Elli Yaşından Sonra: Bir Kadının İhanetle Yüzleşmesi
“Bu koku ne? Yine mi aynı parfüm?” diye sordum, sesim titreyerek. Mehmet’in gözleri bir anlığına kaçtı, sonra aceleyle ceketini askıya astı. “Ofiste herkes birbirine sarılıyor, biliyorsun işte,” dedi, ama sesindeki huzursuzluk bana her şeyi anlatıyordu. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Otuz beş yıl boyunca, çocuklarımızı büyütmüş, iyi günde kötü günde omuz omuza vermiştik. Şimdi ise, evimizin salonunda, bir yabancının karşısında gibi hissediyordum kendimi.
O gece uyuyamadım. Mehmet’in nefesi yanımda ağır ağır yükselirken, ben tavana bakıp geçmişi düşündüm. İlk tanıştığımız günü, bana aldığı ilk çiçeği, çocuklarımızın doğumunu… Sonra aklıma o kadın geldi: Zeynep. Mehmet’in iş yerinden arkadaşı. Birkaç kez evimize de gelmişti. Göz göze geldiğimizde bana hep fazla sıcak davranmıştı, ama ben iyi niyetli sanmıştım. Meğer ne kadar safmışım.
Ertesi sabah kahvaltı masasında sessizlik vardı. Oğlumuz Emre ve kızımız Derya çoktan kendi hayatlarına dalmışlardı; evde sadece ben ve Mehmet kalmıştık. “Bir şey mi oldu?” diye sordu Mehmet, gözlerini gazeteden ayırmadan. “Yok,” dedim, ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Günler geçtikçe şüphelerim arttı. Mehmet’in telefonu artık hep sessizdeydi, banyoya bile yanında götürüyordu. Akşamları eve geç gelmeye başladı, yorgun olduğunu söyleyip hemen uyuyordu. Bir akşam, cesaretimi topladım ve ona doğrudan sordum:
“Beni aldatıyor musun?”
Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu. Bir an sustu, sonra başını öne eğdi. “Bilmiyorum… Her şey çok karışık,” dedi sadece.
O an dünyam başıma yıkıldı. Otuz beş yıl boyunca kendimi onun eşi, çocuklarımın annesi olarak tanımlamıştım. Şimdi ise kim olduğumu bilmiyordum. Annemi aradım; “Kızım, herkesin başına gelir, yuvanı bozma,” dedi. Ablam ise “Kendini düşün, hayatını yeniden kur,” diye fısıldadı telefonda.
Bir hafta boyunca evdeki her şey bana yabancı geldi. Aynaya baktığımda kırışıklıklarımı, sarkmış yanaklarımı gördüm; gençliğimden eser kalmamıştı sanki. Mehmet ise her zamanki gibi işe gidip geliyordu; ama aramızdaki mesafe artık aşılmazdı.
Bir akşam Derya aradı: “Anne, sesin kötü geliyor, iyi misin?”
Dayanamadım, her şeyi anlattım. Derya ağladı telefonda: “Baba nasıl yapar bunu sana? Sen onun için her şeyini feda ettin!”
Emre ise daha soğukkanlıydı: “Anne, belki de biraz ayrı kalmanız iyi olur. Kendine zaman tanı.”
O gece bavulumu topladım ve annemin evine gittim. Annem kapıyı açınca gözlerim doldu: “Anneciğim, ben bittim,” dedim.
Annem saçlarımı okşadı: “Sen güçlü bir kadınsın, unutma.”
Günlerce annemin evinde kaldım. Her sabah kahvaltıda eski fotoğraflara baktım; gençliğimi, hayallerimi düşündüm. Mehmet birkaç kez aradı; açmadım. Sonunda bir gün kapıda belirdi:
“Affet beni,” dedi gözleri dolu dolu. “Sana bunu nasıl yaptım bilmiyorum.”
O an ona sarılmak istedim ama yapamadım. İçimdeki öfke ve kırgınlık çok büyüktü.
Ablam bana iş bulmamı önerdi: “Kendi ayaklarının üzerinde durmalısın.”
Küçük bir butik buldum; sahibi Ayşe Hanım bana iş verdi. İlk gün çok heyecanlıydım; yıllar sonra ilk kez kendim için bir şey yapıyordum.
Butikte çalışmak bana iyi geldi. Müşterilerle sohbet ettikçe kendimi yeniden buldum. Ayşe Hanım bir gün bana şöyle dedi:
“Senin gibi kadınlar kolay kolay yıkılmaz.”
Mehmet ise hâlâ arıyordu; mesajlar atıyor, eve dönmemi istiyordu. Bir gün çocuklarımı topladım ve konuştuk:
“Babanızla ne yapmalıyım?”
Derya ağladı: “Anne, ne istersen onu yap.”
Emre ise: “Sen mutlu ol yeter.”
Bir gece uzun uzun düşündüm; Mehmet’i affedebilir miydim? Onca yılın hatırına yeniden başlayabilir miydik? Yoksa kendi yoluma mı gitmeliydim?
Mehmet’le buluştum; gözlerinin içine baktım:
“Sana güvenim kalmadı,” dedim sessizce.
Mehmet ağladı; ilk kez onu bu kadar çaresiz gördüm.
Ama ben kararımı vermiştim: Kendi yoluma gidecektim.
Boşanma süreci zordu; ailemden ve komşulardan türlü türlü laflar duydum: “Bu yaşta boşanılır mı?” “Kadın başına ne yapacaksın?” Ama ben ilk kez kendim için bir şey yapıyordum.
Aylar geçti; butik büyüdü, ben de büyüdüm. Artık aynaya baktığımda kırışıklıklarımı değil, gözlerimdeki ışığı görüyordum.
Hayat bana ikinci bir şans vermişti; bu kez kendi hikayemi yazacaktım.
Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı giderdiniz?