Kendi Doğum Günümde Kendi Hayatımı Seçmek: Bir Kadının Sessiz İsyanı

“Nasıl yani, sen olmayacak mısın doğum gününde?” diye sordu Erkan, gözlerini kısarak. Sanki az önce ona dünyanın en saçma şakasını yapmışım gibi bakıyordu. Masanın üzerinde duran çay bardağını sinirle döndürdü. Annem mutfaktan seslendi: “Kızım, bak herkes toplanacak, Ayşe yengeler de geliyor. Sen olmadan doğum günü mü olurmuş?”

İçimde bir şeyler koptu o an. Yıllardır kendi doğum günümde bile başkalarının isteklerine göre hareket ediyordum. Her sene aynı masa, aynı pastane pastası, aynı kalabalık, aynı zoraki gülümsemeler… Bir kez olsun kendim için bir şey yapmak istedim. Kırk yaşına basıyordum ve hayatımda ilk defa kendi kararımı vermek istedim.

“Anne, bu sene farklı bir şey yapmak istiyorum,” dedim titreyen sesimle. “Kendimle baş başa kalmak istiyorum. Belki bir sahil kasabasına giderim, belki de bir otelde kitap okurum. Sadece… biraz yalnız kalmak istiyorum.”

Erkan hemen atıldı: “Ne demek yalnız kalmak? İnsan doğum gününde ailesiyle olur. Herkes seni bekliyor olacak.”

Baktım ona, yıllardır süren evliliğimizde ilk defa gözlerinin içine bu kadar kararlı baktım. “Erkan, ben de insanım. Benim de hayallerim, isteklerim var. Hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım. Bir gün de kendimi mutlu etmek istiyorum.”

Annemin sesi titredi: “Kızım, ayıp olur millete. Ne derler sonra? ‘Kocasıyla arası mı bozuk?’ derler.”

İşte tam da bu cümleyle büyüdüm ben. Hep ‘el alem ne der’ korkusuyla… Kendi isteklerimi, hayallerimi hep susturdum. Oysa içimde fırtınalar kopuyordu. Herkesin gözü önünde gülen, neşeli görünen ben; geceleri yastığa başımı koyduğumda sessizce ağlayan bir kadındım.

O akşam evde hava buz kesti. Erkan suratını asıp televizyonun sesini açtı, annem ise mutfakta tabakları biraz daha sert yıkamaya başladı. Ben ise odamda valizimi hazırlamaya başladım. Her kıyafeti katlarken içimden bir parça daha özgürleşiyordu sanki.

Ertesi sabah erkenden kalktım. Annem kapının önünde bekliyordu. “Kızım, gitme ne olur,” dedi gözleri dolu dolu. “Bak, baban da çok üzülür.”

“Anne, ben kimseye zarar vermek istemiyorum. Sadece… kendimi bulmak istiyorum.”

Otogara vardığımda ellerim titriyordu ama içimde garip bir huzur vardı. Otobüsün camından dışarı bakarken çocukluğumu düşündüm. Babamın her dediğine uyan, annesinin sözünden çıkmayan o uslu kız… Sonra Erkan’la evlenince onun ailesinin beklentileriyle boğuşan genç kadın… Hiçbir zaman gerçekten ne istediğimi sormamıştım kendime.

Ayvalık’a vardığımda denizin kokusu ciğerlerime doldu. Küçük bir pansiyona yerleştim. Odamın penceresinden deniz gözüküyordu. İlk defa kimseye hesap vermeden, sadece kendim için nefes aldım.

O gece telefonum susmadı. Annem aradı, açmadım. Erkan mesaj attı: “Dön artık, herkes seni konuşuyor.” Ablam yazdı: “Bize rezil ettin kendini.” Ama ben ilk defa sessizliği dinledim.

Sabah sahilde yürürken yaşlı bir kadın yanıma oturdu. “Yalnız mısın kızım?” dedi gülümseyerek.

“Evet,” dedim utanarak.

“Ne güzel… İnsan bazen yalnız kalmalı ki kendini duysun,” dedi ve elini omzuma koydu.

O an ağlamaya başladım. Yabancı bir kadının yanında, yıllardır tutmaya çalıştığım gözyaşlarımı bıraktım gitti. O kadın bana sarıldı: “Ağla kızım, ağla… Sonra hafiflersin.”

O üç gün boyunca kimseye hesap vermeden dolaştım, kitap okudum, denize girdim, kendimle konuştum. İlk defa aynada gördüğüm kadına gülümsedim.

Dönüş yolunda içimde bir huzur vardı ama biliyordum ki evde fırtına kopacaktı. Eve girdiğimde annem suratını astı, Erkan ise günlerce benimle konuşmadı. Ama ben değişmiştim artık.

Bir akşam sofrada sessizlik içinde yemek yerken Erkan patladı: “Senin bu yaptığın bencillik! Aile dediğin fedakarlık ister.”

Başımı kaldırdım: “Ben yıllardır fedakarlık yaptım Erkan. Bir gün de kendim için yaşadım diye suçlu muyum?”

Annem araya girdi: “Kızım, kadın dediğin ailesi için yaşar.”

Gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım: “Anne, kadın dediğin önce kendisi için yaşar ki ailesine de iyi gelebilsin.”

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı evde. Annem bana biraz daha mesafeli davrandı, Erkan ise uzun süre küs kaldı. Ama ben her sabah aynada kendime bakıp şunu sordum:

“Gerçekten mutlu muyum?”

Belki ailem beni anlamadı ama ben ilk defa kendimi anladım.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç sadece kendiniz için bir şey yaptınız mı? Yoksa hep başkalarının mutluluğu için mi yaşadınız?