Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Evlilikte Kontrol, Güvensizlik ve Kırık Hayaller

“Senin maaş kartını bana ver, ben daha iyi yönetirim,” dediğinde, mutfağın köşesinde ellerim titreyerek bulaşıkları yıkıyordum. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Oğuz, her zamanki gibi kararlı ve soğuk bir ses tonuyla konuşuyordu. “Sen zaten harcamayı bilmiyorsun, geçen ay markete ne kadar para harcadığını gördüm.”

Oysa ben, her kuruşu hesaplayarak harcıyordum. Annemden öğrendiğim gibi, zeytinyağını bile ölçerek kullanıyordum. Ama Oğuz’un gözünde hep müsrif, hep dikkatsizdim. İçimden geçenleri ona söylemek istedim: “Ben senden fazla kazanıyorum, neden paramı sana teslim edeyim?” Ama dilim dönmedi. Çünkü biliyordum; bu evde sesimi yükseltirsem, tartışma büyür, ardından saatlerce süren sessizlik ve soğukluk başlardı.

Evliliğimizin başında böyle değildi her şey. Oğuz’la üniversitede tanışmıştık. Ben işletme okurken o mühendislikteydi. Mezun olur olmaz evlendik. Ailem başta karşı çıktı; “Daha gençsiniz, biraz bekleyin,” dediler. Ama biz aşkımıza güvendik. İlk yıllar güzeldi; birlikte hayaller kurduk, küçük bir ev tuttuk, eski bir koltukta sarılarak dizi izledik. Sonra hayatın gerçekleriyle tanıştık: Kira, faturalar, iş stresi…

Ben bir özel şirkette muhasebeci olarak çalışmaya başladım. Oğuz ise bir inşaat firmasında mühendislik yaptı ama maaşı benimkinden azdı. Başlarda bu sorun olmadı. Ama zamanla Oğuz’un egosu zedelendi. “Erkek dediğin evi geçindirir,” derdi babası hep. Oğuz da bu yükü sırtında taşıyordu.

Bir gün işten eve döndüğümde, Oğuz mutfakta oturuyordu. Surat asık, gözleri yerdeydi.

— Bugün bankadan mesaj geldi, kartından yine para çekilmiş.
— Evet, market alışverişiydi.
— Bundan sonra kartı bana veriyorsun. Ben sana haftalık harçlık vereceğim.

O an içimde bir öfke kabardı ama sustum. Annemin sesi kulağımda çınladı: “Yuvanı koru kızım, erkek gururu kırılırsa toparlanmaz.”

Günler geçtikçe Oğuz’un kontrolü arttı. Telefonuma şifre koymamı istemedi, sosyal medya hesaplarımı kontrol etti. Arkadaşlarımla buluşmamı istemedi; “Evde otur, dinlen,” dedi. Bir gün çocukluk arkadaşım Elif’le buluşmak için izin isteyince yüzü asıldı:

— Ne konuşacaksınız ki? Evli barklı kadınsın artık.

Kendimi bir kafeste hissetmeye başladım. İş yerinde güler yüzlüydüm ama eve gelince içime kapanıyordum. Anneme anlatmak istedim ama o da “Boşanmak kolay, evlilik zor,” dedi.

Bir gece yatakta dönüp dururken Oğuz’a sordum:

— Neden bana güvenmiyorsun?
— Güven meselesi değil, düzen meselesi. Herkesin bir görevi var.

O an anladım ki onun gözünde ben sadece bir görevim: Evi çekip çevirmek, para harcamamak, söz dinlemek…

Bir sabah iş yerinde müdürüm Ayşe Hanım beni odasına çağırdı:

— Zeynep, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?

Gözlerim doldu ama anlatamadım. Çünkü utandım; kocamdan korktuğumu, paramı bile yönetemediğimi söylemek ağır geldi.

O gün eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım? Ne zaman kendi hayatımdan vazgeçtim?

Bir akşam Oğuz eve geldiğinde elinde bir poşet vardı. İçinden yeni bir cüzdan çıkardı:

— Bundan sonra maaşını buna koyup bana vereceksin.

Artık dayanamıyordum. Sesim titreyerek sordum:

— Neden böyle yapıyorsun? Ben sana hiç yalan söyledim mi?
— Bu evde benim sözüm geçer Zeynep! İstiyorsan git babanın evine!

O an içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. “Tamam,” dedim sessizce ve odama çekildim.

Gece boyunca düşündüm; annemin sözleriyle Oğuz’un baskısı arasında sıkışıp kalmıştım. Sabah olduğunda aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, yüzüm solgundu ama ilk defa kararlıydım.

O gün iş çıkışı Elif’i aradım:

— Elif, sana gelmem lazım.

Elif’in evinde ağladım, anlattım her şeyi. O bana sarıldı:

— Zeynep, yalnız değilsin. İstersen birlikte bir avukata gidelim.

O an ilk defa umutlandım. Belki de kendi yolumu çizmenin zamanı gelmişti.

Eve döndüğümde Oğuz yine suratsızdı:

— Nerede kaldın?
— Arkadaşımdaydım.
— Bana haber vermeden mi çıktın?

İlk defa gözlerinin içine bakarak cevap verdim:

— Evet, çünkü artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum.

O gece bavulumu topladım ve annemin evine gittim. Annem şaşkındı ama bu kez bana sarıldı:

— Kızım, senin yanında olacağım.

Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Kolay değil; toplumun baskısı, ailemin endişeleri ve içimdeki korkular hâlâ var. Ama biliyorum ki susarsam kaybolacağım.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kadının kendi ayakları üzerinde durması için nelerden vazgeçmesi gerekir? Yoksa susup her şeye katlanmak mı gerekir?