Bir Kapı Aralığında Kalan Hayatlar: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
“Zeynep, şimdi olmaz, lütfen…” Annemin sesi, kapının ardından boğuk ve kararlı geliyordu. Elimdeki çay tepsisiyle koridorda öylece kalakaldım. İçeride babamın nefes alışverişleri, annemin telaşlı fısıltıları ve ablam Elif’in ağlamaklı sesi birbirine karışıyordu. O an, bir kez daha ailemin en önemli anlarında dışarıda bırakıldığımı hissettim. Sanki o kapı, sadece bir oda değil, bana kapalı koca bir dünyaydı.
Babamın hastalığı ortaya çıktığından beri evimizdeki hava değişmişti. Önceden akşam yemeklerinde gülüşmelerin yankılandığı soframızda artık sessizlik hâkimdi. Annem, babamın yanında bir gölge gibi dolaşıyor, Elif ise üniversite sınavına hazırlanmak bahanesiyle odasından çıkmıyordu. Ben ise ortaokulun yüküyle baş etmeye çalışırken, bir yandan da ailemin gözünde görünmez olmanın acısını yaşıyordum.
Bir gün okuldan eve döndüğümde, annemin telefonda biriyle hararetli konuştuğunu duydum. “Evet, doktor hanım… Ama Ziya Bey’in morali çok bozuk… Evet, ilaçları düzenli veriyorum… Tabii ki, tabii ki…” Annem gözlerimin içine bakmadan konuşuyordu. O sırada Elif mutfağa girdi, bana bakmadan “Zeynep, odana git istersen,” dedi. Sanki evde fazlalıkmışım gibi…
Babamın hastalığı ilerledikçe, evdeki herkes kendi köşesine çekildi. Annem geceleri sessizce ağlıyor, Elif ise babamın odasına uğramadan uyuyordu. Ben ise babamın başucunda oturup onun elini tutmak istiyordum ama çoğu zaman annem ya da Elif beni içeri almıyordu. Bir gece, kapının aralığından babamın “Zeynep nerede?” diye sorduğunu duydum. Annem “Uyuyor kızım,” dedi. Oysa ben kapının hemen arkasında, dizlerimin üstünde bekliyordum.
Bir sabah kahvaltı sofrasında annemle Elif arasında hararetli bir tartışma başladı.
“Anne, ben bu yıl üniversiteye hazırlanıyorum! Her şeyi bana yükleyemezsin!”
“Elif, baban hasta! Hepimiz elimizden geleni yapıyoruz!”
“Ben de insanım anne! Biraz da Zeynep ilgilensin!”
O an gözler üzerime çevrildi. Annem derin bir nefes aldı: “Zeynep daha çocuk…”
İçimde bir şeyler koptu. O an çocuk olmadığımı, her şeyi hissettiğimi anlatmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Çay bardağını titreyen ellerimle masadan kaldırıp mutfağa götürdüm. Arkalarından sessizce ağladım.
Bir akşam babamın odasından yükselen öksürük sesleriyle irkildim. Annem ve Elif telaşla içeri koştular. Ben de peşlerinden gitmek istedim ama annem kapıyı yüzüme kapattı.
“Zeynep, dışarıda bekle!”
O kapının önünde saatlerce oturdum. İçeriden gelen fısıltılar, hıçkırıklar ve babamın boğuk sesi… Hiçbiri bana ait değildi. O an anladım ki bu evde herkesin bir yeri vardı ama benimki hep kapının dışında kalmaktı.
Bir gün okuldan eve dönerken komşumuz Ayşe Teyze beni durdurdu.
“Zeynepciğim, annen nasıl? Baban iyi mi?”
Gözlerim doldu. “İyiler,” dedim kısık bir sesle.
Ayşe Teyze elimi tuttu: “Bazen büyükler dertlerini paylaşamazlar yavrum. Sen yine de yanında ol onların.”
O gece annemin yanına gittim. Yatak odasında pencerenin önünde oturuyordu. Yanına sessizce sokuldum.
“Anne…”
Başını çevirmeden konuştu: “Ne oldu Zeynep?”
“Baba iyi olacak değil mi?”
Annemin omuzları titredi. “İnşallah kızım…”
O an annemin de ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Belki de o da benim gibi kapının dışında kalmıştı; sadece başka bir kapının…
Babam hastaneye kaldırıldığında Elif’le birlikte ilk kez aynı tarafta bulduk kendimizi. Hastane koridorunda sabaha kadar bekledik. Annem içerideydi; biz ise dışarıda… Elif bana sarıldı ve ilk kez birlikte ağladık.
Babamı kaybettikten sonra evimizdeki sessizlik daha da derinleşti. Annem günlerce konuşmadı. Elif kendini derslerine verdi. Ben ise babamın eski gömleğini koklayarak uyumaya başladım.
Bir gün annem yanıma geldi ve elimi tuttu.
“Zeynep… Biliyorum seni hep dışarıda bıraktık. Ama inan bana, bazen insan en çok sevdiklerini korumak için onları uzağa iter.”
Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben sadece yanında olmak istedim anne…”
Annem sarıldı bana: “Bundan sonra birlikte olacağız kızım.”
Şimdi düşünüyorum da… Acaba ailelerimizdeki sessizlikleri kim başlatıyor? Ve kim bitirecek? Siz hiç kendi evinizde kapının dışında kaldınız mı?