Kendi Torununu Görmezden Gelen Bir Babanenin Gölgesinde

“Yeter artık, anne!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. Kayınvalidem, Hatice Hanım, gözlerini bana dikti; o soğuk, mesafeli bakışıyla. “Ne var kızım? Yine neyi beğenmedin?” dedi, sanki ben abartıyormuşum gibi. O an içimde biriken her şey patlamak üzereydi.

Dışarıda yağmur camlara vuruyor, Eylül’ün kasveti evin içine siniyordu. Oğlum Emir ve kızım Zeynep, salonda sessizce oturuyordu. Onlar da farkındaydı; babaanneleriyle aralarındaki görünmez duvarı hissediyorlardı. Hatice Hanım ise komşunun torunu Arda’yı dizine oturtmuş, ona kek yediriyor, saçlarını okşuyordu. Kendi torunlarına ise bir selamı bile çok görüyordu.

Eşim Murat işten yeni gelmişti. Yorgunluğunu bile unutup bana yaklaştı: “Ne oldu yine?” diye fısıldadı. Gözlerim doldu. “Senin annen… Bizim çocuklara neden böyle davranıyor? Emir’in doğum gününde bile bir hediye almadı. Ama Arda’ya bisiklet aldı geçen hafta!” dedim, sesim titreyerek.

Murat başını öne eğdi. “Annemin huyu böyle, ne yapayım? Karışamam,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yalnızca kayınvalidem değil, eşim de çocuklarımızı korumuyordu.

Hatice Hanım, Arda’ya dönüp gülümsedi: “Aferin sana, ne güzel resim yapmışsın!” Sonra Emir’e bakmadan: “Sen de ödevini bitirdin mi?” dedi, sanki zorunluluktan soruyormuş gibi. Emir başını önüne eğdi, cevap bile vermedi.

O gece çocuklarımı yatırırken Zeynep kulağıma fısıldadı: “Anne, babaanne beni sevmiyor mu?” Kalbim sıkıştı. Ne diyebilirdim ki? “Tabii ki seviyor canım,” dedim ama gözlerim doldu. O an Hatice Hanım’a karşı öfkem daha da büyüdü.

Ertesi gün annemle telefonda konuştum. “Kızım, herkesin sevgisi farklıdır,” dedi annem. Ama ben biliyordum; bu farklılık değil, apaçık bir ayrımcılıktı.

Bir hafta sonra ailece akşam yemeği yedik. Masada yine Arda baş köşede oturuyordu. Hatice Hanım ona en güzel tabağı koymuştu. Zeynep’in tabağında ise soğumuş pilav vardı. Dayanamadım: “Anne, neden kendi torunlarına böyle davranıyorsun?” dedim.

Hatice Hanım kaşlarını çattı: “Siz çocuklarınıza bakın kızım! Benim de kendime göre sebeplerim var.”

Murat araya girdi: “Anne, lütfen… Çocuklar üzülüyor.”

Hatice Hanım sandalyesini geri itti: “Ben kimseyi üzmek istemem ama herkes kendi çocuğuna sahip çıksın! Ben Arda’yı daha çok seviyorum diyemem ama o bana daha yakın geliyor.”

O an sofrada buz gibi bir hava esti. Zeynep ağlamaya başladı. Emir ise sessizce odasına çekildi.

O gece Murat’la tartıştık. “Senin annen yüzünden çocuklarımız kendilerini değersiz hissediyor!” dedim. Murat çaresizce ellerini açtı: “Ne yapabilirim? Annemi değiştiremem.”

Bir hafta boyunca Hatice Hanım’ı evimize çağırmadım. Çocuklar biraz toparladı ama yine de gözlerinde o eksiklik vardı.

Bir gün Emir okuldan üzgün geldi. “Anne, Arda’nın babaannesi ona yeni ayakkabı almış. Benim babaannem bana hiç bir şey almıyor,” dedi. Sarıldım oğluma ama içimdeki öfke büyüdü.

O akşam Hatice Hanım’ı aradım: “Anne, çocuklar çok üzülüyor. Lütfen biraz daha ilgili olamaz mısın?” dedim.

Cevabı kısa ve netti: “Kızım, herkesin sevgisi farklıdır. Ben Arda’yı komşumuzun çocuğu olduğu için severim; sizinkilere de siz bakın.”

Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. O gece sabaha kadar uyuyamadım.

Bir sabah Emir ateşlendi. Hastaneye götürdük; Hatice Hanım’a haber verdik ama gelmedi bile. Oysa Arda hastalandığında hemen yanına koşmuştu.

Birkaç hafta sonra mahallede bir düğün oldu. Herkes oradaydı; Hatice Hanım yine Arda’yla ilgileniyor, bizimkileri görmezden geliyordu. Komşular bile fısıldaşıyordu: “Kendi torununa bu kadar soğuk olmak normal mi?”

O gece Murat’la son kez konuştum: “Ya annen çocuklarımıza sahip çıkar ya da ben bu evde huzur bulamam!” dedim.

Murat sessizce başını salladı: “Haklısın,” dedi ama gözlerinde çaresizlik vardı.

Bir gün Hatice Hanım kapımızı çaldı. Yorgun ve üzgün görünüyordu. “Kızım,” dedi sessizce, “Belki de hata bende… Ama insan bazen kendi duygularını bile anlayamıyor.”

O an içimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. Belki de Hatice Hanım’ın geçmişinde çözülmemiş yaralar vardı; belki de kendi annesinden görmediği sevgiyi şimdi başkalarına veriyordu.

Ama yine de çocuklarımın gözlerindeki o eksikliği hiçbir şey telafi edemezdi.

Şimdi düşünüyorum da; bir insan kendi kanından olan çocuklara neden bu kadar uzak olur? Sevgi gerçekten öğrenilen bir şey mi, yoksa içimizde doğuştan mı var? Sizce ailede adaletli sevgi mümkün mü?