Kendi Evimde Yabancı: Bir Anneannenin Sessiz Çığlığı

“Anne, lütfen sesini çıkarma, çocuklar yeni uyudu!” diye fısıldadı gelinim Elif, mutfağın kapısında dikilirken. O an, kendi evimde bir yabancı gibi hissettim. Ellerim titreyerek çay bardağını tezgâha bıraktım. Oysa bu mutfak, yıllarca bana ait olmuştu; şimdi ise her köşesinde Elif’in düzeni, oğlum Murat’ın eşyaları, torunlarımın oyuncakları vardı. Ben ise, sanki fazlalıkmışım gibi, köşeye sıkışmıştım.

İstanbul’a taşınalı altı ay oldu. Bursa’daki evimi, bahçemi, komşularımı, yılların birikimini geride bırakıp geldim. Sadece torunlarım Zeynep ve Derya için… Onların büyümesini izlemek, onlara masallar anlatmak, saçlarını okşamak istedim. Ama şimdi, kendi evimde bir misafir gibiyim. Her sabah Elif’in bakışlarıyla uyanıyor, Murat’ın sessizliğinde kayboluyorum.

Bir akşamüstüydü. Zeynep ve Derya odalarında oyun oynarken, Murat işten yorgun argın döndü. Sofrayı hazırlamıştım. Elif yine aceleyle mutfağa girdi, “Anneciğim, salatayı fazla koymuşsun, Murat sevmiyor,” dedi. Sanki her hareketim yanlış, her emeğim gereksizdi. İçimde bir sızı hissettim. Oğlum ise başını kaldırmadan telefonuna bakıyordu.

Bir gece yarısı, salondaki kanepede uyandım. Yatak odasını Elif ve Murat’a bırakmıştım; torunlarımın odası zaten küçücüktü. Ben ise eski bir battaniyeye sarılmış halde, televizyonun loş ışığında uyumaya çalışıyordum. Kendi evimde neden böyleydim? Neden bana ait olan yerde, en son ben düşünülüyordum?

Bir sabah Elif’le tartıştık. “Anneciğim, lütfen biraz daha dikkatli ol! Zeynep’in oyuncaklarını toplamamışsın, ayağı takılıp düştü,” dedi sertçe. Gözlerim doldu. “Elif, ben yaşlandım artık… Her şeye yetişemiyorum,” dedim titrek bir sesle. O ise gözlerini kaçırdı, “Biliyorum ama çocuklar önemli,” dedi ve çıktı.

Oğlum Murat’la konuşmak istedim. Bir akşam cesaretimi topladım. “Oğlum, ben burada kendimi fazlalık gibi hissediyorum,” dedim. Murat başını eğdi, “Anne, Elif de çok yoruluyor… Sen de biraz anlayışlı olsan?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca onların iyiliği için çalışmıştım; şimdi ise anlayış beklenen bendim.

Bir gün komşumuz Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce şaşırdı: “Ay Hatice Abla, senin ne işin var salonda? Koca evde sana oda yok mu?” dedi fısıltıyla. Utandım, cevap veremedim. O an anladım ki yalnızca ben değilim; mahalledeki birçok yaşlı kadın da aynı durumda. Kendi evlerinde misafir olmuşlar.

Torunlarım bana sarıldığında her şeyi unutuyorum sanıyordum ama geceleri gözyaşlarımı yastığıma akıtıyorum. Bir gün Zeynep yanıma geldi: “Babaanne, neden hep üzgünsün?” diye sordu masumca. Ona sarıldım, “Hiçbir şeyim yok kızım,” dedim ama içim kan ağlıyordu.

Bir akşam Elif’in annesi geldi. Sofrada bana yer kalmamıştı; mutfakta tek başıma çayımı içtim. Kahkahalar salondan yükselirken ben sessizce ağladım. O an karar verdim: Ya kendimi tamamen unutacak, ya da sesimi duyuracaktım.

Ertesi sabah Murat’a açıkça söyledim: “Oğlum, bu ev benimdi ama artık bana ait değil gibi hissediyorum. Ya bana hak ettiğim saygıyı gösterirsiniz ya da ben kendi yoluma giderim.” Murat sustu; Elif ise gözlerini devirdi.

O gün torunlarımı okula götürdüm. Yolda eski komşum Fatma Teyze’yle karşılaştık. “Kızım,” dedi bana, “Kendini ezdirme! Biz yaşlandık diye hayatımızdan vazgeçmek zorunda değiliz.” O sözler içime işledi.

Akşam eve döndüğümde Elif yine huzursuzdu: “Anneciğim, lütfen çocukların düzenini bozma!” dedi yüksek sesle. Dayanamadım: “Ben burada sadece hizmetçi miyim? Kendi evimde neden ikinci plana atılıyorum?” diye bağırdım ilk defa.

Murat araya girdi: “Anne yeter! Hepimiz çok yorulduk.”

O an sustum. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Torunlarım kapının arkasında korkuyla bakıyordu.

O gece sabaha kadar düşündüm. Bursa’daki eski evimi hatırladım; bahçemdeki gülleri, komşularımla içtiğim çayları… Burada ise sadece yalnızlık vardı.

Ertesi gün valizimi topladım. Torunlarıma sarıldım: “Sizi çok seviyorum ama bazen insan kendine de değer vermeli,” dedim.

Murat ve Elif şaşkınlıkla baktı: “Nereye gidiyorsun anne?”

“Bilmiyorum,” dedim sessizce, “Ama burada kendimi kaybettim.”

Otobüs terminaline giderken gözyaşlarımı tutamadım ama içimde hafif bir huzur vardı.

Şimdi size soruyorum: Bir anneanne ya da dede olarak kendi evinizde misafir gibi hissettiniz mi hiç? Sevgiyle başladığınız bir yolculuk nasıl bu kadar acı verici bir sona dönüşebilir?