Yabancıların Hizmetçisi Olmam: Bir Kadının Sessiz İsyanı

“Ben yabancıların hizmetçisi olmayacağım, isterse soyadım bile aynı olsun!” diye içimden haykırırken, anahtarımı zar zor çevirip apartman kapısını açtım. Eczanedeki on iki saatlik nöbetin ardından ayaklarım sanki bana ait değildi; tek hayalim sıcak bir duş, yumuşacık pijamalarım ve sessizce içeceğim bir bardak çaydı. Ama daha montumu çıkarmadan telefonum çaldı. Ekranda “Murat” yazıyordu. İstemeye istemeye açtım.

— Hazırlan Asuman, bu akşam misafirimiz var. Annemle Zeynep ablan geldi, birkaç gün bizde kalacaklar.

Murat’ın sesi öyle rahattı ki, sanki ben de bu haberi dört gözle bekliyormuşum gibi. Oysa tek istediğim biraz huzurdu. İçimde biriken yorgunluk ve öfke, boğazıma düğümlendi. “Tabii Murat,” dedim, “senin için her şey kolay.” Ama bunu sadece içimden söyledim, çünkü yıllardır olduğu gibi yine sesimi çıkarmadım.

Eve girdiğimde annesiyle ablası çoktan salonda oturmuş, televizyonun sesini sonuna kadar açmışlardı. Zeynep abla bana şöyle bir baktı:

— Asuman, çay demledin mi? Annem aç gelmiş, bir de şöyle güzel bir börek yaparsın artık.

Gözlerim doldu ama kimse fark etmedi. Mutfağa geçip ellerimi yıkarken aynadaki yansımama baktım: Göz altlarım morarmış, saçlarım dağılmış… Ben ne zaman bu kadar yıprandım? Ne zaman kendi evimde hizmetçi oldum?

Çaydanlığı ocağa koyarken Murat mutfağa girdi. Yüzünde suçluluk belirtisi yoktu.

— Asuman, annem biraz hassas biliyorsun. Zeynep de yeni boşandı, morali bozuk. Birkaç gün idare etsen ne olur?

— Murat, ben de insanım. Benim de yorulduğum, kırıldığım zamanlar var. Hiç mi düşünmüyorsun?

— Abartıyorsun. Herkesin ailesi var, herkes misafir ağırlar.

O an anladım ki, benim hislerim bu evde hiç önemli olmamış. Yıllardır Murat’ın ailesine iyi gelin olmak için çırpındım; her bayramda onların istediği yere gittik, her özel günde onların sofrasında oturduk. Kendi ailemi ise ayda yılda bir görebildim.

Çayı demledim, börekleri fırına attım. Salona tepsiyle girdiğimde kayınvalidem:

— Asuman kızım, senin elinden her şey güzel olur maşallah. Keşke bizim oğlan da senin gibi çalışkan birini bulabilseydi.

Zeynep abla gözlerini devirdi:

— Anneciğim, Asuman zaten çalışıyor; hem eczanede hem evde köle gibi…

Bir an için Zeynep ablanın bana acıyan bakışını yakaladım. O da yıllarca aynı yükü taşımıştı; şimdi boşanmıştı ama hâlâ annesinin gölgesindeydi.

Gece herkes odasına çekildiğinde ben mutfakta bulaşıkları yıkıyordum. Ellerim deterjandan çatlamıştı. O sırada annemin sesi kulağımda yankılandı: “Kızım, kendi hayatını yaşa; kimsenin hizmetçisi olma.” Ama ben ne zaman kendi hayatımı yaşamıştım ki?

Sabah işe gitmek için hazırlanırken Murat hâlâ uyuyordu. Sessizce kapıyı çekip çıktım. Otobüste camdan dışarı bakarken gözyaşlarımı tutamadım. Yanımdaki yaşlı teyze bana mendil uzattı:

— Kızım, dert etme… Hayat kısa, kendini harcama.

O an içimde bir şeyler koptu. Eczaneye vardığımda patronum Ayşe Hanım beni kenara çekti:

— Asuman, çok solgunsun kızım. Bir derdin mi var?

— Herkesin derdi var Ayşe Hanım… Ama kimse duymuyor.

O gün işten erken çıktım; eve gitmek istemiyordum. Sahilde yürüdüm saatlerce. Kafamda binbir düşünce… Bu hayat benim miydi? Yoksa başkalarının beklentileriyle şekillenmiş bir hapishane miydi?

Akşam eve döndüğümde Murat ve ailesi sofradaydı. Kapıdan girer girmez kayınvalidem bağırdı:

— Asuman kızım, yoğurt bitmiş! Bir koşu markete gidiver.

O an dayanamadım:

— Ben markete gitmeyeceğim! Ben bu evde hizmetçi değilim! Herkes kendi işini kendi yapsın!

Salonda buz gibi bir sessizlik oldu. Murat şaşkınlıkla bana baktı:

— Ne oluyor Asuman?

— Yeter artık Murat! Benim de sınırlarım var! Ben sadece sizin için yaşayan biri değilim!

Kayınvalidem homurdandı:

— Eskiden gelinler böyle miydi? Şimdi herkes başına buyruk…

Zeynep abla ise bana destek oldu:

— Anneciğim, Asuman haklı. Hepimiz ona yüklendik yıllarca…

O gece ilk defa kendi odamda ağlamadım; kendimle gurur duydum. Ertesi sabah Murat yanıma geldi:

— Asuman, dün söylediklerin doğruydu… Özür dilerim. Sana hiç sormadan karar verdim hep.

Gözlerinin içine baktım:

— Murat, ben de insanım. Benim de hayallerim, ihtiyaçlarım var. Bundan sonra kendi sınırlarımı çizeceğim.

O günden sonra her şey bir anda değişmedi ama ben değiştim. Artık kendime daha çok değer veriyorum; hayır demeyi öğreniyorum.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi? Kendi sınırlarınızı çizebildiniz mi? Yoksa hâlâ başkalarının beklentileriyle mi yaşıyorsunuz?