Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Ayşe’nin Yeniden Doğuşu
“Ayşe, yeter artık! Önce yaşlandın, şimdi de hastalandın! Ben bu yükü daha fazla taşıyamam, boşanıyorum!”
Bu cümleyle başladı her şey. Eşim Mehmet’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an, mutfağın kapısı öyle bir hızla kapandı ki, camlar titredi. Elimdeki çay bardağı masaya çarptı, incecik bir çatlak oluştu. Sanki içimdeki her şey de o bardak gibi çatladı.
Telefonum titriyordu. Doktorun sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Ayşe Hanım, sonuçlarınız geldi. Maalesef, meme kanseri teşhisi koyduk.” O an dünya durdu. Mehmet’in arkasından bakarken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Bir yanda yılların yorgunluğu, diğer yanda ölüm korkusu…
Oturduğum sandalyede saatlerce kıpırdamadan kaldım. Annemin sesi geldi aklıma: “Kızım, hayat kolay değil. Ama ne olursa olsun, dimdik duracaksın.” Annem yıllar önce vefat ettiğinde de böyle hissetmiştim; yalnız ve çaresiz. Ama şimdi yalnızlığım daha ağırdı. Çünkü bu kez beni terk eden annem değil, hayat arkadaşım olmuştu.
Akşam oldu, ev sessizliğe gömüldü. Oğlum Emre yurtta kalıyor, kızım Zeynep ise üniversite sınavına hazırlanıyor. Onlara nasıl söyleyeceğim? Onların gözünde güçlü bir anneydim ben. Şimdi ise kırık dökük bir kadın…
Gece yarısı Zeynep odama girdi. “Anne, neden ağlıyorsun?” dedi fısıltıyla. Gözlerime bakınca her şeyi anladı sanki. Sarıldık uzun uzun. “Anneciğim, ne olursa olsun yanındayım,” dedi. O an içimde bir umut filizlendi.
Ertesi sabah Mehmet eşyalarını toplamaya geldi. Göz göze gelmemeye çalıştı. “Ayşe, ben… Ben kaldıramam bunu,” dedi kısık sesle. “Seninle yaşlanmak için evlenmedim.”
İçimde bir öfke kabardı. “Mehmet, ben de seninle hasta olmak için evlenmedim! Ama hayat bu işte… İyi günde kötü günde demiştik ya hani? Demek ki senin için sadece iyi günler varmış.”
Mehmet cevap vermedi. Kapıyı çekip gittiğinde, evdeki sessizlik daha da derinleşti.
Günler geçtikçe hastalığım ilerledi. Kemoterapiye başladım. Saçlarım dökülmeye başladı; aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyordum. Komşular fısıldaşıyordu: “Ayşe Hanım’a bak, ne hale gelmiş…”
Bir gün markette karşılaştığım eski arkadaşım Sevgi bana sarıldı: “Ayşe, ne olur pes etme! Sen güçlü bir kadınsın.” O an anladım ki, yalnız değildim.
Ailemden gizlediğim borçlar da vardı. Mehmet gittikten sonra faturalar birikmeye başladı. Emre’ye harçlık gönderememek içimi acıtıyordu. Bir gece Zeynep’e yakalandım ağlarken.
“Anne, neden bana söylemedin? Ben de çalışırım!” dedi gözleri dolu dolu.
“Senin tek işin ders çalışmak,” dedim ama içim ezildi.
Bir akşam Emre aradı: “Anne, babam bana para gönderdiğini söyledi ama senin sesin iyi gelmiyor. Bir şey mi oldu?”
Yutkundum. “Oğlum, biraz hastayım ama iyileşeceğim,” dedim.
Mehmet ise yeni hayatına çoktan başlamıştı bile. Sosyal medyada yeni sevgilisiyle fotoğraflarını gördüm. İçimde kıskançlık değil, derin bir hayal kırıklığı vardı.
Bir gün hastanede kemoterapi sırasında yanımdaki kadınla sohbet ettik. Adı Fatma’ydı. “Kocam beni bırakmadı ama keşke bıraksaydı,” dedi gözleri yaşlı. “Bazen yalnız olmak daha iyiymiş.”
O an düşündüm: Yalnızlık mı daha ağır, yoksa yanında olup da seni anlamayan biriyle yaşamak mı?
Tedaviler ağır geçiyordu ama Zeynep’in desteğiyle ayakta kaldım. Bir gün Zeynep elime bir defter tutuşturdu: “Anne, hislerini yaz. Belki iyi gelir.”
Yazmaya başladım; çocukluğumdan bugüne kadar yaşadığım her şeyi… Annemin nasihatlerini, babamın sessiz sevgisini, Mehmet’le ilk tanıştığımız günü… Ve en çok da kendimi nasıl unuttuğumu yazdım.
Bir sabah kapı çaldı; Mehmet’in annesi Hatice Hanım gelmişti. Gözleri dolu dolu bana sarıldı: “Kızım, oğlum hata yaptı ama sen bizim ailemizsin.” O an içimdeki buzlar biraz eridi.
Zamanla saçlarım yeniden çıkmaya başladı; aynaya baktığımda başka bir Ayşe gördüm artık. Güçlü, kırılgan ama umutlu…
Bir gün Emre eve geldi; elinde küçük bir hediye paketi vardı. “Anneciğim, bu sana… Ben de çalışmaya başladım,” dedi gururla.
O an anladım ki; hayat ne kadar acımasız olsa da insan sevdikleriyle yeniden doğabiliyor.
Şimdi bazen geceleri pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Acaba Mehmet pişman mı? Ya ben? Hayatımı baştan yaşama şansım olsaydı yine aynı hataları yapar mıydım?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı bakardınız?