Babamın Gölgesinde: Bir Affetme Hikayesi

“Bana bak oğlum, ben senin babanım. Ne yaşandıysa yaşandı, şimdi bana yardım etmek zorundasın!”

Babamın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke ve kırgınlık, boğazımda düğümlendi. Ellerim titredi, çay bardağını tezgâha bırakırken neredeyse düşürüyordum.

“Baba, ben de insanım. Senin söylediklerin, yaptıkların… Hiçbirini unutmadım,” dedim kısık bir sesle. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Annem, köşede sessizce oturuyor, ellerini birbirine kenetlemişti. O da yıllarca aramızdaki bu soğuk savaşa şahit olmuştu.

Babamın bakışları sertti. Yüzündeki kırışıklıklar, yılların yükünü taşıyordu ama bana karşı hiç yumuşamıyordu. “Oğlum, geçmiş geçti. Ben yaşlandım artık. Senin yardımına ihtiyacım var. Bunu anlamıyor musun?”

İçimden bir ses bağırıyordu: “Peki ya benim çocukluğumda sana ihtiyacım olduğunda neredeydin?” Ama bunu söyleyemedim. Çünkü bizde, Anadolu’da, evlat babasına karşı sesini yükseltmezdi. Hele ki babası yaşlanmışsa…

Babamla aramızdaki mesafe sadece fiziksel değildi; yılların biriktirdiği kırgınlıklar, söylenmemiş sözler ve asla gelmeyen bir özür vardı aramızda. Babam bana hiç sarılmadı, “Seni seviyorum” demedi. Hep mesafeli, hep otoriterdi. Ben ise onun gölgesinde büyüdüm; ne zaman başarısız olsam “Sen adam olmazsın” sözleriyle ezildim.

Liseye başladığım yıl, bir gün eve ağlayarak gelmiştim. Okulda arkadaşlarım dalga geçmişti benimle. Annem sarılıp teselli etmeye çalışırken babam sadece başını kaldırıp “Erkek adam ağlamaz!” demişti. O gün içimde bir şeyler kırıldı. O günden sonra ona hiçbir şey anlatmadım.

Şimdi ise yıllar sonra, babam yaşlanmış, dizleri tutmaz olmuştu. Emekli maaşı yetmiyor, hastaneye gitmesi gerekiyor ama yalnız başına yapamıyordu. Kardeşim yurtdışında; annem ise hastalıklı ve güçsüz. Bütün yük bana kalmıştı.

Bir akşam işten eve döndüğümde annem kapıda karşıladı. “Baban bugün yine düştü,” dedi gözleri dolu dolu. İçeri girdim; babam koltukta oturuyordu, yüzünde gururunu yutmuş bir ifade vardı.

“Yardım et oğlum,” dedi bu kez daha yumuşak bir sesle. Ama yine de bir özür yoktu.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: “Bir evlat olarak affetmek zorunda mıyım? Geçmişte bana hiç sevgi göstermemiş bir adamı şimdi sırtımda taşımak adil mi?”

Ertesi gün işyerinde dalgındım. Arkadaşım Cemile yanıma gelip “Hayırdır, yüzün asık?” diye sordu.

“Babam… Yine aynı mesele,” dedim.

Cemile başını salladı: “Bizde aile böyle işte. Ne olursa olsun evlat bakar. Ama senin de duyguların önemli.”

Akşam eve döndüğümde babam televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Üzerine bir battaniye örttüm; istemsizce gözlerim doldu. Bir zamanlar bana hiç şefkat göstermeyen adam şimdi bana muhtaçtı.

Bir hafta sonra hastaneye götürdüm onu. Doktor dizlerinin artık çok zayıf olduğunu söyledi; fizik tedaviye başlaması gerekiyordu.

Arabada dönerken sessizlik vardı. Sonunda babam konuştu:

“Biliyorum sana iyi bir baba olamadım,” dedi gözlerini camdan kaçırarak.

Şaşırdım; ilk defa böyle bir cümle duymuştum ondan.

“Çocukken ben de babamdan hiç sevgi görmedim,” diye devam etti. “Sana nasıl davranacağımı bilemedim belki de.”

İçimdeki buzlar biraz eridi ama hâlâ tam çözülmemişti.

“Baba… Ben senden sadece sevgi istedim,” dedim titrek bir sesle.

Babam başını eğdi: “Belki geç kaldım ama… Şimdi senden yardım istemek zorundayım.”

O an anladım ki; bazen insanlar değişemiyor ya da değişmek için çok geç kalıyorlar. Ama yine de içimdeki çocuk hâlâ bir özür bekliyordu.

O günden sonra babama yardım etmeye devam ettim ama içimdeki kırgınlık tam olarak geçmedi. Her gün ona yemek hazırlarken, ilaçlarını verirken geçmişi düşünüyordum.

Bir gün annem yanıma geldi ve “Oğlum, baban sana sevgisini göstermeyi hiç beceremedi ama seni hep düşündü,” dedi.

Belki de aile olmak böyleydi; eksiklerle, yanlışlarla ama yine de birbirine tutunmak zorunda kalmak…

Şimdi babam hâlâ bana minnetle bakıyor ama asla tam anlamıyla özür dilemedi. Ben ise hâlâ affedip affetmemek arasında gidip geliyorum.

Siz olsanız ne yapardınız? Geçmişin acılarını unutup sadece bugüne mi bakardınız, yoksa affetmek için bir özür beklemeye devam mı ederdiniz?