Anne, Ne Yapıyorsun?

“Anne, ne yapıyorsun?” diye bağırdım, sesim sabahın sessizliğinde yankılandı. Gözlerimi tam açamamıştım ama Zehra Hanım’ın, yani kayınvalidemin, odadan hızla çıkarken yüzündeki o alaycı tebessümü gördüm. Yorganım ayak ucumda, pijamamın düğmeleri çözülmüş, kendimi hem çıplak hem de savunmasız hissettim. O an içimde bir öfke kabardı; bu evde, kendi odamda bile bana ait bir alan yoktu sanki.

Murat hâlâ uyuyordu. Hafifçe dürttüm onu, “Kalk Murat, annen yine odamıza girdi,” dedim. Gözlerini ovuşturdu, uykulu bir sesle “Abartıyorsun Elif, annemdir işte,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu küçücük ihlallerin toplamı, sabrımı taşıran son damla olmuştu. “Senin annen benim sınırlarımı hiçe sayıyor! Kaç kere söyledim, odamıza izinsiz girmesin diye!”

Murat yataktan kalktı, üstüne bir tişört geçirdi ve annesinin peşinden salona gitti. Ben ise yatağın ucunda oturup ağlamaya başladım. Annemin bana küçükken söylediği bir laf aklıma geldi: “Kızım, evlenince kendi yuvanı kurarsın ama bazen o yuva başkasının evi olur.” O an anladım ki, bu evde hiçbir zaman tam anlamıyla kendi yuvamı kuramamıştım.

Biraz sonra salondan yükselen sesler duydum. Zehra Hanım yüksek sesle konuşuyordu: “Ben bu evi çekip çeviriyorum! Elif de her şeye alınmasın artık!” Murat ise arada kalmıştı: “Anne, biraz saygı göster lütfen.”

Kalkıp salona gittim. Gözlerim dolu dolu, sesim titrek: “Zehra Hanım, lütfen odamıza izinsiz girmeyin. Bu benim mahremim.”

Zehra Hanım bana küçümseyici bir bakış attı: “Ne varmış canım? Sen de her şeyi büyütüyorsun. Ben senin annen gibiyim.”

O an içimdeki öfke patladı: “Benim annem asla böyle davranmazdı! Ben burada misafir değilim, bu evde ben de yaşıyorum!”

Murat araya girdi: “Tamam, yeter! Her sabah aynı kavga! Elif, biraz anlayışlı olamaz mısın? Annem yaşlı işte.”

O an Murat’a bakarken içimde bir kırgınlık oluştu. Onun için annesinin duyguları benimkilerden daha önemliydi sanki. O gün kahvaltı masasında kimse konuşmadı. Zehra Hanım tabağını hızlıca bitirip mutfağa geçti. Ben ise çayımı karıştırırken gözlerimden yaşlar süzüldü.

O gün işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım. Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım darmadağındı. Kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yorgun ve mutsuz oldum?”

İş yerinde de aklım hep evdeydi. Arkadaşım Derya yanıma gelip “Neyin var Elif?” diye sorduğunda dayanamadım, her şeyi anlattım. Derya başını salladı: “Senin yerinde olsam çoktan resti çekerdim. Kendi evinde huzurun yoksa başka nerede olacak?”

Akşam eve döndüğümde Zehra Hanım mutfakta börek açıyordu. Beni görünce yüzünü buruşturdu: “Yine geç kaldın. Akşam yemeğini de ben mi hazırlayacağım?”

Derin bir nefes aldım: “Zehra Hanım, ben de çalışıyorum. Bu evde herkesin sorumluluğu var.”

O an Murat içeri girdi: “Yeter artık! Annem yaşlı, sen gençsin; biraz yardımcı olsan ne olur?”

“Ben de yoruluyorum Murat! Sen hiç anlamıyorsun!” dedim ve odama kapandım.

Gece yarısı Murat yanıma geldi. Yatağın kenarına oturdu: “Elif, annemi üzmek istemiyorum ama seni de böyle görmek istemiyorum.”

Gözlerim doldu: “Murat, ben bu evde kendimi yabancı gibi hissediyorum. Senin annen bana hiç kızına davrandığı gibi davranmadı.”

Murat başını eğdi: “Biliyorum… Ama babam öldükten sonra annem çok yalnız kaldı. Seni de kızı gibi görmek istiyor.”

“Beni kızı gibi görmek istiyorsa önce bana saygı duymayı öğrenmeli,” dedim sessizce.

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin mezarına gitmeyeli aylar olmuştu. Ertesi gün izin alıp mezarlığa gittim. Annemin mezarı başında oturup ağladım: “Anneciğim, ben burada çok yalnızım. Kendi evimde bile huzurum yok.”

Mezarlıktan dönerken kararımı verdim. Eve girer girmez Murat’ı karşıma aldım: “Murat, ya annenle konuşup sınırlarını belirleyeceksin ya da ben bu evden gideceğim.”

Murat şaşırdı: “Elif… Bunu yapamazsın.”

“Yaparım Murat! Çünkü artık kendimi korumak zorundayım.”

O gece Murat annesiyle uzun uzun konuştu. Kapının arkasından onların tartışmasını dinledim:

“Anne, Elif’in odasına izinsiz girmeni istemiyorum!”

Zehra Hanım’ın sesi titriyordu: “Ben sadece yardım etmek istedim…”

“Yardım etmek başka, sınır ihlali başka anne!”

Ertesi sabah Zehra Hanım kahvaltıda sessizdi. Bana bakmadan tabağını aldı ve mutfağa geçti. Murat ise elimi tuttu: “Sana söz veriyorum Elif, bundan sonra her şey değişecek.”

Ama biliyordum ki hiçbir şey bir anda değişmeyecekti. Yılların alışkanlıkları kolay kolay kırılmazdı.

O gün akşam üzeri Zehra Hanım yanıma geldi. Gözleri doluydu: “Elif… Belki de haklısın. Ben bazen haddimi aşıyorum. Ama oğlumdan başka kimsem yok.”

İlk defa onu bu kadar kırılgan gördüm. İçimdeki öfke yerini acımaya bıraktı.

“Zehra Hanım… Ben de burada mutlu olmak istiyorum. Birbirimize saygı gösterirsek belki her şey daha kolay olur.”

O an göz göze geldik ve ikimiz de ağladık.

Şimdi düşünüyorum da; aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak değilmiş… Birbirimizin sınırlarına saygı göstermekmiş asıl mesele.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi evinizde huzur bulamazsanız ne yaparsınız? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…