Kimseye Vermem Seni: Bir Anne ve Kızının Sessiz Çığlığı

“Kimseye vermem seni! Kimseye!” diye bağırdım, elimdeki terlik yere düşerken. Elif’in odasından gelen çığlıkla uykumdan fırlamıştım. Gecenin bir yarısıydı, apartmanın sessizliğinde yankılanan o ses hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Kapıyı hızla açtım, Elif yatağında titreyerek oturuyordu. Gözleri korkuyla büyümüş, dudakları morarmıştı. Yanına koştum, sarıldım. “Anne, lütfen bırakma beni,” diye fısıldadı. O an, içimde bir şeyler kırıldı.

Eşim Murat üç yıl önce bizi terk ettiğinde, Elif’le baş başa kalmıştık. O günden beri hem anne hem baba olmaya çalışıyordum. Ama bu gece, Elif’in korkusu bana yetemediğimi hissettirdi. “Ne oldu kızım? Kötü bir rüya mı gördün?” dedim. Başını salladı ama gözleri hâlâ kapının aralığında bir noktaya kilitlenmişti.

Sabah olduğunda Elif okula gitmek istemedi. “Karnım ağrıyor,” dedi. Zorlamadım. Kahvaltı hazırlarken annem aradı. “Kızım, komşular konuşuyor. Murat’ın yeni bir hayat kurduğunu duydum,” dedi. İçimden bir öfke yükseldi ama anneme belli etmedim. “Bize ne anne? Biz iyiyiz,” dedim ama sesim titriyordu.

Elif’in içine kapanıklığı arttıkça ben de huzursuzlanıyordum. Okuldan arayan rehber öğretmen, “Elif son zamanlarda çok sessiz, arkadaşlarıyla konuşmuyor,” dediğinde içimdeki endişe büyüdü. Akşamları Elif’le konuşmaya çalıştım ama her defasında duvar gibi sustu.

Bir gece, Elif’in defterini toplarken arasından bir mektup düştü. Titreyen ellerimle açtım: “Anne, bazen çok korkuyorum. Beni kimse anlamıyor. Okulda herkes bana bakıyor gibi hissediyorum.” Gözlerim doldu. O an anladım ki Elif yalnızca babasının yokluğuyla değil, toplumun acımasız bakışlarıyla da mücadele ediyordu.

Bir gün okuldan dönerken apartmanın girişinde komşu Ayşe Hanım’la karşılaştık. “Kızınız büyüdü artık, başıboş bırakmayın,” dedi alaycı bir sesle. Elif başını eğdi, ben ise öfkeyle dişlerimi sıktım. Eve girer girmez Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Anne, ben kötü bir şey mi yaptım?” dedi. Sarıldım ona, “Hayır kızım, asla! Sen benim en değerli varlığımsın,” dedim ama içimdeki çaresizlik büyüyordu.

O gece Elif’in odasında otururken kendi çocukluğumu hatırladım. Babamın baskısı, annemin suskunluğu… Şimdi ben de aynı döngünün içinde miydim? Kızımı korumak isterken ona daha fazla zarar mı veriyordum?

Bir sabah Elif okula gitmek istemediğini söyledi. “Kimse benimle konuşmuyor anne, herkes bana garip bakıyor,” dedi. Okula gidip rehber öğretmenle konuştum. “Çocuklar acımasız olabiliyor,” dedi öğretmen hanım. “Belki psikolojik destek almanız iyi olur.” O an anladım ki yalnızca annelik yetmiyor; bazen yardım istemek gerekiyordu.

Psikolog Sevim Hanım’la ilk görüşmemizde Elif hiç konuşmadı. Sevim Hanım bana döndü: “Çocuklar bazen duygularını anlatamazlar, onları anlamak için sabırlı olmak gerekir.” Eve dönerken Elif’in elini tuttum, “Sana ne olursa olsun yanında olacağım,” dedim.

Bir akşam Murat aradı. “Elif’i görmek istiyorum,” dedi soğuk bir sesle. Kalbim sıkıştı. “Üç yıldır aramadın, şimdi mi aklına geldi?” dedim öfkeyle. “Ben de babasıyım,” dedi Murat. Elif’e sordum, görmek istemediğini söyledi.

O gece Elif’in odasında otururken kendi anneme mesaj attım: “Anne, bazen çok yoruluyorum.” Annem hemen aradı: “Kızım, güçlü olman lazım. Hayat kolay değil.” Ama ben güçlü olmak istemiyordum; sadece kızımı mutlu görmek istiyordum.

Bir gün okul çıkışında Elif’i almaya gittiğimde onu köşede ağlarken buldum. Yanına koştum, sarıldım. “Kimse beni sevmiyor anne,” dedi hıçkırarak. O an karar verdim; ne olursa olsun kızımı bu dünyanın acımasızlığından koruyacaktım.

Psikolog Sevim Hanım’la görüşmelerimiz devam ettikçe Elif yavaş yavaş açılmaya başladı. Bir gün bana dönüp, “Anne, sen olmasan ne yapardım bilmiyorum,” dedi gözleri dolu dolu.

Ama hayat yine de kolay değildi. Komşuların dedikoduları, okulda yaşananlar ve Murat’ın ara sıra arayıp huzurumuzu bozması… Bazen geceleri uyuyamıyor, pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyordum: “Acaba doğru mu yapıyorum? Kızımı bu kadar koruyarak ona zarar mı veriyorum?”

Bir akşam Elif yanıma gelip sarıldı: “Anne, ben büyüyorum galiba ama çok korkuyorum.” Onun saçlarını okşadım: “Korkma kızım, ben hep yanında olacağım.”

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içimde bir korku var ama aynı zamanda umut da taşıyorum. Belki de en büyük cesaret, korkularımızı paylaşabilmekte saklıdır.

Sizce bir anne çocuğunu korumak için nereye kadar gitmeli? Toplumun baskısı karşısında susmak mı gerekir yoksa haykırmak mı? Cevabınızı merak ediyorum.