Aç Kalan Komşum Elif – Çocukluğumuzun Duvarlarının Ardındaki Sessizlik ve Yoksulluk

“Anne, Elif’in neden her zaman aç olduğunu hiç sordun mu?” diye fısıldadım bir akşam, mutfakta annemin yanında otururken. Annem gözlerini kaçırdı, elleriyle yoğurdu karıştırmaya devam etti. “Bazı şeyler konuşulmaz, kızım,” dedi sessizce. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Çünkü Elif’in gözlerindeki açlık, mahallemizin duvarlarının ardında saklanan bir sır gibiydi; herkes biliyor ama kimse konuşmuyordu.

Elif bizim yan dairemizde oturuyordu. Babası işsizdi, annesi ise temizliklere gidiyordu. Okuldan eve dönerken bazen Elif’in penceresinden içeri bakardım; çoğu zaman karanlık olurdu odası. Bir gün okuldan dönerken Elif’i apartmanın girişinde buldum. Üzerinde incecik bir hırka, ayaklarında eski bir terlik vardı. “Ne yapıyorsun burada?” dedim. Gözleri doldu, “Annem gelene kadar eve giremiyorum, anahtarımı kaybettim,” dedi. O an içimde tarifsiz bir acı hissettim. Cebimdeki simidi ikiye böldüm, yarısını ona uzattım. Elif önce çekindi, sonra utana sıkıla aldı.

O günden sonra annemle birlikte Elif’e gizlice yardım etmeye başladık. Annem akşamdan artan yemekleri küçük bir tabağa koyar, bana verir, “Bunu Elif’e götür,” derdi. Kapılarını çaldığımda annesi gözlerimin içine bakar, “Allah razı olsun yavrum,” derdi ama sesi titrerdi. Bir keresinde babası kapıyı açtı; yüzü asıktı, tabağı elimden aldı ve kapıyı hızla kapattı. O an korktum. Anneme anlattığımda, “Bazı erkekler gururlarını böyle korur,” dedi.

Mahallede herkes Elif’in ailesinin durumunu biliyordu ama kimse açıkça konuşmazdı. Bakkal Mehmet Amca bile bazen Elif’in annesine veresiye vermezdi. “Borç çok birikti abla,” derdi sertçe. Oysa bizim evde her akşam yemek artardı, çöpe atılırdı çoğu zaman. Annemle babam bu konuda sık sık tartışırlardı. Babam, “Kendi çocuğumuzdan kısıyoruz, başkasına mı bakacağız?” diye bağırırdı bazen. Annem ise sessizce sofrayı toplar, bana göz kırpar ve yine de Elif’e bir tabak ayırırdı.

Bir gün okulda öğretmenimiz yoksulluk hakkında konuştu. “Çevremizde yardıma ihtiyacı olanlara destek olmalıyız,” dedi. Sınıfta herkes başını öne eğdi. Elif o gün okula gelmemişti. Eve dönerken anneme sordum: “Neden kimse Elif’e yardım etmiyor?” Annem derin bir nefes aldı: “Kızım, insanlar bazen görmezden gelmeyi seçerler; çünkü gerçeklerle yüzleşmek zordur.”

O kış çok soğuk geçti. Elif’in penceresinden hiç ışık yanmaz oldu. Bir akşam annem telaşla eve geldi: “Elif’in annesi hastalanmış, hastaneye kaldırmışlar.” Babam suratını astı: “Bize ne? Herkes kendi derdine düşsün.” Annem bana döndü: “Elif’i bu gece bizde misafir edeceğiz.” O gece Elif bizim kanepede uyudu; sabaha kadar uyanık kaldım, nefes alışlarını dinledim. Sabah kahvaltıda Elif’in tabağına peynir koyarken ellerim titredi; çünkü onun için sıradan olan açlıktı, tok olmak ise yabancıydı.

Elif’in annesi hastaneden çıkınca işler daha da zorlaştı. Temizlik işlerine gidemez oldu, evdeki para iyice azaldı. Bir gün Elif okula gelmedi; öğretmenimiz bana sordu: “Elif’i gördün mü?” Başımı salladım; içimde bir suçluluk duygusu büyüdü. Eve dönerken apartmanın önünde Elif’i buldum; gözleri şişmişti ağlamaktan. “Annem çok hasta,” dedi fısıltıyla, “Evde yiyecek hiçbir şey yok.” O an koşarak eve gittim, anneme anlattım. Annem hemen bir poşet hazırladı; içinde ekmek, peynir, biraz da meyve vardı.

Ama o gece babam annemi yakaladı poşeti hazırlarken. “Yeter artık!” diye bağırdı, “Bizim de halimiz ortada! Herkes kendi çocuğuna baksın!” Annem gözyaşlarını tutamadı; ben de ilk defa babama karşı çıktım: “Baba, ya biz de böyle olsaydık? Kimse bize yardım etmeseydi?” Babam sustu; odasına çekildi.

Geceleri yatağımda dönüp dururken hep aynı soruyu sordum kendime: Biz neden susuyoruz? Neden herkes Elif’in açlığını görmezden geliyor? Mahalledeki kadınlar dedikodu yaparken Elif’in annesini konuşurlar ama kimse kapısını çalmazdı.

Bir gün okulda yardım kampanyası başlatıldı; kullanılmayan kıyafetler ve yiyecekler toplanacaktı. Sınıfta ilk ben el kaldırdım: “Ben getireceğim!” dedim gururla. Eve gidince eski montumu buldum; biraz küçük geliyordu ama hâlâ sıcaktı. Annem montu güzelce katladı, içine küçük bir not koydu: “Sıcacık günlerin olsun.” Ertesi gün montu okula götürdüm ve öğretmene verdim.

Bir hafta sonra Elif okula yeni montuyla geldi; gözleri parlıyordu ama bana bakmaya çekiniyordu. Yanına gittim: “Çok yakışmış,” dedim gülümseyerek. O da hafifçe gülümsedi: “Teşekkür ederim.” O an anladım ki bazen küçük bir iyilik bile bir çocuğun dünyasını değiştirebilir.

Yıllar geçti; ben büyüdüm, üniversiteye gittim ve başka bir şehre taşındım. Mahallemize her gelişimde eski apartmanımıza bakar, Elif’i düşünürdüm. Annem yaşlandı; babam ise hâlâ eski inadındaydı ama artık daha sessizdi.

Bir gün sosyal medyada Elif’in adını gördüm; bir yardım derneğinde gönüllü olmuştu. Ona mesaj attım: “Seni görmek isterim.” Buluştuğumuzda gözleri hâlâ aynıydı ama artık daha güçlü bakıyordu hayata. “Sen ve annen bana umut oldunuz,” dedi sarılırken.

Şimdi geriye dönüp baktığımda kendime soruyorum: Biz çocukken neden bu kadar sessizdik? Acaba ben de o sessizliğin bir parçası mıydım? Sizce mahallelerimizde hâlâ bu sessizlik devam ediyor mu?