Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Evin Kapısı Açıldığında
“Ne yapıyorsun burada, Kasım?” diye sordu annem, sesi mutfaktan koridora kadar yankılandı. Cevap veremedim. Ellerim titreyerek beyaz elbisemin dikişlerini düzeltiyordum. O elbise… Geçen hafta aceleyle, indirimde bulup aldığım, üzerinde ucuz dantel işlemeleri olan o elbise… Şimdi aynada kendime bakarken, her bir dikişi gözümde büyüyordu. Sanki üzerimdeki her kusur, içimdeki kırıklığı daha da belirginleştiriyordu.
Kapı zili çaldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. “Kızım, açsana kapıyı!” dedi annem. Yavaşça kapıya yürüdüm. Kapıyı açtığımda karşımda kocam Serkan’ı ve yanında genç, bakımlı bir kadını gördüm. Kadının saçları özenle yapılmış, üzerindeki elbise ise benimkinden katbekat pahalıydı. Serkan’ın gözlerinde ise alışık olmadığım bir parıltı vardı.
“Kasım, bu Elif,” dedi Serkan, sesi tuhaf bir şekilde soğuktu. “Artık birlikteyiz.”
O an zaman durdu sanki. Annem mutfaktan çıkıp yanımıza geldiğinde, yüzündeki şaşkınlık ve öfke birbirine karışmıştı. “Ne diyorsun sen Serkan? Evli barklı adamsın!” diye bağırdı annem. Elif ise başını eğdi, ama gözlerinde bir pişmanlık belirtisi yoktu.
Serkan’ın sesi titremedi bile: “Bitti anne, Kasım’la aramızda hiçbir şey kalmadı. Elif’le yeni bir hayat kuracağım.”
O an içimde bir şeyler koptu. Dizlerim titredi, ama yere yığılmadım. Annemin gözleri doldu, bana baktı: “Kızım, ne yapacaksın şimdi?”
Ne yapacaktım? Onca yıl boyunca Serkan için katlandığım onca şeye ne olmuştu? Evimizin küçük salonunda, eski koltukların arasında sıkışıp kalmıştım. Babam yıllar önce vefat etmişti; annemle birlikte ayakta kalmaya çalışıyorduk. Serkan’la evliliğimiz başta umut doluydu; ama zamanla her şey sıradanlaştı, sevgimiz yıprandı. Yine de ayrılmak hiç aklıma gelmemişti.
Elif’in gözleriyle göz göze geldim. Bir an için bana acır gibi baktı. Sonra Serkan’ın koluna girdi. “Biz gidelim,” dedi Elif sessizce. Serkan başını salladı ve arkasına bakmadan çıktı evden.
Annem yanıma geldi, sarıldı bana. “Ağlama kızım,” dedi ama kendisi de ağlıyordu. “Bu dünyanın sonu değil.”
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken çocukluğumdan beri yaşadığım tüm hayal kırıklıkları bir bir aklıma geldi. Babamın yokluğu, annemin yalnızlığı, kasabada kadın olmanın ağırlığı… Hep güçlü olmam gerektiğini söylediler bana; ama kimse kırıldığımda ne yapmam gerektiğini öğretmedi.
Ertesi gün mahallede dedikodular başladı. Komşu Ayşe Teyze kapının önünde beni görünce başını çevirdi. Marketten dönerken arkamdan fısıldaşan kadınların seslerini duydum: “Serkan başka kadın bulmuş diyorlar… Zavallı Kasım…”
Bir hafta boyunca evden çıkmadım. Annem yemek yapmaya çalıştı ama iştahım yoktu. Telefonum sürekli çalıyordu; Serkan’ın ailesi arıyor, “Oğlumuz hata yaptı ama sen de biraz daha anlayışlı olsaydın,” diyorlardı. Sanki suçlu benmişim gibi…
Bir akşam annem yanıma oturdu: “Kızım,” dedi, “Hayat devam ediyor. Sen daha gençsin, önünde uzun bir yol var.”
Ama ben kendimi yaşlanmış hissediyordum. Aynada gördüğüm kadın ben değildim artık; gözlerimin altı morarmış, saçlarım dağılmıştı.
Bir gün eski arkadaşım Zeynep aradı: “Kasım, çık gel biraz hava alalım,” dedi. İstemeye istemeye kabul ettim. Sahile indik; denizin kokusu içimi ferahlattı biraz.
“Biliyor musun,” dedi Zeynep, “Ben de zamanında aldatıldım. Ama sonra anladım ki hayat bir adamdan ibaret değilmiş.”
Onun sözleriyle biraz olsun kendime geldim. Eve döndüğümde anneme sarıldım: “Anne, ben artık ağlamak istemiyorum.”
O günden sonra yavaş yavaş toparlanmaya başladım. Bir kursa yazıldım; dikiş dikmeyi öğrendim. Kendi elbiselerimi dikmeye başladım; her dikişte kendimi biraz daha onardım sanki.
Aylar geçti. Bir gün Serkan kapıda belirdi; yüzü solgun, gözleri pişmanlık doluydu.
“Kasım,” dedi sessizce, “Hata yaptım… Elif beni terk etti.”
Ona baktım; içimde ne öfke ne de sevgi kalmıştı artık. Sadece bir huzur vardı.
“Geçmiş olsun Serkan,” dedim kısaca ve kapıyı kapattım.
Şimdi aynaya baktığımda o eski beyaz elbisemi görüyorum bazen; ama artık üzerimdeki kusurları değil, kendi emeğimi ve gücümü görüyorum.
Hayat bazen en acımasız şekilde sınar insanı… Ama insan kendini yeniden yaratabiliyor mu gerçekten? Siz olsaydınız affeder miydiniz? Yoksa yeni bir hayat kurmak için geçmişi ardınızda bırakır mıydınız?