Bir Kadının Evi, Bir Annenin Sözü: Evdeki Savaş
“Yine mi hazır çorba, Elif?” Tolga’nın sesi mutfakta yankılandı. Kaşığı tabağa bırakırken gözlerime bakmadı bile. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki annesinin gölgesi mutfağımıza sızmıştı.
Bir yıl önce, büyük umutlarla evlenmiştik. Düğünümüz Kadıköy’de, ailelerimizin arasında olmuştu. Herkes mutluydu; annem gözyaşlarını saklamaya çalışıyor, Tolga’nın annesi Gülser Hanım ise bana sarılırken kulağıma “Oğluma iyi bak” diye fısıldıyordu. O gün, bu sözün ağırlığını tam anlamamıştım.
Evliliğimizin ilk ayları güzeldi. İşten eve geldiğimizde birbirimize sarılır, birlikte film izler, hafta sonları sahilde yürüyüş yapardık. Ama zamanla Tolga’nın annesiyle olan telefon görüşmeleri sıklaştı. Her konuşmadan sonra Tolga’nın yüzü asılır, bana karşı daha mesafeli olurdu. Bir gün, işten eve döndüğümde Tolga’yı annesiyle görüntülü konuşurken yakaladım.
“Anneciğim, Elif yine dışarıdan yemek söylemiş. Evde yemek kokusu yok,” dedi Tolga, sesi çocuk gibi çıkıyordu. Gülser Hanım’ın sesi telefondan net duyuluyordu: “Oğlum, kadın dediğin evini çekip çevirir. Senin baban bir gün bile dışarıdan yemek yedi mi? Elif’e söyle, biraz kendine gelsin.”
O gece Tolga bana dönüp, “Annem haklı galiba,” dedi. “Sen ev işlerinde pek iyi değilsin.”
O an içimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. “Tolga, ben de çalışıyorum. Akşam yorgun geliyorum. Sen neden yardım etmiyorsun?” dedim. Ama o duymak istemedi. “Benim annem hiç şikayet etmezdi,” diye üsteledi.
O günden sonra evdeki hava değişti. Her yaptığım yemek eleştirildi; pilavım lapa olduysa surat asıldı, çamaşırları yanlış yıkadıysam sessizce toplandı. Bir gün Gülser Hanım aniden ziyarete geldi. Kapıyı açtığımda yüzünde ince bir gülümseme vardı ama gözleri beni süzüyordu.
“Bak kızım,” dedi mutfağa geçerken, “Evlat kolay yetişmiyor. Oğlumun sağlığına dikkat et. Şu dolabı aç da bakalım neler var.”
Dolabı açtığımda Gülser Hanım başını iki yana salladı. “Bunlar mı yemek malzemesi? Kızım, sen hiç pazara gitmez misin? Evde taze sebze yok.”
Tolga ise annesinin yanında sessizdi; ama gözleriyle beni suçluyordu sanki.
O gece yatakta Tolga’ya döndüm: “Beni annenle kıyaslamaktan vazgeçer misin? Ben senin eşinim, hizmetçin değil.”
Tolga başını çevirdi: “Sen de biraz çabalasan fena mı olur? Annem haklı; evde düzen yok.”
İçimdeki yalnızlık büyüdü. Annemi aradım, ağlamaklı bir sesle anlattım her şeyi. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, herkesin evi kendine göre düzenlenir. Sen elinden geleni yapıyorsun,” dedi ama sesi titriyordu.
Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken Tolga yine söylenmeye başladı: “Gömleğim ütüsüz mü? Elif, bu kadar da olmaz ki!”
Artık dayanamıyordum. İş yerinde de huzurum kalmamıştı; aklım sürekli evdeydi. Arkadaşım Derya ile kahve içerken patladım: “Derya, ben kötü bir eş miyim?”
Derya elimi tuttu: “Elif, sen modern bir kadınsın. Hem çalışıp hem evi çekip çevirmek kolay mı? Tolga da biraz destek olsa keşke.”
Ama Tolga değişmiyordu. Bir akşam eve geldiğimde Gülser Hanım yine oradaydı. Bu kez mutfakta bana yemek yapmayı öğretiyordu adeta.
“Bak kızım,” dedi tencereye kaşıkla vururken, “Soğanı önce kavuracaksın ki yemek lezzetli olsun.”
Tolga ise köşede oturmuş izliyordu bizi; arada annesine onaylar gibi bakıyordu.
O gece kendimi banyoya kapattım ve sessizce ağladım. Aynada kendime baktım: Gözlerim şişmişti, yüzüm solgundu. İçimden geçenleri yüksek sesle söyledim: “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?”
Bir hafta sonra Tolga ile büyük bir kavga ettik. “Senin annen benim hayatımı yönetemez!” diye bağırdım.
Tolga ise daha da yükseldi: “Sen de biraz kadın olmayı öğren! Annem haklıymış; sen iyi bir ev kadını değilsin!”
O an valizimi toplamayı düşündüm ama cesaret edemedim. Annemi tekrar aradım; bu kez ağladım sadece.
Geceleri uykusuz geçirmeye başladım. Sabahları aynada kendimi tanıyamıyordum artık.
Bir gün iş yerinde müdürüm beni odasına çağırdı: “Elif Hanım, son zamanlarda dalgınsınız. Bir sorun mu var?”
Gözlerim doldu ama anlatamadım.
Eve döndüğümde Tolga yine surat asıyordu. Akşam yemeğinde sessizlik vardı; sadece çatal bıçak sesleri duyuluyordu.
Birden Tolga konuştu: “Belki de ayrılmalıyız Elif.”
Dünya başıma yıkıldı o an. “Sırf annen öyle istiyor diye mi?” dedim titreyen bir sesle.
Tolga gözlerini kaçırdı: “Belki de ikimiz de mutlu değiliz.”
O gece valizimi topladım ve annemin evine gittim.
Şimdi annemin küçük salonunda oturuyorum; pencereden dışarı bakarken içimde bir boşluk var ama aynı zamanda hafiflik de hissediyorum.
Kendime soruyorum: Bir kadının değeri gerçekten sadece iyi bir ev kadını olup olmamasına mı bağlı? Yoksa biz kadınlar kendi hayatımızı ve mutluluğumuzu seçme hakkına sahip değil miyiz?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Annelerimizin gölgesinde mi yaşamalıyız yoksa kendi yolumuzu mu çizmeliyiz?