Bir Aile Yemeğinde Bayıldım: Eşim Neden Yanımda Değildi?

“Ayşe, iyi misin? Ayşe!” Annemin sesi kulağımda yankılandı, gözlerimi açmaya çalışırken. Her şey bulanıktı; masanın etrafında toplanmış yüzler, panik içinde bana bakıyordu. O an, yerde yatan halimle, utanç ve çaresizlik arasında sıkışıp kaldım. Oğlum Emir’in ağlaması ise kulaklarımı deliyordu. Kimse ona bakmıyordu. Eşim Murat ise hâlâ telefonuna bakıyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

O ana kadar, her şeyi idare edebileceğime inanmıştım. Yeni doğum yapmıştım, uykusuzdum, sütüm azalıyordu, ama yine de her şeye yetişmeye çalışıyordum. Murat’a defalarca “Biraz yardım eder misin?” demiştim. Cevabı hep aynıydı: “Sen annesin, sen daha iyi bilirsin.” Oysa ben de ilk kez anne oluyordum ve korkuyordum. Annemler her hafta sonu aile yemeği düzenlerdi; bu sefer sıra bizdeydi. Herkesin gözü üzerimdeydi zaten; yeni gelin, yeni anne… Herkesin beklentisi yüksekti.

O gün sabah erkenden kalktım. Emir’i emzirdim, altını değiştirdim, sonra mutfağa koştum. Börekleri fırına verdim, salata yaptım, sofrayı hazırladım. Murat ise salonda televizyon izliyordu. “Murat, Emir’i biraz tutar mısın? Ben mutfağı toparlayayım,” dedim. “Ağlıyor ya, susturamam ben onu,” dedi ve yerinden kıpırdamadı. İçimden bir şeyler koptu o an ama sesimi çıkarmadım.

Misafirler gelince herkes neşeliydi. Annem bana “Ayşe’cim, maşallah sana! Her şeye yetişiyorsun,” dedi. Gülümsedim ama içim kan ağlıyordu. Emir yine ağlamaya başladı. Sofrada otururken bir yandan onu kucağımda sallıyor, bir yandan tabaklara yemek koyuyordum. Kimse Murat’a dönüp “Sen de biraz ilgilensene,” demedi. Çünkü bizim ailede erkekler sofrada oturur, kadınlar hizmet ederdi.

Bir ara başım dönmeye başladı. Gözüm karardı ama belli etmemeye çalıştım. “Ayşe, biraz otur istersen,” dedi ablam. “Yok yok iyiyim,” dedim. O sırada Emir daha da şiddetli ağlamaya başladı. Murat’a baktım, göz göze geldik. “Biraz tutar mısın?” dedim fısıltıyla. “Şimdi herkesin içinde rezil olacağız,” diye mırıldandı ve yüzünü çevirdi.

O an içimde bir şeyler koptu. Kalbim sıkıştı, nefes alamadım ve her şey karardı…

Gözlerimi açtığımda annem başımda ağlıyordu. “Kızım ne oldu sana? Çok mu yoruldun?” dedi. Murat ise hâlâ köşede sessizce oturuyordu; ne yanıma geldi ne de oğlunu kucağına aldı. O an anladım ki, yalnızdım. Hem de en kalabalık sofrada bile.

O gece herkes gittikten sonra Murat’la yüzleştik. “Neden bana yardım etmiyorsun?” dedim gözyaşları içinde. “Ben çalışıyorum, eve ekmek getiriyorum. Sen de evde çocuğa bakıyorsun işte,” dedi soğuk bir sesle. “Ama ben de yoruluyorum! Ben de insanım!” diye bağırdım.

Murat’ın gözlerinde bir anlık şaşkınlık gördüm ama hemen toparlandı: “Abartıyorsun Ayşe. Annem de üç çocuk büyüttü, hiç böyle şikayet etmedi.”

O gece sabaha kadar ağladım. Annemin sözleri kulaklarımda çınladı: “Kadın olmak zordur kızım, ama güçlü olacaksın.” Güçlü olmaktan yorulmuştum artık.

Ertesi gün annemi aradım. “Anne ben yapamıyorum galiba,” dedim hıçkırarak. Annem sustu bir süre, sonra “Kızım, bazen yardım istemek zayıflık değildir,” dedi. Ama yardım isteyecek kimsem yoktu ki…

Günler geçtikçe Murat’la aramızdaki mesafe büyüdü. Emir’in her ağlamasında tek başıma mücadele ettim. Geceleri uykusuz kaldım; gündüzleri ev işlerine koşturdum. Murat ise işten gelip televizyonun karşısına geçiyor, bana ve oğluna yabancı gibi davranıyordu.

Bir akşam yine tartıştık. “Sen hiç baba gibi davranmıyorsun!” dedim öfkeyle. “Sen de bana hiç kadın gibi davranmıyorsun!” diye bağırdı bu kez o da.

O an anladım ki; sadece yorgun değildim, aynı zamanda görünmezdim de…

Bir gün Emir’i doktora götürmem gerekiyordu ama Murat’ın arabası lazımdı. “Benim işim var,” dedi yine umursamazca. O an içimdeki tüm umutlar tükendi.

Kendi ailemde gördüğüm kadınlar da hep susmuştu; dedem sofrada otururken babaannem hizmet ederdi, annem babama karşı hep sessizdi… Ben de mi böyle olacaktım? Yoksa bir şeyleri değiştirebilir miydim?

Bir gece Emir’i uyuttuktan sonra aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı ama en çok içimdeki yalnızlık canımı acıttı.

O gün karar verdim: Ya bu evlilikte eşitlik için mücadele edecektim ya da kendi yolumu çizecektim.

Murat’la bir kez daha konuştum: “Ya bana gerçekten destek olursun ya da bu evlilik biter,” dedim kararlı bir sesle.

İlk kez sustu… Sonra gözleri doldu: “Ben de babamdan böyle gördüm Ayşe… Ama seni kaybetmek istemiyorum.”

Şimdi birlikte terapiye gidiyoruz; Murat değişmeye çalışıyor ama kolay olmuyor elbette.

Bazen düşünüyorum: Acaba Türk ailelerinde kadınlar neden hep yalnız kalıyor? Birlikte mücadele etmek mümkün mü? Sizce ben doğru olanı mı yaptım?