Kayınvalidem Evde Kalmaya Karar Verdi: Bir Yuvanın Sınavı

“Hayır, hayır ve bir daha hayır! Anne, lütfen artık anla, bu imkânsız!” diye bağırdım, mutfağın ortasında ellerimle havayı döverek. “Bizim evimiz zaten küçücük, iki oda bile değil, bir buçuk oda! Nereye sığacağız?”

Annemin yüzünde o bildik, alaycı tebessüm belirdi. “Aman oğlum, abartma. İki oda işte! Çocuk odası küçük olabilir ama ben köşede bir yere kıvrılırım. Hem ben sizin yükünüz olmam ki!”

Eşim Elif, gözleriyle bana ‘sakin ol’ dercesine baktı ama içindeki huzursuzluğu ben de hissediyordum. O an, mutfağın penceresinden dışarı bakıp derin bir nefes aldım. İstanbul’un o gri sabahında, içimdeki fırtına dışarıdaki yağmurdan daha şiddetliydi.

Kayınvalidem Halime Hanım, geçen hafta babamın vefatından sonra yalnız kalmıştı. Kendi evinde tek başına kalmak istemediğini söylemişti ama bu kadar hızlı karar verip valizleriyle kapımıza dayanmasını beklemiyordum. O sabah kapıyı açtığımda, elinde iki büyük bavul ve bir poşet dolusu reçelle karşımda duruyordu.

“Ben geldim çocuklar!” dedi neşeyle. Elif’in yüzü bir an için bembeyaz oldu. Ben ise sadece yutkundum.

O günden sonra evimizde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Halime Hanım sabahları erkenden kalkıp mutfağı ele geçiriyor, kendi usulüyle kahvaltı hazırlıyor, çocukların beslenme çantasına kendi yaptığı böreklerden koyuyordu. Elif ise sessizce gözlerini devirmeye başlamıştı.

Bir akşam Elif’le yatak odasında fısıldaşıyorduk:

“Elif, annem biraz toparlanınca kendi evine döner, değil mi?”

Elif’in sesi titrek çıktı: “Bilmiyorum Veysel. Annene bir şey diyemiyorum ama bu şekilde devam ederse ben de dayanamayacağım.”

O an içimde bir suçluluk duygusu kabardı. Annemi yalnız bırakmak istemiyordum ama Elif’in de haklı olduğunu biliyordum. Evimiz küçüktü; çocuklar odalarında rahatça oynayamıyor, Elif mutfağa girdiğinde annemden izin almak zorunda kalıyordu.

Bir gün Halime Hanım’la salonda otururken konu açıldı:

“Anneciğim,” dedim çekinerek, “belki birkaç günlüğüne ablamlara da gitsen? Hani biraz değişiklik olur…”

Halime Hanım’ın gözleri doldu: “Siz beni istemiyorsunuz artık, öyle mi? Benim kimsem kalmadı oğlum! Sizden başka kimim var?”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin gözyaşları bana çocukluğumu hatırlattı; onun bana nasıl sahip çıktığını, babamın yokluğunda nasıl direndiğini düşündüm. Ama şimdi roller değişmişti ve ben iki ateş arasında kalmıştım.

Bir akşam yemek masasında Halime Hanım yine Elif’in yaptığı yemeğe burun kıvırdı:

“Ben olsam biraz daha tuz koyardım kızım. Senin elin tuzsuz galiba.”

Elif’in kaşığı havada asılı kaldı. Çocuklar ise sessizce birbirlerine baktılar. O an masadaki gerginlik elle tutulur hale geldi.

Gece Elif ağlayarak yanıma geldi:

“Veysel, ben artık dayanamıyorum! Senin annen beni beğenmiyor, her şeye karışıyor. Bu evde nefes alamıyorum!”

Ne diyeceğimi bilemedim. Bir yanda annemin yalnızlığı, diğer yanda eşimin kırılan gururu…

Bir sabah işe gitmek için hazırlanırken Halime Hanım kapımı tıklattı:

“Oğlum, seninle konuşmam lazım.”

Oturduk karşılıklı. Annem ellerimi tuttu:

“Biliyorum oğlum, Elif benden hoşlanmıyor. Ben de kolay biri değilim ama… Yalnızlık çok zor Veysel. Akşam olunca duvarlar üstüme üstüme geliyor. Sizin sesiniz bana hayat veriyor.”

O an anneme sarıldım ama içimdeki düğüm çözülmedi.

Bir hafta sonra Elif valizini toplamıştı bile.

“Ya annen ya ben,” dedi gözyaşları içinde. “Ben bu şekilde yaşayamam.”

O an hayatımın en zor seçimini yapmak zorunda kaldım. Annemi mi yalnız bırakacaktım, yoksa eşimi ve çocuklarımı mı?

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Bir aileyi ayakta tutan nedir? Sevgi mi, fedakârlık mı, yoksa sınır koyabilmek mi?”

Sabah olduğunda Elif’le konuştum:

“Elif, annemi bir süreliğine ablamlara göndereceğim. Ama lütfen bana zaman ver. Onu da seni de kaybetmek istemiyorum.”

Elif başını salladı ama gözlerinde hâlâ korku vardı.

Annem ise gitmek istemedi ama sonunda razı oldu. Onu ablamlara götürdüğümde arabada sessizce ağladı.

Şimdi evimizde yeniden huzur var ama içimde hâlâ bir boşluk… Annemin yalnızlığı mı daha ağır basıyor, yoksa ailemin huzuru mu? Siz olsanız ne yapardınız? Bir insan hem annesine hem eşine nasıl yetebilir? Lütfen bana yol gösterin…