Bir Yastıkta Kocamak Hayali: Sırların Gölgesinde Bir Kadının Hikayesi
“Nerede kaldın yine, Mehmet?” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Saat gece yarısını geçmişti, sofrada soğumuş çorba, içimde ise kaynamış bir öfke vardı. Telefonumun ekranında, Halime ablanın mesajı parlıyordu: “Ayşe, dün akşam Mehmet’i bizim apartmanın önünde gördüm. Yanında uzun boylu bir kadın vardı. İyi misin?”
İyi miyim? O an ne olduğumu ben de bilmiyordum. İçimde bir boşluk, midemde bir düğüm… Mehmet’in anahtar sesiyle irkildim. Kapı açıldı, yüzünde yorgun bir ifade, ama gözlerinde kaçamak bir bakış vardı.
“İşler uzadı,” dedi kısık sesle. Ceketini askıya astı, bana bakmadan banyoya geçti. O an içimdeki şüphe, yıllardır üstünü örttüğüm korkularım gibi, birdenbire su yüzüne çıktı.
Sabah olduğunda annem aradı. “Kızım, Mehmet’le aranızda bir şey mi var? Komşular konuşuyor.” Annemin sesi titriyordu. “Anne, her şey yolunda,” dedim ama sesim bile bana yabancı geldi.
O gün işe gitmedim. Pencereden dışarı bakarken, çocukların sokakta oynayışını izledim. Bir zamanlar ben de umutla doluydum; Mehmet’le evlendiğimizde her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Ama şimdi evimizin duvarları bana mezar gibi geliyordu.
Akşam olunca Mehmet eve yine geç geldi. Sofraya oturduğumuzda sessizlik vardı. Çatal bıçak sesleri arasında cesaretimi topladım:
“Mehmet, dün seni Halime abla görmüş. Yanında biri varmış.”
Mehmet’in eli titredi, çatalı yere düşürdü. “Ne diyorsun sen Ayşe? İş arkadaşım Zeynep’ti o. Birlikte toplantıdan çıktık.”
Gözlerine baktım, ama o gözler bana bakmıyordu artık. İçimdeki fırtına büyüdü. “Bana yalan söyleme Mehmet! Haftalardır eve geç geliyorsun, telefonunu saklıyorsun!”
Mehmet sandalyesini itti, ayağa kalktı. “Yeter artık! Her şeyden şüphe ediyorsun! Ben de insanım, yoruluyorum!”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin sözleri, Halime ablanın bakışları, Mehmet’in kaçamak tavırları… Hepsi beynimde dönüp durdu.
Ertesi gün Halime ablayla karşılaştım. “Ayşe’ciğim, kusura bakma ama kadıncağızın elini tutuyordu Mehmet. Belki yanlış anlamışımdır ama…”
Gözlerim doldu. “Halime abla, ben ne yapacağım?”
“Evladım, önce kendine sahip çıkacaksın. Erkek milleti böyledir; ama sen güçlü olmalısın.”
Güçlü olmak… Ne kadar kolay söyleniyor ama yaşaması o kadar zor ki…
Bir hafta boyunca Mehmet’le konuşmadık. Evde iki yabancı gibi yaşadık. Annem her gün aradı, “Boşanacak mısınız?” diye sordu. Babam telefona hiç gelmedi; belli ki utancından konuşamıyordu.
Bir akşam Mehmet eve geldiğinde valizini topluyordu. “Ayşe, ben biraz yalnız kalmak istiyorum,” dedi.
O an dizlerimin bağı çözüldü. “Beni bırakıp nereye gidiyorsun?”
“Bir süre annemde kalacağım.”
Valizini alıp çıktı. Kapı kapandığında evdeki sessizlik kulaklarımı sağır etti.
Günler geçti. Komşular fısıldaşıyor, annem ağlıyor, ben ise her sabah aynada kendime bakıp “Nerede hata yaptım?” diye soruyordum.
Bir gün işten dönerken Mehmet’i parkta gördüm. Yanında yine o kadın vardı; gülüyorlardı. Göz göze geldik. Mehmet başını eğdi, kadın ise bana acıyan gözlerle baktı.
Eve döndüğümde annem aradı: “Kızım, herkes konuşuyor. Boşanırsan ne olacak?”
“Anne,” dedim gözyaşlarımı tutamayarak, “Ben de bilmiyorum.”
O gece eski fotoğraflarımıza baktım; düğünümüzden kareler, balayında çekilmiş mutlu anlar… Hepsi şimdi bana yalan gibi geliyordu.
Bir sabah kapı çaldı. Mehmet’in annesi Fatma Hanım gelmişti.
“Ayşe kızım,” dedi ellerimi tutarak, “Mehmet hata yaptıysa affetmesini bilmelisin. Erkekler bazen şaşar.”
“Fatma Hanım,” dedim titreyen sesimle, “Ben de insanım. Benim de kalbim var.”
Fatma Hanım başını eğdi: “Haklısın kızım… Ama oğlum da perişan.”
O gün kararımı verdim: Artık kendi hayatımı yaşayacaktım.
Mehmet birkaç gün sonra geri döndü; gözleri şişmişti.
“Ayşe, hata yaptım,” dedi diz çökerek. “Sana yalan söyledim. Ama sensiz yapamıyorum.”
O an içimde bir savaş başladı: Affetmeli miydim? Yoksa kendi yoluma mı gitmeliydim?
Mehmet’in gözyaşları gerçekti ama kalbimdeki kırıklar da öyleydi.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ karar veremedim: Bir yastıkta kocamak için nelere katlanmalı insan? Sadakat mi önemli yoksa huzur mu? Siz olsanız ne yapardınız?