Kaderin Sessiz Çığlığı: Bir Otobüs Yolculuğunda Başlayan Hayat
— İlerleyin lütfen, herkes binecek! diye bağırdı şoförün arkasındaki yaşlı adam.
Sırtıma bir dirsek daha yedim. Terden sırılsıklam olmuş elbisem, vücuduma yapışmıştı. İstanbul’un mayıs sıcağı, otobüsün içindeki havasızlıkla birleşince nefes almak bile lüks geliyordu. Bir an göz göze geldik; önümdeki kadın bana öyle bir baktı ki, sanki bu kalabalığın suçlusu benmişim gibi. “Biraz ilerlesenize!” dedi, sesi sabırsız ve yorgundu.
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki sadece otobüste değil, hayatımda da sıkışıp kalmıştım. Annemle sabah yine kavga etmiştik. “Ne zaman iş bulacaksın Elif? Herkesin kızı oğlanı çalışıyor, sen hâlâ evde pinekliyorsun!” diye bağırmıştı. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; gözlerini yere indirip çayını karıştırmıştı. Ben ise ne cevap vereceğimi bilemeden odama kapanmıştım.
Otobüs birden fren yaptı, önümdeki kadın sendeledi, ben de onun üstüne düştüm. “Dikkat etsene kızım!” diye çıkıştı. Gözlerim doldu, ama ağlamamak için kendimi zor tuttum. Herkesin gözü üzerimdeydi sanki. O an, keşke başka bir şehirde, başka bir hayatım olsaydı diye düşündüm.
Telefonum titredi. Ekranda annemin adı parlıyordu. Açmaya cesaret edemedim. Zaten konuşsak yine aynı şeyleri söyleyecekti: “Elif, bak komşunun kızı Zeynep bankada işe başlamış. Sen ne yapıyorsun?” Sanki ben istemiyordum çalışmayı! Ama iş bulmak kolay mı? Üniversiteyi bitirdim, CV’mi onlarca yere gönderdim, ama ya cevap yok ya da “Deneyimsizsiniz” diyorlar.
Otobüsün camından dışarı baktım; insanlar aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Herkesin bir amacı var gibiydi, bir tek ben yönsüzdüm. İçimdeki boşluk büyüdükçe büyüyordu.
Birden yanımda oturan yaşlı teyze bana döndü:
— Kızım iyi misin? Çok solgun görünüyorsun.
Gözlerim doldu, başımı salladım.
— İyiyim teyzeciğim, sadece biraz yorgunum.
Teyze elimi tuttu, elleri sıcaktı.
— Hayat bazen çok zor gelir insana. Ama unutma, her şey geçer. Ben de gençken çok ağladım, çok üzüldüm… Ama bak şimdi torunlarımı seviyorum, hâlâ ayaktayım.
O an içimde bir umut kıpırtısı hissettim. Ama hemen ardından annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Elif, bu şekilde nereye kadar gideceksin?”
Otobüs durağa yaklaştı. Kapı açılır açılmaz kendimi dışarı attım. Derin bir nefes aldım; hava hâlâ sıcak ama en azından özgürdüm. Eve gitmek istemiyordum. Sahile yürüdüm; martılar çığlık çığlığa uçuşuyordu. Banklardan birine oturdum ve telefonumu açtım. Annemden üç cevapsız çağrı ve bir mesaj: “Akşam erken gel, konuşmamız lazım.”
Gözlerimi kapattım; çocukluğum geldi aklıma. Annemle babamın hiç kavga etmediği zamanlar… Babam bana bisiklet sürmeyi öğretirken annemin gülüşü… Ne zaman büyüdüm de her şey bu kadar karmaşık oldu?
Birden telefonum çaldı; bu sefer arayan babamdı.
— Elif, kızım… Annen biraz sinirli bugün. Eve gelince konuşuruz olur mu?
Babamın sesi yumuşaktı, ama içinde gizli bir çaresizlik vardı. Onu üzmek istemiyordum ama kendi mutsuzluğumdan da kaçamıyordum.
Eve döndüğümde annem mutfakta yemek yapıyordu. Beni görünce kaşlarını çattı.
— Nerede kaldın yine? Telefonlarıma da bakmıyorsun!
— Anne biraz yürümek istedim…
— Yürümek mi? Elif senin yaşında ben iki çocuk büyütüyordum! Sen hâlâ sorumluluk almıyorsun!
Babam araya girdi:
— Fatma, biraz sakin ol…
Annem gözlerini devirdi:
— Hep sen savun onu! Ben mi yanlışım yani?
O an patladım:
— Anne yeter! Ben de mutsuzum! İş bulamıyorum diye zaten kendimi suçlu hissediyorum! Bir de sen üstüme geliyorsun!
Annem sustu, gözleri doldu. Babam bana baktı; ilk defa gözlerinde korku gördüm.
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Tavanı izlerken düşündüm: Hayat neden bu kadar zor? Neden annem beni anlamıyor? Ya da ben onu anlamaya çalışıyor muyum? Belki de o da kendi hayal kırıklıklarını bana yansıtıyor…
Ertesi sabah annem kapımı tıklattı.
— Elif… Kahvaltı hazır.
Sesinde alışılmadık bir yumuşaklık vardı. Masaya oturduğumda bana çay koydu.
— Kızım… Ben de kolay bir hayat yaşamadım biliyor musun? Sadece senin güçlü olmanı istiyorum…
Gözlerim doldu; annemin ellerini tuttum.
— Anne… Ben de elimden geleni yapıyorum. Sadece bazen çok yoruluyorum…
O an aramızda görünmez bir bağ kuruldu sanki. Belki de ilk defa birbirimizi gerçekten dinledik.
Ama hayat yine de kolay değildi. İş görüşmelerine gitmeye devam ettim; her seferinde umutlanıp her seferinde hayal kırıklığına uğradım. Annem bazen yine sabırsızlanıyor, bazen de bana sarılıyordu.
Bir gün posta kutusunda bir zarf buldum; başvurduğum dernekten mülakata çağrılıyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Anneme gösterdim; gözleri parladı:
— Bak gördün mü? Olacak kızım, inan bana!
O gün mülakata giderken yine o otobüse bindim. Kalabalık, ter ve telaş arasında bu sefer içimde bir umut vardı. Yanımdaki teyze bana gülümsedi:
— Her şey güzel olacak kızım, inan bana.
Belki de hayat gerçekten küçük tesadüflerle değişiyordu…
Şimdi size soruyorum: Siz hiç hayatınızda böyle sıkışıp kaldığınız oldu mu? Ailenizle ya da kendinizle savaştığınız anlarda ne yaptınız? Yalnız olmadığımı bilmek isterim…