Kırık Bir Hayalin Ardında: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Yeter artık! Daha ne kadar dayanacağım bu sessizliğe?” diye bağırdım kendi kendime, mutfakta çaydanlığın fokurtusuna karışan iç sesimle. O an, evin duvarları bile bana cevap vermeyecek kadar yorgundu sanki. Yalnızlığımın yankısı, eski ahşap parkelerin arasından sızıp kalbime saplanıyordu.

Adım Gülseren. Kırklı yaşlarımdayım ve bu evde, Kadıköy’ün ara sokaklarından birinde, tek başıma yaşıyorum. Hayatım boyunca annelik hayaliyle yanıp tutuşmuşken, şimdi çiçek desenli perdelerin ardında, çocuk seslerinden yoksun bir sessizliğe mahkûmum. Eşim Cemil’le evliliğimizin ilk yıllarında her şey çok güzeldi. Herkes gibi biz de çocuk sahibi olacağımız günü sabırsızlıkla bekledik. Ama olmadı…

İlk başta umutluyduk. “Belki bu ay olur,” derdik birbirimize. Her regl dönemim bir yas törenine dönüşürdü evde. Annem arardı: “Kızım, doktora gittiniz mi? Bak, komşunun kızı da zor hamile kaldı ama sonunda oldu.” Cemil ise genellikle susardı; gözlerindeki kırgınlığı, çaresizliği ben görürdüm ama o hiç konuşmazdı.

Yıllar geçti. Tedaviler, iğneler, umutlar ve hayal kırıklıkları… Bir gün hastaneden dönerken Cemil arabayı kenara çekti. “Gülseren,” dedi, “belki de başka yolları düşünmeliyiz.” O an anladım ki, o da yorulmuştu. Evlat edinmeyi düşündük. Benim için annelik kan bağıyla değil, kalple ilgiliydi. Ama işte, karar vermek kolay değildi. Sürekli erteledim; “Biraz daha bekleyelim,” dedim. İçimde bir korku vardı: Ya başaramazsam? Ya o çocuğa iyi bir anne olamazsam?

Bir gün Cemil işten eve döndüğünde gözlerinde alışık olmadığım bir kararlılık vardı. “Gülseren, daha ne kadar bekleyeceğiz? Hayat geçiyor.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Sonra karar verdim: Başvuracağız. Belgeler toplandı, görüşmeler yapıldı… Ama ben her adımda biraz daha geri çekildim. Belki de içimdeki korku galip geldi. Sonunda vazgeçtik. Cemil bana kızmadı; sadece sustu. O sustukça ben de içime kapandım.

Yıllar geçti. Cemil’in sessizliği büyüdü, aramızdaki mesafe açıldı. Bir sabah kahvaltı masasının başında bana baktı ve “Ben gidiyorum,” dedi. “Artık burada kendimi bulamıyorum.”

O günden sonra bu evde yalnız kaldım. Annem aramaya devam etti: “Kızım, hâlâ gençsin. Belki biriyle tanışırsın.” Komşular ise fısıldaşırdı: “Gülseren Hanım’ın kaderi de böyleymiş.”

Bir gün eski bir arkadaşım olan Ayşe ziyarete geldi. Çocuklarıyla ilgili konuşurken gözleri parlıyordu. “Sen de keşke deneseydin Gülseren,” dedi usulca. İçimde bir şeyler kırıldı o an; gözlerim doldu ama ağlamadım.

Gece olunca eski fotoğraf albümlerini çıkardım. Cemil’le çekilmiş fotoğraflarımıza baktım uzun uzun. Bir zamanlar ne kadar umutluymuşuz… O an fark ettim ki, en çok kendime kızgınım. Cesaret edemediğim için, korkularımı yenemediğim için…

Bir sabah kapı çaldı. Karşı komşum Emine Hanım elinde bir tabak börekle kapıda belirdi. “Kızım, yalnızlık zor… Gel istersen akşam bize oturmaya.” Gülümsedim ama içimdeki boşluk dolmadı.

O gün akşam pencereden dışarı bakarken sokakta oynayan çocukların sesini duydum. Bir an için gözlerimi kapattım ve kendi çocuğumun sesini hayal ettim. Sonra içimde bir sızı hissettim; bu sızıya alışmıştım artık.

Bir hafta sonra annem hastalandı. Onun yanında olmak için memlekete gittim. Annem yatağında bana bakıp “Sen iyi misin kızım?” diye sordu. O an ağladım; yıllardır tuttuğum gözyaşlarımı bıraktım.

“Anne,” dedim, “ben hiç anne olamadım.”

Annem elimi tuttu: “Bazen kader böyle yazılır kızım… Ama sen iyi bir insansın.”

Memlekette geçirdiğim günlerde eski arkadaşlarla karşılaştım. Herkesin çocukları vardı; bana ise hep aynı soru soruluyordu: “Çocuğun yok mu?” Her defasında içimden bir parça daha kopuyordu.

İstanbul’a döndüğümde ev daha da sessizdi sanki. Bir gün markette alışveriş yaparken kasada çalışan genç kız bana gülümsedi: “Teyze, yardım edeyim mi?” O an yaşlandığımı hissettim; zamanın ne kadar hızlı geçtiğini…

Akşam eve döndüğümde aynaya baktım uzun uzun. Gözlerimin altındaki çizgiler derinleşmişti; ama en çok kalbimdeki kırıklar büyümüştü.

Bir gece rüyamda küçük bir kız çocuğu gördüm; bana “Anne!” diye sesleniyordu. Uyandığımda gözyaşlarım yastığımı ıslatmıştı.

Şimdi burada, bu satırları yazarken düşünüyorum: Hayat bazen insanı en çok korktuğu şeyle sınar mı? Ben korkularımla yüzleşemedim ve belki de en büyük pişmanlığım bu oldu.

Siz hiç cesaret edemediğiniz için hayatınızın yönünü değiştirdiniz mi? Yoksa benim gibi korkularınızın esiri mi oldunuz?