Bir Annenin Sevgisiyle Sınanan Evlilik: Kendi Hayatımı Kurtarmak İçin Verdiğim Karar

“Yeter artık, anne! Lütfen karışma!” Serkan’ın sesi, salonun duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Kayınvalidem Şükran Hanım’ın gözleri bana çevrildi; bakışlarında hem öfke hem de haklılık vardı. Ben ise mutfak kapısının eşiğinde, elimde çay tepsisiyle donup kalmıştım. O an, hayatımın en zor kararını vermek üzere olduğumu biliyordum.

Serkan’la evlendiğimizde, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, iki odalı eski bir apartman dairesinde, kayınvalidem ve kayınpederimle birlikte yaşamaya başladık. Kendi evimiz yoktu, Serkan’ın işleri de pek yolunda gitmiyordu. “Biraz idare edin, oğlumun yanında olun,” demişti annem. Ben de gençliğin verdiği umutla, “Aşk her zorluğu aşar,” diye düşünmüştüm. Ama aşk, bazen bir çay tepsisinin ağırlığı kadar hafif kalabiliyormuş.

İlk zamanlar iyiydi her şey. Şükran Hanım bana “kızım” derdi, sofrada en güzel yeri bana ayırırdı. Ama zamanla, her şey değişmeye başladı. Sabahları kahvaltı hazırlarken omzumda onun nefesini hissediyordum. “Yumurtayı böyle mi kırıyorsun? Bizim evde böyle yapılmaz,” derdi. Akşamları Serkan işten yorgun argın geldiğinde, annesi hemen yanına oturur, “Oğlum çok yoruldu, biraz dinlensin,” derdi. Ben ise mutfakta bulaşıklarla baş başa kalırdım.

Bir gün, Serkan’la baş başa bir akşam geçirmek istedim. Ona küçük bir sürpriz hazırlamıştım; mum ışığında yemek, hafif bir müzik… Ama tam sofraya oturacakken Şükran Hanım içeri girdi. “Serkan, baban seni çağırıyor. Televizyonun kumandası bozulmuş,” dedi. Serkan gözlerimin içine bakmadan kalktı ve gitti. O gece ilk defa ağladım.

Zaman geçtikçe kayınvalidemin sevgisi boğucu bir gölgeye dönüştü. Her işime karışıyor, her kararımı sorguluyordu. Bir gün marketten aldığım deterjanı bile beğenmedi: “Bizim evde hep şu marka alınır.” Kendi evimde misafir gibi hissetmeye başladım. Anneme dert yandığımda, “Sabret kızım, evlilik böyle şeydir,” dedi. Ama ben sabrettikçe içimdeki umutlar birer birer soldu.

Bir sabah, Şükran Hanım mutfağa girdi ve bana dönüp şöyle dedi: “Bak kızım, bu evde benim kurallarım geçerli. Oğlumun huzurunu bozma.” O an içimde bir fırtına koptu ama sesimi çıkaramadım. Serkan’a anlatmaya çalıştığımda ise hep aynı cevabı aldım: “Annem yaşlı, idare et biraz.”

Bir gece yarısı uykumdan uyandım; Serkan yoktu yanımda. Salona gittiğimde annesiyle fısıldaşırken buldum onu. Şükran Hanım bana bakıp şöyle dedi: “Oğlumun huzuru için gerekirse seninle konuşurum.” O an anladım ki bu evde asla kendim olamayacaktım.

Günler geçtikçe içimdeki yalnızlık büyüdü. Serkan’la aramızdaki mesafe açıldı; artık bana dokunmuyor, gözlerimin içine bakmıyordu. Bir gün cesaretimi topladım ve ona sordum: “Serkan, ben bu evde neden hep fazlalık gibi hissediyorum?”

Serkan başını öne eğdi: “Bilmiyorum Zeynep… Annem olmadan yapamam.”

O cümleyle dünyam başıma yıkıldı. O an anladım ki ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bu evde hep ikinci planda olacaktım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kendini feda etme kızım.”

Bir sabah valizimi topladım. Şükran Hanım kapıda dikildi: “Nereye gidiyorsun?”

“Biraz nefes almam lazım,” dedim titreyen sesimle.

Serkan arkamdan geldi: “Zeynep, lütfen gitme.”

Gözlerim doldu: “Ben burada kendim olamıyorum Serkan. Ya annenle yaşarsın ya da benimle yeni bir hayat kurarsın.”

Serkan sustu. O suskunlukta yılların alışkanlığı, korkusu ve annesine olan bağı vardı.

Annemin evine döndüm. Günlerce ağladım; kendimi suçladım, eksik hissettim. Ama sonra aynaya baktığımda gözlerimde ilk defa umut gördüm. Kendi hayatımı yeniden kurmaya başladım; iş buldum, yeni arkadaşlar edindim.

Aylar sonra Serkan’dan boşanma kağıtları geldi. Elim titreyerek imzaladım; bir dönemin sonuydu bu ama aynı zamanda yeni bir başlangıçtı.

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi? Yoksa asıl bencillik, onu kendi hayatından vazgeçmeye zorlamak mı? Siz olsanız ne yapardınız?