İki Yıl Sonra: Bir Garsoniyerde Sıkışan Hayallerim ve Boşanma Kararım
“Zeynep! Lütfen, biraz sessiz olur musun? Başım çatlıyor!” diye bağırdığımda, sesimin ne kadar öfkeli çıktığını ben bile fark etmemiştim. O an, Serkan’ın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. Zeynep ise, elindeki defteri yere bırakıp bana öylece baktı. O bakış… Sanki ben onun hayatını mahveden kötü üvey anneydim. Belki de öyleydim.
İki yıl önce, Serkan’la nikah masasına oturduğumda, içimde tarifsiz bir umut vardı. O zamanlar, onun geçmişinden gelen yükleri de, eski eşinden olan kızını da sevebileceğime inanıyordum. “Aşk her şeyi çözer,” diyordum kendime. Ama aşk, İstanbul’un kenar mahallesinde, 45 metrekarelik bir garsoniyerde, üç kişiyle yaşamanın getirdiği sıkışmışlığı çözemedi.
Serkan’ın ilk evliliğinden olan kızı Zeynep, annesinin Almanya’ya gitmesiyle bizimle yaşamaya başladı. O gün, Serkan eve dönerken bana “Bir süreliğine Zeynep bizde kalacak,” dediğinde, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Ama bunu ona belli etmedim. “Tabii ki Serkan,” dedim. “Zeynep de bizim çocuğumuz sayılır.”
İlk günler… Zeynep’in odası yoktu. Aslında hiçbirimizin yoktu; çünkü evde tek bir oda vardı. Geceleri çekyatta ben ve Serkan, yerde ise Zeynep yatıyordu. Sabahları işe gitmek için hazırlanırken birbirimizin üstüne basmadan hareket etmek imkansızdı. Zeynep’in okul çantası mutfak masasının altında, benim makyaj malzemelerim ise banyonun köşesinde üst üste yığılmıştı.
Bir sabah, Zeynep’in annesiyle telefonda konuşmasını duydum:
“Anne, burada çok dar… Herkes birbirine kızıyor. Keşke senin yanında olsaydım.”
O an içim cız etti. Kendi çocukluğum geldi aklıma; annemle babam boşandığında ben de böyle hissetmiştim. Ama yine de, Zeynep’in varlığıyla baş edemiyordum. Serkan ise arada kalmıştı. Bir yanda kızı, bir yanda ben…
Bir akşam Serkan’la kavga ettik. “Sen Zeynep’e yeterince sabır göstermiyorsun!” dedi bana.
“Serkan, ben de insanım! Bu evde nefes alamıyorum artık!”
“Ben ne yapabilirim? Kızım ortada kaldı!”
“Biliyorum! Ama ben de ortada kaldım! Seninle bir hayat kurmak istedim ama bu hayat benim hayal ettiğim gibi değil!”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım:
“Ana, ben galiba bu yükün altından kalkamayacağım.”
Annem sustu bir süre.
“Kızım, evlilik kolay değil. Hele ki başkasının çocuğu varsa… Ama bak, senin de hakkın var mutlu olmaya.”
O günden sonra her şey daha da zorlaştı. Zeynep’in okulda sorunları başladı; öğretmeni arayıp “Zeynep çok içine kapanık oldu,” dediğinde suçluluk duydum. Belki de ben iyi bir üvey anne olamamıştım.
Bir gün işten eve döndüğümde, Zeynep’i ağlarken buldum. Yanına oturdum.
“N’oldu Zeynep?”
“Babaannemle konuşmak istiyorum ama babam izin vermiyor,” dedi hıçkırarak.
Serkan eve gelince konuştuk. “Zeynep’in babaannesiyle görüşmesine neden izin vermiyorsun?” dedim.
“Onlar sürekli eski karımı dolduruyorlar. Zeynep’in kafasını karıştırıyorlar,” dedi Serkan öfkeyle.
Ama ben biliyordum ki Zeynep’in tek istediği biraz sevgi ve güvenlikti. Biz ise ona sadece dar bir oda ve sürekli tartışmalar sunuyorduk.
Bir gece Serkan’la yine tartıştık. Bu sefer daha sertti:
“Sen hiç fedakarlık yapmıyorsun!” dedi bana.
“Ben mi fedakarlık yapmıyorum? Kendi hayatımı bıraktım, seninle yeni bir hayat kurmak için her şeyimi verdim! Ama sen hep kızını önceliyorsun!”
Serkan sustu. O an anladım ki bu evde üçüncü kişiydim artık.
Ertesi sabah işe giderken aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım darmadağındı. İçimdeki o eski umut yok olmuştu.
O gün iş yerinde arkadaşım Elif’e anlattım her şeyi:
“Elif, ben galiba boşanacağım.”
Elif gözlerime baktı:
“Kendini suçlama. Bazen aşk yetmez.”
Akşam eve döndüğümde Serkan’ı salonda buldum. Yorgun ve üzgündü.
“Serkan,” dedim titreyen bir sesle, “Ben artık bu şekilde devam edemem.”
Gözleri doldu. “Biliyorum,” dedi sadece.
O gece uzun uzun konuştuk. İkimiz de yorgunduk; hayallerimiz bu küçücük evde boğulmuştu. Zeynep ise sessizce odanın köşesinde oturuyordu; onun da çocukluğu bizim kavgalarımız arasında kaybolmuştu.
Şimdi boşanma dilekçesini elimde tutuyorum. İki yıl önceki o umut dolu kadından eser yok bende. Belki de bazı hayaller sadece hayal olarak kalmalıymış.
Sizce, aşk gerçekten her şeyi affeder mi? Yoksa bazen gitmek en doğru karar mıdır?