Küçük Bir Sır, Büyük Bir Yalnızlık: Gecenin Sessizliğinde
— Yeter artık! — diye bağırdım, sesim eski apartman dairesinin duvarlarında yankılandı. O an gece yarısını çoktan geçmişti ve ben, İstanbul’un göbeğinde, annemden miras kalan bu rutubetli evde, yatağımda oturmuş, elimde soğumuş bir çay bardağıyla tavana bakıyordum. Bir yandan televizyonda haberler dönüyor, diğer yandan içimdeki huzursuzluk büyüyordu. O gün yine fazla kotlet yemiştim; annemin tarifini hâlâ kimseye vermedim. Sanki o tarifle birlikte annemin bir parçasını saklıyordum.
Ama asıl mesele kotletler değildi. Asıl mesele, gecenin sessizliğinde birdenbire duyduğum o incecik, neredeyse ağlamaklı sesin beni yerimden sıçratmasıydı. Sanki biri ya da bir şey, dolabın altından bana sesleniyordu. Korkuyla ayağa kalktım. “Yoksa fare mi girdi?” diye düşündüm. Ama bu ses fareye benzemezdi; daha çok bir çocuğun ağlamasına benziyordu. Ellerim titreyerek dolabın önüne eğildim.
— Kim var orada? — dedim fısıltıyla.
Cevap gelmedi. Sadece o incecik ses, biraz daha yükseldi. İçimde bir ürpertiyle geri çekildim. O an aklıma annem geldi; çocukken bana hep anlatırdı: “Evde yalnız kalınca korkma kızım, evin de ruhu vardır.” Annem öldüğünden beri bu evde tek başıma yaşıyorum. Babam yıllar önce başka bir kadın için bizi terk etmişti. Kardeşim ise evlenip Bursa’ya taşındı; aramızda neredeyse hiç konuşma kalmadı.
Yalnızlığımın içinde kaybolmuşken, o ses bana geçmişimi hatırlattı. Annemle geçirdiğimiz o eski bayram sabahlarını, mutfakta birlikte kızarttığımız kotletleri… Annem hep derdi ki: “Hayatta en önemli şey, sofrada birlikte oturabilmektir.” Ama şimdi sofrada tek başımaydım ve annemin tarif defterinden başka hiçbir şeyim yoktu.
Dolabın altına eğilip el feneriyle baktığımda hiçbir şey göremedim. Ama o ses hâlâ oradaydı. İçimdeki korku yerini meraka bıraktı. Belki de yalnızlığım bana oyun oynuyordu. Belki de annemin ruhu gerçekten bu evdeydi ve bana bir şey anlatmaya çalışıyordu.
O gece uyuyamadım. Sabah ezanıyla birlikte mutfağa gidip yine kotlet yaptım. Annemin tarifini uygularken gözlerim doldu. “Neden bu kadar yalnız kaldım?” diye sordum kendime. Arkadaşlarımın çoğu evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu. Ben ise 38 yaşında, eski bir apartmanda, annemin hayaletiyle konuşuyordum.
Bir gün işyerinde, çay molasında Ayşe bana sordu:
— Neden hiç evlenmedin Elif? Hani senin de bir sevgilin vardı üniversitede?
Bir an duraksadım. O eski aşkı hatırladım; Murat’ı… Annem hasta olduğunda Murat’la aram açılmıştı. Annemi yalnız bırakmak istememiştim; Murat ise kendi hayatını kurmak istiyordu. Sonunda yollarımız ayrıldı. O günden sonra kimseye güvenemedim.
Ayşe’nin sorusuna gülümseyerek cevap verdim:
— Kısmet olmadı işte… Herkesin yolu farklı.
Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Herkesin yolu farklı mıydı gerçekten? Yoksa ben korkak mıydım? Annemi kaybettikten sonra kimseye bağlanmaya cesaret edemedim mi?
O gece yine o sesi duydum. Bu kez daha netti:
— Anne…
Donup kaldım. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Belki de içimdeki küçük Elif’ti bu seslenen; annesini özleyen, yalnızlıktan korkan çocuk Elif…
Ertesi gün kardeşim Zeynep’i aradım. Yıllardır ilk defa uzun uzun konuştuk. Ona her şeyi anlattım: Annemin ölümünden sonra yaşadığım yalnızlığı, geceleri duyduğum o sesi…
Zeynep telefonda sessiz kaldı, sonra ağlamaya başladı:
— Ben de bazen annemi rüyamda görüyorum abla… Belki de ikimiz de onun yokluğunu hâlâ kabullenemedik.
O an anladım ki yalnız değilmişim aslında; sadece duvarlar örmüştüm etrafıma. O gece Zeynep’le buluşmaya karar verdik. Yıllar sonra ilk defa birlikte kotlet yaptık; annemin tarifinden…
Sofrada otururken Zeynep bana döndü:
— Abla, sence annemiz bizi izliyor mudur?
Gözlerim doldu:
— Bilmiyorum Zeynep… Ama bence onun en büyük sırrı buydu: Ne olursa olsun, aile olmak… Bir sofrada buluşabilmek…
O günden sonra dolabın altından gelen o sesi bir daha duymadım. Belki de içimdeki boşluk biraz olsun dolmuştu.
Şimdi bazen hâlâ geceleri uyanıp sessizliği dinliyorum. Ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki yalnızlık sadece bir his; istersek paylaşabileceğimiz bir yük…
Siz hiç gecenin bir yarısı kendi içinizdeki sesi duydunuz mu? Yalnızlıkla nasıl başa çıkıyorsunuz?