Bir Anneden Daha Fazlası: Kendi Hikayemi Yazmak
“Senin annen ne iş yapıyor?”
Otobüste önümde oturan iki genç kızdan biri, diğerine bu soruyu sordu. Cevap, içimi delip geçen bir ok gibi geldi: “Babam başarılı bir iş adamı, annem ise evde oturuyor, klasik ev kadını işte. Hiçbir şey başarmadı.”
O an, sanki biri bana tokat atmış gibi hissettim. Elimdeki poşetler ağırlaştı, nefesim daraldı. O cümleyle birlikte yıllardır içimde biriktirdiğim tüm yorgunluk, değersizlik ve yalnızlık duygusu bir anda üzerime çöktü. Ben de bir ev kadınıydım. Ben de çocuklarım için kariyerimi bırakmış, hayatımı onların mutluluğuna adamıştım. Ama şimdi, başkalarının gözünde hiçbir şey başarmamıştım.
O gün eve döndüğümde, mutfakta Magda’nın bana verdiği çayı karıştırırken gözyaşlarımı tutamadım. Magda, çocukluk arkadaşım, bana her zaman destek olmuştu. “Kasia, neden ağlıyorsun?” dedi. “Yine mi o adam?”
Evet, yine o adam… Yedi gün önce, tam yirmi yıllık evliliğimizin ardından, eşim Murat beni terk etti. Hiçbir açıklama yapmadan, sadece bir bavulunu alıp çıktı. O günden beri evdeki sessizlik kulaklarımı sağır ediyor. Çocuklarım Zeynep ve Emir ise babalarının gidişini anlamlandırmaya çalışıyorlar. Zeynep odasından çıkmıyor, Emir ise her akşam kapının önünde babasının dönmesini bekliyor.
Magda’nın yanında ağlarken, içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. “Ben ne yaptım ki bu hale geldim?” dedim. “Yıllarca onun için, çocuklar için yaşadım. Şimdi ise kimseye bir şey ifade etmiyorum.”
Magda elimi tuttu: “Senin yaptıkların görünmüyor olabilir ama yok sayılmaz. Senin emeğinle büyüdü bu ev, senin sevginle ayakta kaldı bu aile.”
Ama ben inanamıyordum. Çünkü Murat’ın annesi bile telefonda bana, “Biraz daha bakımlı olsaydın, belki gitmezdi,” dediğinde içimden bir parça daha kopmuştu. Sanki suçlu bendim. Sanki başarısız olan bendim.
O gece Zeynep yanıma geldi. Gözleri kıpkırmızıydı. “Anne,” dedi, “Babam neden gitti? Senin yüzünden mi?”
İşte o an, hayatımda ilk defa kelimeler boğazımda düğümlendi. Ne diyeceğimi bilemedim. Kızımın gözlerinde gördüğüm suçlama ve hayal kırıklığı beni paramparça etti.
Ertesi sabah Emir’in okulundan aradılar. Öğretmeniyle görüşmem gerekiyordu. Okula gittiğimde öğretmen hanım bana Emir’in içine kapandığını, derslere ilgisinin azaldığını söyledi. “Evde bir sorun mu var?” diye sordu.
Bir an duraksadım. Ne diyebilirdim ki? Eşim beni terk etmişti, çocuklar darmadağın olmuştu ve ben her sabah aynada kendime bakıp “Nerede hata yaptım?” diye soruyordum.
O gün eve dönerken markete uğradım. Kasada önümde duran yaşlı bir kadın bana döndü: “Kızım, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun.”
Bir anda içimdeki tüm duygular patladı: “İyi değilim teyze,” dedim. “Kocam beni terk etti, çocuklarım mutsuz ve ben hiçbir şey başaramamış gibi hissediyorum.”
Kadın elimi tuttu: “Evladım,” dedi, “Ben de senin yaşındayken aynı şeyleri yaşadım. Ama unutma, kadınlar en büyük başarıyı hayatta kalmakla gösterir.”
O gece uzun uzun düşündüm. Gerçekten başarısız mıydım? Yıllarca çocuklarımı büyütmek için uykusuz kaldığım geceler, hasta olduklarında başlarında sabahladığım günler, eşimin işten yorgun geldiği akşamlarda ona sıcak bir çorba koyduğum sofralar… Bunların hiçbiri başarı değil miydi?
Bir hafta sonra Zeynep yanıma geldi ve utangaç bir şekilde elime bir kağıt tutuşturdu. “Okulda annemle ilgili kompozisyon yazmamızı istediler,” dedi.
Kağıdı açtım ve okudum:
“Benim annem dünyanın en güçlü kadınıdır. Babam bizi bırakıp gittiğinde annem hiç pes etmedi. Her sabah bizim için kalktı, yemek yaptı, bizi okula gönderdi. Annem bazen ağlıyor ama yine de gülümsemeyi başarıyor. Annem benim kahramanım.”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Zeynep bana sarıldı: “Anne, seninle gurur duyuyorum.”
İşte o zaman anladım ki; başarı sadece dışarıdan görünen şeyler değildir. Bazen en büyük başarı, her şeye rağmen ayakta kalabilmektir.
Bir akşam Emir yanıma gelip “Anne, babam geri gelecek mi?” diye sorduğunda ona sarıldım ve “Bilmiyorum oğlum,” dedim. “Ama biz birlikte güçlüyüz.”
Günler geçtikçe kendime olan güvenimi yeniden kazanmaya başladım. Magda ile birlikte küçük bir butik açmaya karar verdik. İlk müşterimiz geldiğinde ellerim titriyordu ama içimde tarifsiz bir mutluluk vardı.
Artık biliyorum ki; görünmeyen emekler de en az diğerleri kadar değerlidir. Belki toplumun gözünde ‘başarısız’ bir ev kadınıyım ama çocuklarımın gözünde bir kahramanım.
Peki sizce; bir kadının başarısı sadece dışarıdan mı ölçülür? Yoksa görünmeyen fedakarlıklarımız da gerçek başarı değil mi?