“Seni Kurtarmaya Geldik”: Karanlığın İçinden Bir Dostluk Hikayesi
— Zeynep! Aç kapıyı, lütfen! — diye bir ses yankılandı apartmanın boşluğunda. Gözlerimi ovuşturdum, hâlâ uykunun ağırlığındaydım. Saat sabahın yedisi bile olmamıştı. Kimseyi beklemiyordum, zaten uzun zamandır kimseyi beklemiyordum. Yorganı üzerime daha sıkı çektim, belki de sesler rüyamdandı. Ama ısrarlı vuruşlar devam etti.
Kapıya yürürken içimde bir huzursuzluk vardı. Son zamanlarda hayatımda her şey ters gitmişti; işimi kaybetmiştim, annemle babamın bitmek bilmeyen kavgaları eve taşınmıştı, sevgilim Engin ise sessizce hayatımdan çıkıp gitmişti. Kendimi bir bataklığa saplanmış gibi hissediyordum. Kapıyı açtığımda karşımda Ebru, Merve ve Derya’yı gördüm. Ebru’nun elinde termos, Merve’nin elinde bir kutu poğaça, Derya ise kocaman bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
— Seni kurtarmaya geldik! — dedi Ebru, göz kırparak.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim doldu, ama ağlamamak için kendimi zor tuttum. Onları içeri aldım. Salonun dağınıklığına aldırmadan yere oturduk. Merve kutudan sıcacık poğaçaları çıkarırken, Derya bana sarıldı.
— Zeynep, seni özledik. Nerelerdesin? Telefonlara bakmıyorsun, mesajlara dönmüyorsun… Korktuk artık! — dedi Derya.
Bir süre sessizlik oldu. Sadece termosun kapağından dökülen çayın sesi duyuluyordu. Sonunda dayanamayıp içimde biriktirdiklerimi dökmeye başladım:
— Hiçbir şey yolunda gitmiyor. İşsizim, ailem sürekli kavga ediyor, Engin de gitti… Sanki herkes benden vazgeçti.
Ebru hemen araya girdi:
— Biz senden vazgeçmedik! Bak buradayız. Senin için geldik.
Merve elini omzuma koydu:
— Hepimizin başına kötü şeyler geliyor Zeynep. Ama yalnız değilsin. Bunu unutma.
O an gözyaşlarımı tutamadım. Ağladım, hem de uzun zamandır ağlayamadığım kadar çok ağladım. Arkadaşlarım yanımdaydı; biri saçımı okşadı, biri elimi tuttu, biri de sessizce yanımda oturdu. O an anladım ki, insan bazen sadece dinlenmek istermiş.
Birlikte kahvaltı ettik. Ebru’nun getirdiği çaydan içtik, Merve’nin poğaçalarını yedik. Derya ise eski günlerden bahsetti; üniversitede sabahlara kadar ders çalıştığımız gecelerden, Kadıköy’de yağmur altında yürüdüğümüz günlerden… Bir an için dertlerimden uzaklaştım.
Ama gerçekler kapının hemen arkasında bekliyordu. Telefonum çaldı; annemdi.
— Zeynep, baban yine sinir krizi geçirdi. Neredesin? Eve gelsene! — dedi telaşla.
Arkadaşlarım yüzüme baktı. Ne yapacağımı bilemedim. Bir yanda ailemin bitmeyen sorunları, diğer yanda kendi tükenmişliğim… Ebru kolumu tuttu:
— İstersen birlikte gidelim. Yalnız değilsin Zeynep.
O an ilk defa birinin bana gerçekten destek olduğunu hissettim. Hep güçlü olmam gerektiğini sanmıştım; kimseye yük olmamak için duygularımı saklamıştım. Ama şimdi anlıyordum ki, bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey bir omuzdu.
Birlikte annemin evine gittik. Babam koltukta sessizce oturuyordu; annem ise mutfakta ağlıyordu. Arkadaşlarım bana destek oldu; anneme yardım ettiler, babamla konuştular. O gün ilk defa ailemin sorunlarını tek başıma taşımak zorunda olmadığımı fark ettim.
Akşam eve dönerken Derya bana sarıldı:
— Zeynep, bazen hayat çok zor olabilir ama unutma: Biz hep buradayız.
O gece yatağıma uzandığımda gözlerimden yaşlar süzüldü ama bu kez yalnızlıktan değil; minnetten ve umutlanmaktan…
Ertesi gün iş aramaya başladım. Arkadaşlarım her gün aradı; bazen birlikte yürüyüşe çıktık, bazen evde film izledik. Hayat yavaş yavaş normale dönmeye başladı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı; çünkü artık yalnız olmadığımı biliyordum.
Bazen düşünüyorum: Eğer o sabah kapımı açmasaydım, hâlâ karanlığın içinde kaybolmuş olur muydum? Sizce insan en zor anında dostlarına sarılmayı başarabilir mi?