış. Yoksa bu yalnızlık seni bitirir.”
O gece yatağa uzandığımda Emine’nin sözleri aklımda dönüp durdu. Yıllardır Serkan’ı aramamıştım; hep onun beni aramasını beklemiştim. Belki de ilk adımı ben atmalıydım… Ama ya reddederse? Ya yine kalbim kırılırsa?
Sabah uyandığımda kararımı vermiştim. Telefonu elime aldım, titreyen parmaklarla Serkan’ın numarasını çevirdim. Uzun uzun çaldıktan sonra açtı:
“Alo?”
“Serkan… Ben annen.”
Bir sessizlik oldu telefonda, sonra soğuk bir sesle cevap verdi: “Evet anne?”
Yutkundum. “Nasılsın oğlum? Uzun zamandır konuşmadık…”
“İyiyim anne, işteyim şu an. Bir şey mi oldu?”
Sözler boğazıma düğümlendi. “Sadece… seni özledim oğlum.”
Bir anlık sessizlik daha oldu. Sonra Serkan’ın sesi yumuşadı: “Ben de seni özledim anne… Ama biliyorsun, Elif’le aranızda hep sorun oldu.”
Gözyaşlarımı tutamadım: “Oğlum, ben kimseyle kavga etmek istemiyorum. Sadece seninle konuşmak istiyorum… Torunumu görmek istiyorum.”
Serkan derin bir nefes aldı: “Tamam anne… Bir gün uğrarız.”
Telefon kapandıktan sonra saatlerce ağladım. İçimde bir umut filizlenmişti ama aynı zamanda korku da vardı; ya yine gelmezlerse?
Günler geçti, her kapı zili çaldığında kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Zeynep’in sesi apartmanda yankılanmaya devam etti; her gün yeni bir mutluluk haberiyle karşıma çıkıyordu.
Bir akşamüstü kapı tekrar çaldı. Bu sefer Serkan ve Elif kapıdaydı; yanlarında minik kızları Duru vardı. Duru utangaçça bana bakarken Elif başını eğdi.
“Merhaba anne,” dedi Serkan.
Gözlerim doldu ama bu sefer mutluluktan… Duru’ya sarıldım, saçlarını okşadım.
Elif sessizce mutfağa geçti ve bana yardım etmeye başladı. İlk defa birlikte çay koyduk, ilk defa birlikte sofrayı hazırladık.
O akşam sofrada sessiz bir barış vardı; kelimeler azdı ama gözlerde umut vardı.
Gece herkes gittikten sonra günlüğüme şunu yazdım:
“Bazen insanın her şeyi olur ama en çok eksikliğini hissettiği şey kalbini acıtır. Benim her şeyim vardı; evim, sağlığım… Ama oğlumun sevgisi olmadan hepsi anlamsızdı.”
Şimdi size soruyorum: Siz hiç en çok sevdiklerinizden uzak kaldınız mı? Affetmek mi zor, yoksa gururunu yutmak mı?