Bir Akşam, Bir Karar: Gülseren’in Sessiz Çığlığı
“Boşanmak istiyorum, Engin.”
Sözlerim salonda yankılandı. O ise gözünü televizyondan ayırmadan, Galatasaray’ın maçına kilitlenmişti. Sanki söylediklerim duvara çarpıp yere düştü. Bir an içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Yavaşça televizyonun fişini çektim.
“Ne yapıyorsun Gülseren? Delirdin mi?” diye bağırdı Engin, sesiyle evin duvarlarını titretti. Sonra, sanki bir şey hatırlamış gibi, sesini alçaltıp ekledi: “Özür dilerim. Ama şimdi sırası mı?”
O an gözlerim doldu. Yıllardır içimde biriktirdiğim her şey, o salonda, o akşam patladı. Annemin, “Kızım, evlilik sabır işidir,” deyişleri, babamın, “Boşanmak bizim ailede olmaz,” diye bağırışları kulaklarımda çınladı. Ama ben artık susmak istemiyordum.
“Engin, ben artık yokum bu evde. Senin için sadece bir gölge oldum. Senin için yemek yapan, çamaşır yıkayan bir kadın. Ama ben Gülseren’im! Benim de hayallerim vardı!”
Engin başını ellerinin arasına aldı. “Ne istiyorsun peki? Herkesin derdi var. Ben de yoruluyorum. Ama boşanmak… Bu kadar kolay mı?”
Koltuğun kenarına oturdum, ellerim titriyordu. “Kolay değil Engin. Hiç kolay olmadı. Her gece yalnız uyandım ben bu evde. Seninle konuşmak istedim, sustun. Birlikte bir hayat kurmak istedim, sen hep kaçtın.”
O sırada kapı çaldı. Annem ve babam ellerinde poşetlerle içeri girdiler. Annem hemen yüzüme baktı, gözlerindeki endişeyi saklayamadı.
“Hayırdır kızım, neden ağlıyorsun?”
“Anne… Boşanmak istiyorum.”
Babamın yüzü bir anda asıldı. “Ne diyorsun sen? Bizim ailede boşanma olmaz! Ayıp! Elalem ne der?”
O an içimde bir şey koptu. “Baba, elalem ne derse desin! Ben mutsuzum! Herkesin mutluluğu için yaşadım bugüne kadar, ama artık kendim için yaşamak istiyorum!”
Annem bana sarıldı, sessizce ağladı. Babam ise Engin’e döndü: “Sen ne yaptın da bu kız bu hale geldi?”
Engin başını eğdi, sustu. O an anladım ki, bu evde kimse gerçekten konuşmuyor; herkes susuyor, herkes acısını içine gömüyor.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annem yanımda oturdu, saçlarımı okşadı. “Kızım,” dedi fısıltıyla, “Ben de zamanında çok sustum. Keşke konuşsaydım.”
Sabah olduğunda Engin işe gitti. Annem kahvaltı hazırladı ama kimsenin boğazından lokma geçmedi. Babam ise gazeteye gömülmüş gibi yaptı ama göz ucuyla beni izliyordu.
O gün avukata gitmeye karar verdim. Annem bana eşlik etti. Avukat hanım dosyaları hazırlarken ellerim titriyordu.
“Emin misiniz?” diye sordu avukat hanım.
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım. “Evet,” dedim titrek bir sesle, “Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
Avukat hanım başını salladı. “Türkiye’de kadınların boşanması hâlâ kolay değil,” dedi. “Aile baskısı, toplum baskısı… Emin olun çok zorlanacaksınız.”
Annem elimi sıktı. “Kızım güçlüdür,” dedi kararlı bir sesle.
Eve döndüğümüzde babam hâlâ öfkeliydi. “Bunu nasıl yaparsın? İnsanlar ne der? Kardeşlerin ne yüzle bakacak sana?”
“Baba,” dedim gözyaşlarımı silerek, “Ben artık başkalarının ne dediğini düşünmek istemiyorum.”
O gün akşam Engin eve geldiğinde sessizdi. Masaya oturdu, başını öne eğdi.
“Gülseren,” dedi kısık bir sesle, “Belki de haklısın. Belki de ben de kayboldum bu evde.”
Bir an sustuk. Sonra Engin devam etti: “Sen gidince ne yapacağımı bilmiyorum.”
İçimde bir acı hissettim ama kararımı değiştirmedim.
Boşanma süreci aylar sürdü. Mahkemede herkes bana bakıyordu; sanki suçluymuşum gibi hissettim kendimi. Hakime derdimi anlatırken sesim titredi ama gözlerimdeki kararlılığı kimse silemedi.
Ailemin baskısı hiç bitmedi; komşular fısıldaştı, akrabalar arkamdan konuştu. Ama ben her sabah aynaya bakıp kendime şunu söyledim: “Sen güçlüsün Gülseren.”
Boşandıktan sonra küçük bir eve taşındım. İlk gece yalnız başıma otururken korktum; ama sonra pencereden dışarı baktım ve derin bir nefes aldım.
Hayatımda ilk defa kendim için bir şey yaptım.
Şimdi bazen düşünüyorum: Acaba doğru mu yaptım? Yalnızlık mı daha zor, yoksa başkalarının hayatını yaşamak mı? Sizce hangisi daha cesurca?