“Bir Torun Yeter!”: Kayınvalidemin Sözleriyle Dağılan Ailem

“Bir torun yeter, Elif. Daha fazlasına gerek yok!”

O an mutfakta ellerim titredi. Çaydanlığı ocağa koymuştum, ama kayınvalidemin sesiyle bir anda her şey dondu. Karnımda ikinci çocuğumun hafif kıpırtılarını hissederken, içimde bir yerin acıdığını fark ettim. Oysa ben, ailemizin büyümesini, çocuklarımın birlikte büyümesini hayal ediyordum. Ama kayınvalidem, Fatma Hanım, gözlerimin içine bakarak bu cümleyi kurmuştu. Sanki ikinci bebeğim istenmeyen bir yükmüş gibi…

“Anne, neden böyle diyorsun?” dedim kısık bir sesle. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. O ise yüzünü buruşturdu, “Bak kızım, bir çocukla herkes ilgilenir. İkinci olunca kimse bakmaz, arada kaynar gider. Hem oğlumun da işi gücü var, siz de gençsiniz… Bir taneyle yetinin.”

O sırada eşim Murat salondan seslendi: “Ne oluyor orada?”

Fatma Hanım hemen sesini yumuşattı: “Hiç oğlum, Elif’le sohbet ediyoruz.”

Ama Murat’ın gözleri bana takıldı. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Hemen yanıma geldi, “Ne oldu Elif?”

Sustum. Çünkü Murat’ın annesiyle tartışmasını istemiyordum. Ama içimde bir düğüm oluşmuştu artık. O gün, Fatma Hanım’ın sözleriyle başlayan çatlak, gün geçtikçe büyüdü.

İlk çocuğumuz Ege doğduğunda Fatma Hanım her gün yanımızdaydı. Ege’ye hediyeler alır, onu kucağından indirmezdi. Ama ikinci hamileliğimde aynı ilgiyi görmedim. Hatta bazen Ege’yi bile eskisi kadar sevmediğini hissettim. Sanki ikinci çocuğun gelişiyle Ege de gözden düşmüştü.

Bir gün Murat’la otururken ona açıldım: “Senin annen ikinci çocuğu istemiyor gibi davranıyor. Beni de suçlu hissediyorum.”

Murat başını öne eğdi: “Annem biraz eski kafalıdır biliyorsun. Belki de kendi zamanında çok çocuk olunca zorlanmışlardır.”

Ama ben biliyordum ki mesele sadece eski kafalılık değildi. Fatma Hanım’ın kendi kızının çocuğu olmamıştı ve bu yüzden bana karşı hep bir mesafe koymuştu. Sanki torun sevgisini sadece kendi kızından bekliyordu ama o olmayınca bana yönelmişti. Şimdi ise ikinci çocuğumla birlikte bu sevgi de azalmıştı.

Aylar geçti, doğum yaklaştı. Evdeki hava giderek ağırlaştı. Fatma Hanım sık sık gelip Ege’yle oynuyor ama bana neredeyse hiç bakmıyordu. Bir gün mutfakta yine karşı karşıya geldik.

“Elif,” dedi, “Senin annen de çok çocuk doğurdu diye hep yorgundu. Sen de mi öyle olacaksın? Çocuklar büyüyünce kim bakacak?”

Artık dayanamıyordum: “Ben çocuklarımı çok istiyorum! Onlara da bakacağım, kendime de! Lütfen bana destek olun!”

Fatma Hanım gözlerini kaçırdı: “Sen bilirsin.”

Doğumdan sonra işler daha da kötüleşti. Kızımız Duru dünyaya geldiğinde Fatma Hanım hastaneye bile gelmedi. Annem yanımdaydı ama içimde bir eksiklik vardı. Murat annesini aradı, “Anne neden gelmedin?” diye sordu.

Fatma Hanım telefonda soğuk bir sesle cevap verdi: “Bir torun yeter dedim oğlum, daha fazlası için sevinemem.”

O an Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Telefonu kapattıktan sonra bana sarıldı ama ikimizin de gözleri yaşlıydı.

Günler geçtikçe Fatma Hanım’ın tavrı ailemizi ikiye böldü. Ege’yi hala arada bir görmeye geliyordu ama Duru’yu hiç sormuyordu bile. Ege de bunu fark etmişti; bir gün bana sordu: “Anneanne neden Duru’yu sevmiyor?”

Ne diyeceğimi bilemedim. O küçücük kalbi kırılmasın diye yalan söyledim: “Anneannen biraz hasta oğlum, yakında gelir.” Ama içim içimi yiyordu.

Murat da annesine kırılmıştı ama aramızda da gerginlik başlamıştı. O da üzgündü, ben de… Bir akşam tartıştık:

“Elif, annemi anlamaya çalış! O da zor bir hayat yaşadı.”

“Ben de zorlanıyorum Murat! Ama çocuklarımızı sevmeyen biriyle nasıl aile olacağız?”

Murat sustu. O gece sabaha kadar ağladım.

Aylar geçti, Duru büyüdü ama Fatma Hanım onu hiç görmedi. Bir gün Ege hastalandı ve acile gitmemiz gerekti. Annemi aradım ama şehir dışındaydı. Son çare Fatma Hanım’ı aradım:

“Fatma Anne, Duru’ya bakabilir misiniz? Ege’yi hastaneye götürmem lazım.”

Uzun bir sessizlik oldu telefonda.

“Ben… Ben Duru’yu tanımam ki Elif.”

O an içimdeki tüm umutlar söndü.

Ege iyileşti ama ben artık ailemizin asla eskisi gibi olmayacağını biliyordum. Murat da annesiyle konuşmayı azalttı. Evimizde hep bir eksiklik vardı; ne kadar uğraşsam da o boşluğu dolduramadım.

Bir gün Duru bana sarıldı ve “Anneanne kim?” diye sordu.

Gözlerim doldu; ona ne anlatabilirdim ki?

Şimdi bazen düşünüyorum: Bir insanın sevgisi neden bu kadar sınırlı olur? Neden bazı yaralar nesilden nesile aktarılır? Ben çocuklarımı eşit sevmeye yemin ettim ama ya onlar büyüdüğünde bu acıyı unutabilirler mi?

Sizce ailedeki sevgiyi kim belirler? Bir anne ya da kayınvalide sevgisini paylaşamazsa, çocuklar bunu nasıl hisseder? Siz olsanız ne yapardınız?