Kredi Borcunun Gölgesinde: Bir Hayalin Bedeli
“Zeynep, bu ayki taksiti ödeyebildin mi?” Serkan’ın sesi, mutfağın kapısından içeri sızan soğuk hava gibi ürpertici ve keskin. Elimdeki çay bardağı titriyor, dudaklarımda biriken kelimeler boğazıma düğümleniyor. “Ödedim,” diyorum, ama sesim o kadar kısık ki, sanki kendime bile inandıramıyorum.
Bir an sessizlik oluyor. Sadece bulaşık makinesinin monoton uğultusu. Sonra Serkan tekrar başlıyor: “Bak, bu böyle gitmez. Her ay sonu aynı stres, aynı kavga. İnsan gibi bir hafta sonu tatili bile yapamıyoruz. Herkes Bodrum’da, Antalya’da fotoğraf paylaşıyor, biz ise evde oturup kredi hesaplıyoruz!”
İçimden bir şeyler kopuyor. Oysa bu evi almak için ne hayaller kurmuştuk. Annemlerin küçücük evinde, eski koltuklarda otururken, “Bir gün bizim de balkonumuz olacak,” demiştim. O balkon şimdi var ama huzur yok. Her köşesinde borcun gölgesi dolaşıyor.
Serkan’la üç yıl önce evlendik. Düğünümüz sade ama mutluydu. İkimiz de çalışıyorduk; ben bir devlet okulunda öğretmenim, Serkan ise özel bir şirkette muhasebeci. İstanbul’da kiralar aldı başını gittiği için, ailelerimizin de biraz desteğiyle kredi çekip küçük bir daire aldık. O zamanlar faizler yüksekti ama “Bir şekilde öderiz,” dedik. Kimse bize hayatın bu kadar pahalı olacağını söylemedi.
İlk aylarda her şey güzeldi. Evin duvarlarını birlikte boyadık, perdeleri seçtik, ikinci el bir koltuk bulup üstüne renkli örtüler serdik. Akşamları çay demleyip balkonda otururduk. Ama sonra… Sonra hayatın gerçekleri kapıyı çaldı.
Bir gün okuldan eve döndüğümde Serkan’ı mutfakta buldum. Elinde banka ekstreleri, yüzü bembeyaz. “Zeynep,” dedi, “bu ay fazla mesai yapmam lazım. Yoksa taksitleri yetiştiremeyeceğiz.” O günden sonra Serkan’ın gülüşü azaldı, sohbetlerimiz kısaldı. Ben de ek derslere yazıldım, hafta sonları özel ders vermeye başladım.
Bir sabah annem aradı: “Kızım, nasılsınız? Bir ihtiyacınız var mı?” Yutkundum. Anneme borçlarımızdan bahsetmek istemedim. “İyiyiz anne,” dedim, “her şey yolunda.” Ama yolunda değildi.
Geçen ay elektrik faturası iki katına çıktı. Market alışverişi her hafta daha pahalıya mal oluyor. Serkan’ın işyerinde küçülmeye gidileceği konuşuluyor. Gece uykularım kaçıyor; ya işten çıkarılırsa? Ya ben hastalanırsam? Krediyi kim ödeyecek?
Bir akşam Serkan eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Sofraya oturduk, ben çorba koyarken patladı: “Zeynep, herkes tatile gidiyor! Biz ise üç yıldır doğru düzgün bir yere gidemiyoruz! Bu mudur hayat?”
O an gözlerim doldu. “Serkan,” dedim, “benim için önemli olan seninle olmak. Ama biliyorum, bu borç bizi yavaş yavaş öldürüyor.”
O gece uzun uzun konuştuk. Serkan çocukluğunda ailesinin yaşadığı maddi sıkıntıları anlattı; ben de kendi korkularımı paylaştım. Ama çözüm bulamadık.
Bir sabah kapımız çaldı. Komşumuz Ayşe Hanım elinde börekle gelmişti. “Kızım, yüzünüz hiç gülmüyor son zamanlarda,” dedi. Utandım; insanlar bizim mutsuzluğumuzu fark etmişti.
Bir gün okulda öğrencilerimden biri yanıma geldi: “Öğretmenim, siz hiç tatile gittiniz mi?” Gülümsedim ama içim acıdı. Çocukken yazları köye giderdik; şimdi ise bir hafta sonu bile şehir dışına çıkamıyoruz.
Serkan’la aramızdaki mesafe büyüdü. Akşamları televizyon karşısında sessizce oturuyoruz. Bazen tartışıyoruz; bazen de sadece susuyoruz.
Bir gece rüyamda eski evimizi gördüm; annem mutfakta yemek yapıyor, babam radyoda haber dinliyor. Uyandığımda gözlerim yaşlıydı. O zamanlar fakirdik belki ama mutluyduk.
Geçen hafta banka aradı; taksit gecikmişti. Serkan sinir krizi geçirdi; ben ise gizlice ağladım.
Bir gün işten dönerken markette eski arkadaşım Elif’i gördüm. Elif’in yüzü gülüyordu; yeni araba almışlar, yaz tatilini planlıyorlarmış. Eve döndüğümde kendimi daha da kötü hissettim.
O akşam Serkan’la yine tartıştık:
— Zeynep, bu borç bitmeyecek mi?
— Bitmezse ne olacak Serkan? Hayatımızı böyle mi geçireceğiz?
— Belki de satmalıyız evi…
— Ya sonra? Yine kiraya mı döneceğiz? Onca emek boşa mı gidecek?
Cevap veremedik.
Bir sabah pencereden dışarı bakarken düşündüm: Mutluluk gerçekten dört duvar arasında mı saklı? Yoksa huzur başka bir şey mi?
Şimdi her gün aynı soruyla uyanıyorum: Bu borcun altında ezilerek mi yaşamalıyız? Yoksa cesaret edip yeni bir başlangıç mı yapmalıyız?
Siz olsanız ne yapardınız? Bir hayalin bedeli bu kadar ağır olmamalı…