Kızım Boşandıktan Sonra Eve Döndü: Ben Sadece Bir Anne miyim, Yoksa Hizmetçi mi?
“Anne, Hani’nin ateşi yine çıktı! Ne olur bir bakar mısın? Benim başım çatlıyor, biraz uzanacağım.”
Kızım Elif’in sesi koridordan yankılandı. O an elimdeki kahveyi bırakıp hızla torunumun odasına koştum. Hani, minik elleriyle battaniyeyi sıkıca kavramış, yanakları kıpkırmızıydı. Termometreyi bulup ateşini ölçerken içimde bir sızı hissettim. Yıllarca çalışıp emekli olduktan sonra, huzurlu sabahlarımın hayalini kurmuştum. Şimdi ise sabahlarım, gece yarısı ağlayan bir çocuk ve uykusuz bir kızımla geçiyordu.
Elif üç ay önce boşanıp bana döndüğünde, ona kollarımı açtım. “Ne olursa olsun, burası senin evin,” dedim. O zamanlar kendimi güçlü hissediyordum; annelik içgüdüsüyle hareket ettim. Ama zaman geçtikçe işler değişti. Elif’in gözlerinde sürekli bir yorgunluk, umutsuzluk vardı. İş aramaya çalışıyor, ama çoğu gününü odasında geçiriyordu. Hani ise kreşe gitmek istemiyor, annesinden ayrılınca ağlıyordu.
Bir sabah mutfakta kahvaltı hazırlarken Elif geldi. Saçları dağılmış, gözleri şişmişti.
“Elif, bugün iş görüşmen vardı, değil mi?” dedim.
“Anne, gitmek istemiyorum. Zaten almayacaklar. Hani’yi bırakacak kimsem yok,” dedi ve masaya oturdu.
İçimden bir şeyler koptu. “Ben bakarım Hani’ye,” dedim. “Sen git görüşmene.”
Ama Elif gitmedi. O gün de odasına kapanıp ağladı. Ben ise Hani’yle oyun oynadım, yemek yaptım, çamaşır yıkadım. Akşam olunca Elif’in odasına gittim.
“Elif, bak kızım… Hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz ama senin de toparlanman lazım,” dedim.
“Anne, anlamıyorsun! Herkes bana ‘güçlü ol’ diyor ama ben bittim! Kocam başka bir kadın için bizi terk etti! Hayatım mahvoldu!” diye bağırdı.
O an susup odadan çıktım. Kendi odamda sessizce ağladım. Kızımın acısını anlıyordum ama ben de yorulmuştum. Yıllarca çalışıp emekli olduktan sonra biraz huzur istemek bencillik miydi?
Günler böyle geçti. Elif bazen iş görüşmesine gidiyor, bazen gitmiyordu. Hani’nin kreş masraflarını ben ödüyordum. Evdeki faturalar, market alışverişi… Emekli maaşım yetmemeye başladı. Bir gün banka hesabıma baktığımda içimi bir korku kapladı: “Ya param biterse?”
Bir akşam Elif mutfakta telefonda konuşuyordu. Sessizce dinledim:
“Yok anneannem bakıyor Hani’ye… Evet, iş bulamadım daha… Annem hallediyor her şeyi.”
O an içimde bir öfke yükseldi. Ben sadece yardım etmek istemiştim ama şimdi sanki evin hizmetçisi olmuştum. Kendi hayatımı yaşamaya hakkım yok muydu?
Bir gece Elif’le açık açık konuştum:
“Elif, bak kızım… Seni ve Hani’yi çok seviyorum ama ben de yoruldum. Her şeyi tek başıma sırtlanamam. Senin de sorumluluk alman lazım.”
Elif gözlerini kaçırdı. “Anne, ne yapayım? Gücüm yok… Herkes bana yükleniyor.”
“Ben de insanım Elif! Benim de hayallerim var! Biraz kitap okumak, sabahları kahvemi huzurla içmek istiyorum,” dedim ve gözlerim doldu.
O gece ikimiz de ağladık. Ertesi gün Elif biraz daha toparlanmış gibiydi. Kreşe gidip Hani’yi kaydettirdi, birkaç iş ilanına başvurdu. Ama yine de çoğu yük üzerimdeydi.
Mahalledeki komşular da konuşmaya başlamıştı:
“Emine Hanım’ın kızı boşanmış, torunuyla geri dönmüş… Zavallı kadın, yaşlılığında rahat edemedi.”
Bazen pazara gittiğimde bakışlarını hissediyordum. Kimse kolay kolay konuşmazdı ama herkesin bildiği bir sır gibi yayılmıştı bizim durumumuz.
Bir gün eski iş arkadaşım Ayşe aradı:
“Emine, nasılsın? Emeklilik nasıl gidiyor?”
Bir an sustum. “İyi diyelim Ayşe… Torunumla uğraşıyorum işte.”
Ayşe güldü: “Senin yaşta herkes torununu haftada bir görür, sen tam zamanlı bakıcı olmuşsun!”
İçimde bir burukluk hissettim. Gerçekten de öyleydim.
Bir akşam Elif eve geç geldi. Kapıyı açtığımda yüzünde hafif bir umut vardı.
“Anne, bugün bir iş görüşmesi iyi geçti! Belki başlarım yakında,” dedi.
İçimde bir sevinç kıpırtısı oldu ama hemen bastırdım. Çünkü biliyordum ki işler yoluna girse bile hayatımız eskisi gibi olmayacaktı.
O gece yatağımda uzun uzun düşündüm: Anneliğin sınırı var mıydı? Kendi hayatımdan ne kadar vazgeçmeliydim? Ya da vazgeçmeli miydim?
Sabah kahvaltıda Elif’e baktım; gözlerinde biraz umut vardı artık. Hani ise bana sarılıp “Anneanne, seni çok seviyorum!” dediğinde içimdeki tüm yorgunluk bir anlığına kayboldu.
Ama yine de kendime sormadan edemiyorum: Bir anne ne kadar fedakâr olmalı? Kendi hayatımızdan ne kadar vazgeçersek hâlâ kendimiz kalabiliriz? Sizce annelik sonsuz mu olmalı?