Kardeşler: Sevgisizliğin Bedeli

“Yeter artık Elif! Her şeye burnunu sokmaktan vazgeç!” diye bağırdı ablam Zeynep, mutfağın kapısını hızla çarparak. O an, annemin gözlerinde bir kez daha o tanıdık yorgunluğu gördüm. Sanki yıllardır süren bir savaşın ortasında, hepimizin kaybettiği bir cephedeydik. Babamın gidişinden sonra evimizde sessizlik ve kırgınlık hüküm sürüyordu; ama en çok da sevgisizlik…

Babam, ben sekiz yaşındayken bir sabah ansızın çekip gitmişti. Annem, o gün mutfakta yere oturmuş, elleriyle yüzünü kapatmış ağlıyordu. Zeynep ise odasına kapanmış, kimseyle konuşmuyordu. O günden sonra annemle aramızda görünmez bir duvar örüldü. Bize bakıyordu ama görmüyordu sanki. Zeynep ise bana karşı daha da soğuklaştı. Sanki babamın yokluğunun suçlusu benmişim gibi…

Yıllar geçti, biz büyüdük ama içimizdeki boşluk hiç dolmadı. Annem, sabahları erkenden kalkıp işe gidiyor, akşamları yorgun argın eve dönüyordu. Yemek masasında üç kişilik tabaklar hep ikiye indi; babamın sandalyesi tozlandı, kimse dokunmadı. Zeynep’le aramızda ise sürekli bir gerilim vardı. O benden dört yaş büyüktü ve her fırsatta bana akıl vermeye çalışıyordu. Ben ise onun gölgesinde eziliyordum.

Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi salonda buldum. Elinde eski bir fotoğraf albümü vardı. Yanına oturdum, sessizce sayfaları çevirmeye başladık. Bir fotoğrafta babam, annem ve biz iki kardeş gülüyorduk. Annemin gözleri doldu, “Bazen insan en çok sevdiklerinden en çok yara alır,” dedi kısık bir sesle. O an anladım ki annem de bizim kadar yalnızdı.

Zeynep ise bu yalnızlığı öfkeyle bastırıyordu. Üniversiteye başladığında evden uzaklaşmak için can atıyordu. Bir gün bavulunu toplarken aramızda büyük bir kavga çıktı.

“Elif, sen hiçbir şey anlamıyorsun! Annemin gözüne girmek için uğraşmayı bırak! Herkes kendi derdine düşsün!”

“Zeynep abla, ben sadece… Sadece birlikte olalım istiyorum.”

“Birlikte mi? Babam gittikten sonra birlikte miydik sanki? Annem seni benden daha çok seviyor, farkında değil misin?”

O an ne diyeceğimi bilemedim. Zeynep’in gözlerinde yıllardır biriken öfke ve kıskançlık vardı. O gece bavulunu alıp gitti. Annem sessizce ağladı, ben ise odamda sabaha kadar uyuyamadım.

Zeynep’in gidişiyle ev daha da sessizleşti. Annemle baş başa kaldık ama aramızdaki mesafe hiç azalmadı. Annem çoğu zaman kendi içine kapanıyor, ben ise onun ilgisini çekmek için çırpınıyordum. Bir gün cesaretimi toplayıp sordum:

“Anne, neden hiç konuşmuyoruz? Neden bana sarılmıyorsun?”

Annem başını eğdi, “Kızım… Ben de bilmiyorum. Belki de baban gidince içimde bir şeyler öldü,” dedi.

O an annemin de bir insan olduğunu, onun da yaralı olduğunu anladım ama bu farkındalık içimdeki boşluğu doldurmadı.

Yıllar geçti, üniversiteye başladım. Zeynep’le aramızda neredeyse hiç iletişim kalmamıştı. Sadece bayramlarda kısa mesajlar atıyorduk birbirimize. Annem ise iyice yaşlanmıştı; saçlarına aklar düşmüş, gözlerinin feri sönmüştü.

Bir gün hastaneden aradılar; annem kalp krizi geçirmişti. Koşa koşa hastaneye gittim. Zeynep de gelmişti; yıllar sonra ilk kez göz göze geldik.

“Geçmiş olsun,” dedim kısık sesle.

O ise gözlerini kaçırdı, “Annemiz için buradayız,” dedi soğukça.

Hastane koridorunda saatlerce bekledik. Sessizlik içinde otururken Zeynep birden konuştu:

“Elif… Biliyor musun, ben hep seni kıskandım. Annemin sana daha çok ilgi gösterdiğini düşündüm.”

Şaşırdım, “Ben de seni kıskandım abla… Senin kadar güçlü olamadım hiç.”

İkimiz de sustuk. O an anladım ki yıllarca birbirimize söyleyemediklerimiz içimizde kocaman bir uçurum yaratmıştı.

Annem taburcu olduktan sonra eve döndük. İlk defa üçümüz aynı masada oturduk; ama bu kez babamın sandalyesine Zeynep oturdu. Annem elimi tuttu, “Kızlarım… Hayat kısa, birbirinizi kaybetmeyin,” dedi gözleri dolu dolu.

O günden sonra Zeynep’le aramızdaki buzlar yavaş yavaş erimeye başladı. Geçmişin yaralarını sarmak kolay olmadı ama en azından denemeye başladık.

Şimdi bazen düşünüyorum: Eğer babam gitmeseydi, biz yine de bu kadar uzaklaşır mıydık birbirimizden? Ya da annem biraz daha güçlü olsaydı, sevgisizlik bu kadar derin olur muydu? Sizce ailedeki sevgisizlik gerçekten onarılabilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?