Bir Tabak Klopsik ve Sessiz Çığlıklar: Bir Evliliğin İçinden
“Yine mi klopsik, Zeynep?” diye bağırdım mutfağın kapısından, sesim istemsizce titriyordu. Annemden kalan eski tencerede kaynayan patates püresinin kokusu, çocukluğumdan beri içimi daraltırdı. Zeynep, başını eğip tabağa bir kaşık daha koydu. “Başka ne yapabilirdim ki, Emre? Markette indirim vardı, biliyorsun.”
O an, içimde biriken öfkeyle masaya oturdum. Oğlum Kerem ise odasında bilgisayar başında, kulaklığını takmış, dünyadan kopmuştu. Zeynep’in gözlerinde yorgunluk vardı; ama ben kendi yorgunluğumdan başka bir şey göremiyordum o akşam. Kaşığı tabağa vururken, “Geçen hafta da aynı şeyi yedik. Biraz değişiklik istiyorum artık!” dedim. Zeynep’in sesi çatallandı: “Sen de her gün eve surat asarak gelmesen keşke.”
O an sustum. Çünkü haklıydı. Ama haklı olması, içimdeki huzursuzluğu azaltmıyordu. İş yerinde gün boyu müdürümün aşağılamalarına maruz kalmıştım. Eve geldiğimde ise annemin telefonları… “Emre, Zeynep yine oğluma hazır yemek mi yaptı? Kadın dediğin biraz uğraşır oğlum!” Annemin sesi kulaklarımda çınladı. Zeynep’in yanında annemi savunamazdım ama içimde bir yerlerde ona hak veriyordum. Belki de bu yüzden Zeynep’e bu kadar yükleniyordum.
Birden telefonum çaldı. Ekranda annemin adı parlıyordu. Açmaya cesaret edemedim. Zeynep göz ucuyla baktı, “Yine annen mi?” diye sordu sessizce. Cevap vermedim. O an Kerem kapıdan başını uzattı: “Baba, internet yine gitti!”
Sinirlerim iyice gerildi. “Her şey üst üste geliyor!” diye bağırdım istemsizce. Kerem korkuyla odasına kaçtı. Zeynep ise sessizce masadan kalktı, tabakları toplamaya başladı. Arkasından gidip özür dilemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
O gece uyuyamadım. Yatakta yan yana ama birbirimize kilometrelerce uzaktık. Zeynep’in sırtı bana dönüktü. Kafamda annemin sözleri dönüp duruyordu: “Kadın dediğin evini çekip çevirir, kocasına huzur verir.” Ama ben ne zaman huzur istemiştim ki? Belki de tek istediğim anlaşılmaktı.
Sabah işe giderken Zeynep’le göz göze gelmemeye çalıştım. O ise sessizce mutfağı topluyordu. Kapıdan çıkarken arkamdan fısıldadı: “Emre… Akşam konuşalım mı?”
İş yerinde günüm yine stresle geçti. Müdürüm Haluk Bey, “Emre Bey, şu raporları neden hâlâ bitiremediniz?” diye bağırdı odanın ortasında. Herkes bana bakıyordu. O an küçüldüm, yok olmak istedim. Eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”
Eve geldiğimde Zeynep beni kapıda bekliyordu. Gözleri şişmişti, belli ki ağlamıştı. İçeri girdik, Kerem odasında yine bilgisayardaydı. Zeynep masaya iki fincan çay koydu.
“Emre,” dedi titrek bir sesle, “Böyle devam edemeyiz.”
Sustum. Çünkü haklıydı.
“Senin annenle baş edemiyorum artık,” dedi gözyaşlarını silerek, “Her gün arıyor, laf sokuyor, beni yetersiz hissettiriyor.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Çünkü ben de yetersiz hissediyordum; hem işte hem evde hem de baba olarak.
“Ben de yoruldum Zeynep,” dedim sessizce, “Ama ne yapacağımı bilmiyorum.”
Bir süre sessizce oturduk. Sonra Zeynep elimi tuttu: “Birlikte çözebiliriz ama önce birbirimizi dinlememiz lazım.”
O an ilk defa gerçekten dinledim onu. Annesinin genç yaşta vefat ettiğini, babasının başka bir kadınla evlendiğini ve kendini hep yalnız hissettiğini anlattı bana. Ben ise çocukluğumdan beri annemin gölgesinde yaşadığımı, hiçbir zaman kendi kararlarımı veremediğimi anlattım.
O gece uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimizin yaralarını gördük ve sarılmaya çalıştık.
Ama ertesi sabah annem yine aradı: “Oğlum, Zeynep sana layık değil!” dedi telefonda.
Bu sefer sessiz kalmadım: “Anne, lütfen artık karışma,” dedim kararlı bir sesle.
Telefonun ucunda bir sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı: “Ben sadece iyiliğini istiyorum oğlum…”
O an anladım ki, bu savaş sadece Zeynep’le değil; annemle, kendimle ve geçmişimleydi.
Akşam eve döndüğümde Zeynep bana gülümsedi: “Bugün ne yemek istersin?” diye sordu.
Gözlerim doldu: “Ne olursa olsun, yeter ki birlikte olalım,” dedim.
Belki de hayat böyleydi; bazen bir tabak klopsik ve patates püresiyle başlar, sonra yılların biriktirdiği acılarla yüzleşirsin.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç ailenizle eşiniz arasında kalıp iki tarafa da yetemediğinizi hissettiniz mi? Ya da kendi annenizin gölgesinden çıkmak için cesaret bulabildiniz mi?