Bir Tabak Güven: Ahmet’in Hikayesi

“Ahmet abi, bir beş dakika bakabilir misin?” Yasin’in sesi, fabrikanın gürültüsünde bile titrek çıkıyordu. O an, içimde bir şeylerin değişeceğini hissettim ama adını koyamadım. Masamın başında, işçi listelerini kontrol ediyordum. Yasin yanıma oturdu, gözleri yerde.

“Abi, biliyorum ayıp olacak ama… Annem hastanede. İlaç parası lazım. Maaşın yatmasına daha var. Bana biraz borç verir misin?”

Yasin’i çocukluğumdan beri tanırım. Aynı mahallede büyüdük, aynı okulda okuduk. Onun annesi benim annem gibiydi. Bir an bile tereddüt etmedim. Cebimdeki son parayı, hatta kredi kartımı uzattım. “Ne zaman istersen ödersin kardeşim,” dedim.

O gün eve dönerken içim huzurluydu. Eşim Elif sofrayı hazırlamıştı. “Yine dalgınsın,” dedi. “Birine yardım ettim bugün,” dedim kısaca. Elif başını salladı, “Senin bu iyi niyetin başına iş açacak bir gün,” dedi. Gülümsedim, “İyilikten zarar gelmez,” dedim ama içimde bir huzursuzluk vardı.

Günler geçti, Yasin’den ses yoktu. Fabrikada karşılaştığımızda göz göze gelmemeye başladı. Bir gün öğle arasında kantinde otururken, Yasin’i köşede başka arkadaşlarla kahkahalar atarken gördüm. İçim burkuldu. Yanına gittim.

“Yasin, bir konuşabilir miyiz?”

Bana bakmadan, “Abi sonra konuşalım mı? Şimdi meşgulüm,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Akşam eve gidince Elif’e anlattım.

“Bak gördün mü? İnsanlara fazla güvenmeyeceksin,” dedi Elif. “Belki utanıyordur,” dedim ama sesim titriyordu.

Bir hafta sonra, fabrikanın müdürü Halil Bey beni çağırdı. “Ahmet, ekipte huzursuzluk var. Yasin’in bazı arkadaşlardan da borç aldığı konuşuluyor. Senin haberin var mı?”

Yutkundum. “Benden de aldı Halil Bey… Ama annesi hastaydı…”

Halil Bey başını salladı. “Ahmet, sen iyi adamsın ama bu işler böyle yürümez. Takımın huzuru önemli.”

O gün iş çıkışı Yasin’i köşede yakaladım.

“Yasin, bak kardeşim… Aramızda ne olduysa konuşalım. Parayı ödeyemiyorsan da söyle.”

Yasin gözlerini kaçırdı. “Abi… Ben… Annem iyi aslında. Borcu başka yere harcadım. Kumar oynadım.”

Dünya başıma yıkıldı sanki. “Neden yalan söyledin? Ben sana ailemden ayırdığım parayı verdim!”

Yasin ağlamaya başladı. “Bilmiyorum abi… Sıkıştım… Kimseye anlatamadım…”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Elif yanımda sessizce ağladı. “Bak Ahmet, sen iyi niyetlisin ama herkes senin gibi değil,” dedi.

Ertesi gün Yasin fabrikaya gelmedi. Bir hafta boyunca yoktu. Müdür Halil Bey beni tekrar çağırdı.

“Ahmet, Yasin’in ailesiyle konuştuk. Borçları yüzünden mahallede de sorun çıkarmış. Senin adını da vermiş.”

O an utançtan yerin dibine girdim. Mahallede dedikodular başladı: “Ahmet’in parasıyla Yasin kumar oynamış.” Annem aradı, sesi titriyordu: “Oğlum sen kimseye para verme artık.”

Bir akşam Yasin’in annesi kapımıza geldi. Gözleri yaşlıydı.

“Ahmet oğlum, Yasin hata yaptı biliyorum… Ama sen ona kızma… O seni çok severdi.”

Ne diyeceğimi bilemedim. İçimdeki öfke ile acı birbirine karıştı.

Fabrikada işler sarpa sardı. Takımda kimse kimseye güvenmiyordu artık. Herkes birbirinden şüphelenir oldu. Bir gün en yakın arkadaşım Murat bile bana yanaşıp sordu:

“Ahmet abi, sen de mi Yasin’e para verdin? Ben de verdim… Şimdi borçlarımı ödeyemiyorum.”

O an anladım ki mesele sadece benim değilmiş; koca bir ekibin güveni sarsılmıştı.

Bir akşam Elif’le balkonda otururken içimi döktüm:

“Elif, ben insanlara güvenmeden yaşayamam ki… Ama bu olaydan sonra içimde bir boşluk var.”

Elif elimi tuttu: “Güvenmek güzel ama sınırını bilmek lazım Ahmet.”

Aylar geçti, Yasin’den haber alamadık. Fabrikada yeni bir ekip kuruldu ama eski samimiyet kalmadı. Herkes kendi derdine düştü.

Bazen gece yarısı uyanıp kendi kendime soruyorum: İnsanlara güvenmek mi hata, yoksa güvenmemek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Bir dostunuzu kaybetmek pahasına da olsa sınır koyabilir miydiniz?