Görünmez Kadın: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

“Anne, yine mi aynı şeyi anlatıyorsun?” dedi kızım Elif, gözlerini telefondan ayırmadan. Sözüm yarım kaldı, boğazımda düğümlendi. Mutfağın köşesinde, eski sandalyemde oturuyordum; ellerim titrek, gözlerim camdan dışarıya dalmıştı. Dışarıda yağmur yağıyordu, damlalar pencereye vurdukça içimdeki sessizliği daha da derinleştiriyordu. Elif’in sesiyle irkildim, ama ona cevap veremedim. Yirmi beş yıldır bu apartmanda yaşıyorum; ne komşularım bir gün kapımı çaldı, ne de apartman toplantılarında ismim geçti. Sanki ben yokmuşum gibi davranıyorlar. Bazen kendimi duvarın bir parçası gibi hissediyorum; soyulmuş boyanın altındaki eski bir iz, kimsenin bakmadığı bir köşe.

Kocam Cemal, yıllar önce işten çıkarıldığında her şey değişti. O gün bugündür evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Cemal, televizyonun karşısında saatlerce oturur, bana bakmadan yemek yerdi. Bir keresinde ona “Cemal, bana bir şey söylemeyecek misin?” dedim. Gözlerini benden kaçırdı, “Ne söyleyeyim Halime? Her şey ortada,” dedi. O an anladım ki, sadece toplumun değil, kendi ailemin de içinde görünmez olmuştum.

Bir gün marketten dönerken apartmanın girişinde komşum Ayşe Hanım’la karşılaştım. Selam verdim, başını eğip hızla geçti yanımdan. Sanki ben orada yokmuşum gibi… O an içimde bir boşluk oluştu. Kendime sordum: “Ben gerçekten var mıyım?”

Elif üniversiteyi kazandığında çok sevinmiştim. Ona güzel bir gelecek hazırlamak için yıllarca çalıştım; dikiş diktim, evlere temizliğe gittim. Ama Elif büyüdükçe bana olan ilgisi azaldı. Şimdi evdeyken bile yanımda değilmiş gibi davranıyor. Bir gün ona “Kızım, seninle biraz konuşabilir miyiz?” dedim. Gözlerini devirdi, “Anne, çok yorgunum,” dedi ve odasına kapandı. O an anladım ki, yalnızlığım sadece dışarıda değil, evimin içinde de büyüyordu.

Bir gece uykusuzluktan yatakta dönüp dururken Cemal’in derin nefes alışlarını dinledim. İçimde biriken kelimeler boğazımda düğümlendi. “Cemal,” dedim kısık bir sesle, “Beni hiç fark ediyor musun?” Cevap gelmedi. Sadece horlaması devam etti. O an gözlerimden yaşlar süzüldü; kimseye anlatamadığım bir acıydı bu.

Sabahları apartman merdivenlerinden inerken ayak seslerimi dinlerim; bazen kendi varlığımı kanıtlamak ister gibi yere biraz daha sert basarım. Ama kimse dönüp bakmaz. Postacı bile zili çalmadan mektupları kapının altından atar. Bir keresinde yanlışlıkla başka bir dairenin ziline bastı; ben kapıyı açınca şaşkınlıkla yüzüme baktı ve “Siz burada mı oturuyordunuz?” dedi. O an içimdeki görünmezlik duygusu daha da derinleşti.

Bir gün Elif’in okulundan aradılar; veli toplantısı varmış. Sevinçle hazırlandım, en güzel elbisemi giydim. Okula vardığımda diğer anneler kendi aralarında konuşuyor, gülüşüyorlardı. Yanlarına yaklaştım, selam verdim ama kimse yüzüme bakmadı. Toplantı boyunca öğretmen Elif’in başarılarından bahsettiğinde gururlandım ama kimseyle paylaşamadım bu duyguyu.

Eve döndüğümde Cemal yine televizyonun karşısındaydı. “Elif’in öğretmeni çok güzel şeyler söyledi,” dedim heyecanla. Cemal başını kaldırmadan “İyiymiş,” dedi ve kanalı değiştirdi. İçimdeki sevinç bir anda sönüp gitti.

Bir akşam Elif eve geç geldi. Gözleri doluydu, sessizce odasına kapandı. Kapısını çaldım, “Kızım iyi misin?” diye sordum. Cevap vermedi. Kapının önünde bekledim; içeri girmeye cesaret edemedim. O an düşündüm: Ben annesi olarak ona ulaşamıyorsam, kim ulaşabilir?

Geceleri mutfakta oturup eski fotoğraflara bakıyorum bazen; gençliğimdeki Halime’yi arıyorum o karelerde. Gözlerimde umut vardı o zamanlar; şimdi ise aynaya baktığımda yorgun bir kadın görüyorum. Bir keresinde Elif’e eski fotoğrafları gösterdim, “Bak kızım, bu annen,” dedim gülümseyerek. O ise başını kaldırmadan “Anne şimdi işim var,” dedi.

Bir sabah apartmanda yangın alarmı çaldı; herkes panikle dışarı çıktı. Ben de pijamalarımla kapıya koştum. Bahçede toplanan komşular birbirine sarılıyor, çocuklarını koruyordu. Ben ise tek başıma köşede duruyordum; kimse yanıma gelip “İyi misin Halime?” demedi. O an anladım ki, gerçekten görünmezdim.

Bir gün cesaretimi topladım ve apartman toplantısına katıldım. Herkes kendi arasında konuşuyordu; ben ise sessizce bir köşede oturdum. Söz almak istedim ama kimse bana fırsat vermedi. Toplantı bitince herkes dağıldı; ben ise orada öylece kaldım.

Bazen düşünüyorum: Belki de ben kendimi anlatmayı unuttum yıllar içinde… Belki de görünmezliğim kendi sessizliğimden kaynaklanıyor. Ama insan bazen ne kadar bağırsa da kimse duymuyor sesini.

Şimdi mutfakta otururken yağmurun sesiyle birlikte içimdeki yalnızlığı dinliyorum. Elif yine odasında, Cemal yine televizyonun karşısında… Ben ise kendi varlığımı sorguluyorum: “Gerçekten var mıyım? Yoksa herkes için sadece bir gölge miyim? Siz hiç böyle hissettiniz mi?”