Sessizlik Arasında: Gerçekleri Söyleyememek

“Elif, bak kızım, bu sefer de olmadı mı?” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye bırakırken, gözlerimi yere indirdim. O an, içimdeki fırtına dışarıdan bakınca sadece bir sessizlik gibi görünüyordu.

“Yok anne, nasip değilmiş,” dedim kısık bir sesle. Oysa içimde kopan fırtınayı kimse bilmiyordu. Murat salonda televizyonun sesini açmış, sanki bu konuşmayı duymuyormuş gibi davranıyordu. Oysa biliyordum, her kelime onun da kalbine saplanıyordu.

Fatma Hanım’ın gözleri doldu, ama bana değil, kendi oğluna baktı. “Murat, bak oğlum, herkesin çocuğu oldu. Senin de bir evladın olsun istiyorum. Ben ölmeden bir torunumu kucağıma almak istiyorum.”

Murat başını öne eğdi, dudaklarını sıktı. Ben ise içimden bağırmak istedim: “Anne, olmuyor! Olmuyor işte!” Ama diyemedim. Çünkü Murat bana bakıp gözleriyle ‘Sus’ dedi. Yıllardır bu yükü birlikte taşıyoruz ama konuşmak hep bana düşüyor.

İlk öğrendiğimizde, hastane koridorunda Murat’ın elini tutmuştum. Doktor, “Elif Hanım, tıbben çocuk sahibi olmanız çok zor,” dediğinde Murat’ın gözleri dolmuştu. Eve dönerken arabada tek kelime etmemiştik. O günden sonra Murat bu konuyu hiç açmadı. Sanki konuşmazsak gerçek olmayacakmış gibi.

Ama gerçekler susunca kaybolmuyor. Her bayramda, her aile yemeğinde Fatma Hanım’ın bakışları üzerimdeydi. Komşuların “Elif Hanım, ne zaman müjdeli haber gelecek?” soruları bıçak gibi saplanıyordu. Annem bile telefonda “Kızım, Murat’la bir doktora daha gidin,” deyip duruyordu.

Bir akşam Murat’la sofrada baş başa otururken dayanamadım: “Murat, ne olur artık annene gerçeği söyleyelim. Bu yükü tek başıma taşıyamıyorum.”

Murat yüzüme bakmadan tabağındaki pilavı karıştırdı. “Elif, annem bunu kaldıramaz. Bize acır, seni suçlar. Biraz daha sabret.”

“Sabretmekten yoruldum!” diye bağırdım istemsizce. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Her gün aynı baskı, aynı umut… Ben de anne olmak isterdim ama olmuyor! Neden bunu saklamak zorundayız?”

Murat sustu. O gece aramızda bir duvar daha örüldü.

Bir gün Fatma Hanım aniden kapıda belirdi. Elinde bir poşet dolusu bitki çayı ve dua kitapları vardı. “Bunları dene kızım,” dedi. “Belki Allah nasip eder.”

O an içimdeki acı öfkeye dönüştü. “Anne, lütfen artık bu konuyu açmayın,” dedim titreyen bir sesle.

Fatma Hanım şaşkınlıkla bana baktı. “Ne demek istiyorsun Elif?”

“Olmuyor anne! Denedik, doktorlara gittik… Olmuyor işte!”

Fatma Hanım’ın gözleri doldu, elleri titredi. “Oğlum… Murat? Doğru mu bu?”

Murat ilk kez başını kaldırdı ve annesinin gözlerinin içine baktı. “Doğru anne,” dedi kısık bir sesle. “Elif’in suçu yok. Biz elimizden geleni yaptık.”

O an evde bir sessizlik oldu; yıllardır üzerimize çöken o ağır sessizlik… Sanki herkesin nefesi kesildi.

Fatma Hanım sandalyesine çöktü, ellerini yüzüne kapattı ve ağlamaya başladı. Ben ise ilk defa hafiflemiş hissettim; yıllardır içimde taşıdığım sırrı sonunda bırakmıştım.

Ama işler burada bitmedi. Ertesi gün Fatma Hanım’ın akrabaları aramaya başladı: “Elif’in suçu yokmuş diyorlar, doğru mu?” “Evlatlık mı alsanız?” “Başka doktora gittiniz mi?”

Mahallede dedikodular başladı; markette bile kadınlar arkamdan fısıldaşıyordu. Annem ise telefonda ağlıyordu: “Kızım, insanlar ne der?”

Bir gece Murat’la balkonda otururken ona döndüm: “Murat, biz ne zaman kendi hayatımızı yaşayacağız? Hep başkalarının beklentileriyle mi yaşayacağız?”

Murat uzun süre sustu, sonra elimi tuttu: “Bilmiyorum Elif… Ama artık saklanmak istemiyorum.”

O günden sonra yavaş yavaş kabullenmeye başladık. Fatma Hanım bize eskisi kadar baskı yapmıyordu ama gözlerinde hep bir hüzün vardı. Biz ise birbirimize daha çok sarıldık; çünkü biliyorduk ki bu hayatta en çok birbirimize ihtiyacımız vardı.

Yine de bazen geceleri uykum kaçıyor; pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Acaba toplumun beklentileri olmasaydı, biz daha mutlu olur muyduk? Ya da herkes kendi hayatına baksaydı, ben kendimi bu kadar eksik hisseder miydim?

Sizce insan kendi gerçeğini saklayarak mı yaşamalı yoksa her şeye rağmen açık olmalı mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?