Her Şeyi Kaybettiğim Gün: Bir Kayınvalidenin İtirafı
“Bunu bana nasıl yaparsın, anne?” diye bağırdı Elif, gözleri dolu dolu bana bakarken. O an, içimde bir şeyler koptu. Oysa ben sadece ailemi korumak istemiştim. Ama şimdi, noterden dönerken elimdeki evrak çantasının ağırlığı omuzlarımı değil, kalbimi eziyordu.
Ben, Ayten. 62 yaşındayım. Üç çocuk annesi, iki torun sahibiyim. Hayatım boyunca ailem için yaşadım; eşim Cemil’in vefatından sonra ise çocuklarım ve onların mutluluğu tek dayanağım oldu. Ama bugün, o çok güvendiğim ailemin bana sırtını döndüğünü hissediyorum. Ve bunun tek sebebi, yıllar önce verdiğim bir karar.
Her şey, oğlum Murat’ın Elif’le evlenmesiyle başladı. Elif’i ilk gördüğümde içimde bir huzursuzluk vardı. Belki de oğlumu paylaşmak istemediğimdendi, belki de Elif’in farklı bir aileden gelmesindendi. Onların mutluluğu için elimden geleni yaptım ama içimdeki o küçük şüphe hep vardı. Murat’ın işsiz kaldığı dönemde Elif’in ailesinin desteğiyle ayakta kalmaları gururuma dokundu. “Bizim ailemize dışarıdan kimse karışamaz,” diye düşündüm hep.
Yıllar geçti. Torunlarım Defne ve Ege doğdu. Evimiz şenlendi ama aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Elif bana hep mesafeli davrandı; ben de ona karşı hep temkinliydim. Bir gün, Murat’ın iş bulup toparlanmasıyla birlikte Elif’in ailesiyle olan bağları daha da güçlendi. Ben ise kendimi dışlanmış hissetmeye başladım.
Bir gün, komşum Şükran abla bana, “Ayten, bak oğlanın evi üstüne yapacakmışsın, dikkat et. Gelinler sonra insanı kapı önüne koyar,” dediğinde içime kurt düştü. O günden sonra her hareketimi sorgulamaya başladım. Miras meselesi gündeme geldiğinde ise kararımı verdim: Evi sadece kendi çocuklarım arasında paylaştıracaktım, Elif’e hiçbir hak vermeyecektim.
O gün noterdeyken elim titredi ama imzayı attım. “Çocuklarım güvende olsun,” dedim kendi kendime. Ama eve döndüğümde Murat ve Elif’in tartışmasını duydum:
– Anne, neden böyle yaptın? Elif’in hiçbir hakkı yok mu bu evde?
– Oğlum, ben sizin iyiliğiniz için yaptım! Yarın bir gün bir şey olursa…
– Anne, biz aile değil miyiz? Elif de bu ailenin parçası!
Elif sessizce ağladı. O an göz göze geldik ve içimde bir suçluluk hissettim ama gururum izin vermedi geri adım atmaya.
Aylar geçti. Evin içinde soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Torunlarım bana gelmek istemez oldu. Murat işten geç gelmeye, Elif ise bana selam vermemeye başladı. Bir akşam Defne yanıma gelip “Babaanne, neden annem üzgün?” diye sorduğunda gözlerim doldu.
Bir gün Elif’in annesiyle karşılaştık pazarda. Bana öyle bir baktı ki yerin dibine girdim. “Ayten Hanım, insan evlatlarını ayırır mı?” dedi sessizce ama öyle bir sitemle ki…
O günden sonra yalnızlığım daha da derinleşti. Kızım Zeynep arada uğruyor ama onun da aklı kendi ailesinde. Küçük oğlum Emre ise yurtdışında; yılda bir kere anca görüşüyoruz.
Bir sabah Murat valizini topladı:
– Anne, biz taşınıyoruz. Bir süre ayrı kalmamız lazım.
O an dizlerimin bağı çözüldü. “Ben ne yaptım?” diye düşündüm defalarca. Evi koruyayım derken ailemi kaybettim.
Şimdi yalnız oturduğum bu evde her köşe bana geçmişi hatırlatıyor. Defne’nin duvara çizdiği çiçekler, Ege’nin oyuncak arabası… Hepsi burada ama sesleri yok artık.
Geçen hafta notere gidip vasiyetimi değiştirdim. Her şeyi çocuklarıma ve torunlarıma eşit paylaştırdım; Elif’in de hakkını verdim. Ama biliyorum ki bazı yaralar kolay kolay kapanmıyor.
Bugün pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: Bir evi korumak mı önemliydi, yoksa o evin içindeki sevgiyi yaşatmak mı? Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir hata her şeyi geri döndürülemez şekilde değiştirebilir mi?