Bekle Beni: Bir Hayatın Kırılma Noktası

“Baba, lütfen gitme! Annem uyanırsa yanında kimseyi bulamazsa çok korkar!” diye bağırdım koridorun ucundan. Babam, gözleri dolu dolu, başını öne eğdi. O an, hastane duvarlarının soğukluğunu iliklerime kadar hissettim. Annemin odasına koşarken ayaklarım titriyordu; kalbim sanki göğsümden fırlayacak gibiydi. O gece, hayatımın en uzun gecesiydi.

Adım Zeynep. Yirmi dokuz yaşındayım ve İstanbul’da yaşıyorum. Hayatım boyunca ailemin yükünü omuzlarımda taşıdım. Annem, Hatice Hanım, üç yıl önce kansere yakalandı. Babam ise, her şeyden kaçmayı seçenlerden. O gece, annemin ameliyatı sürerken babamın sigara içmek için dışarı çıkması bile bana ihanet gibi gelmişti. “Baba, annemi yalnız bırakma!” diye içimden haykırırken, bir yandan da onun çaresizliğini anlamaya çalışıyordum.

Ameliyattan sonra annem gözlerini açtığında ilk sözü “Zeynep, buradayım değil mi?” oldu. Elini tuttum, “Evet anne, buradasın. Hiçbir yere gitmiyorum,” dedim. O an verdiğim sözü hâlâ tutmaya çalışıyorum: Ne olursa olsun annemi yalnız bırakmayacaktım.

Ama hayat bu ya, işler hiç de kolay olmadı. Annemin hastalığı ilerledikçe evdeki huzur da azaldı. Babam işten erken gelmemeye başladı; abim Murat ise evlenip başka bir şehre taşındı. Evde annemle baş başa kaldık. Her sabah annemin ilaçlarını hazırlarken içimde bir öfke büyüyordu: Neden hep ben? Neden abim kaçıp gidebiliyor da ben burada sıkışıp kalıyorum?

Bir gün, annem banyoda yere düştü. Koşarak yanına gittim, gözlerinde korku vardı. “Zeynep, bana kızma olur mu? Her şey için özür dilerim,” dedi titrek bir sesle. O an içimdeki tüm öfke yerini suçluluğa bıraktı. “Anne, ben sana hiç kızmadım ki,” dedim ama yalan söyledim. Kızgındım; ona değil belki ama bu hayata, bu yükü tek başıma taşımak zorunda kalışıma kızgındım.

Bir akşam babam eve geldiğinde sofrada sessizce oturuyorduk. Annem çorbasını karıştırıyor, babam ise telefonuna bakıyordu. Dayanamadım: “Baba, neden hiç konuşmuyorsun? Bu evde herkes susuyor artık!” dedim. Babam başını kaldırmadan “Yorgunum Zeynep,” dedi sadece. O an anladım ki bu evde herkes kendi acısına gömülmüş.

Bir gece abim aradı: “Zeynep, annemin durumu nasıl?” Sesi uzaktı; sanki başka bir dünyadaydı. “İyi değil Murat abi, her şey üstüme geliyor,” dedim. O ise “Dayan kardeşim, başka çaremiz yok,” deyip kapattı telefonu. O an ağlamaya başladım; kimseye belli etmeden, yastığıma sarılarak.

Bir sabah annem bana döndü: “Zeynep, senin de bir hayatın var kızım. Benim için kendini feda etme,” dedi. Gözlerim doldu: “Anne, ben sensiz ne yaparım?” diye sordum. Annem ise “Sen güçlü bir kızsın,” dedi ve elimi sıktı.

O gün karar verdim; hayatımı sadece annemin hastalığına göre şekillendirmeyecektim. Üniversiteden mezun olduğumdan beri ertelediğim yüksek lisans başvurumu yaptım. Anneme bakmaya devam ettim ama artık kendime de zaman ayırmaya başladım. Sabahları erken kalkıp sahilde yürüyüşe çıktım; bazen bir kafede oturup kitap okudum.

Ama suçluluk duygusu peşimi bırakmadı. Bir gün komşumuz Ayşe Teyze uğradı: “Kızım, annen sana emanet ama kendini de unutma,” dedi. O sözler içime işledi.

Bir akşam babamla tartıştık: “Baba, abimi de çağıralım; bu yükü tek başıma taşıyamam!” dedim. Babam ise “Murat’ın işi var, sen daha gençsin,” dedi. O an öfkem patladı: “Genç olmak her şeyi taşımak demek mi? Ben de yoruldum baba!”

O gece annemin başucunda otururken içimdeki fırtına dinmedi. Annem uykusunda inliyordu; elini tuttum ve sessizce ağladım.

Aylar geçti; annemin durumu kötüleşti. Bir sabah hastaneye kaldırdık. Doktorlar umut vermiyordu ama ben hâlâ pes etmiyordum.

Hastane koridorunda babamla yan yana oturduk; ikimiz de susuyorduk. Birden babam ağlamaya başladı: “Kızım, ben yapamadım… Güçlü olamadım,” dedi. İlk kez babamı bu kadar kırılgan gördüm. Elini tuttum: “Baba, kimse güçlü olmak zorunda değil,” dedim.

Annem son günlerinde bana hep şunu söyledi: “Hayat kısa Zeynep… Kendin için de yaşa.” Onu kaybettiğimizde dünya başıma yıkıldı sandım ama annemin sözleri kulağımda çınladı.

Şimdi annemin ardından kalan sessiz evde otururken düşünüyorum: Hayatımızın yükünü hep kadınlar mı taşır? Kendi hayallerimizden vazgeçmek zorunda mıyız? Siz hiç annenizin gözlerinin içine bakıp ona veda ettiniz mi?