Bizim Evimiz, Ama Bizim Değil: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Senin burada ne işin var, Elif?” Kayınvalidemin sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Elimdeki çay tepsisi titredi, bardaklar birbirine çarptı. O an, kendi evimde bir misafir gibi hissettim. Oysa bu evin duvarlarını ben boyamıştım, perdelerini ben seçmiştim. Her köşesinde emeğim, hayalim vardı. Ama şimdi, bir anahtarın ucunda bütün hayatım sallanıyordu.
Her şey bundan üç yıl önce başlamıştı. Eşim Murat’la evlenip İstanbul’un kenar bir mahallesinde küçük bir dairede yaşamaya başladık. Hayalimiz, başımızı sokacak bir evimiz olmasıydı. Yıllarca çalıştık, Murat gece gündüz inşaatlarda ter döktü, ben de tekstil atölyesinde dikiş makinesinin başında saatlerce oturdum. Sonunda, kayınvalidemin arsasına küçük bir ev yapmamıza izin vermesiyle umutlandık. “Siz de gençsiniz, başınızı sokacak bir yeriniz olsun,” demişti. O gün gözlerim dolmuştu; aile olmanın sıcaklığını hissetmiştim.
Ama hayat, insanı en çok güvendiği yerden vuruyormuş. Evi bitirdik, taşındık. Her şey yolundaydı; ta ki Murat’ın kardeşi Serkan askerden dönene kadar. Serkan işsizdi, biraz da sorumsuzdu. Kayınvalidem ona da sahip çıkmak istedi. Bir sabah mutfakta çay demlerken kapı çaldı. Açtım; Serkan valiziyle karşımda duruyordu. “Annem anahtarı verdi, birkaç gün sizde kalacağım,” dedi. O birkaç gün, haftalara, aylarca uzadı.
Başta sesimi çıkarmadım. “Aile dediğin böyle zamanlarda belli olur,” dedim kendi kendime. Ama Serkan’ın varlığı evin havasını değiştirdi. Geceleri geç saatlere kadar televizyon izliyor, arkadaşlarını getiriyor, eşyaları dağıtıyor, bana yardım etmiyordu. Murat ise arada kalmıştı; annesiyle kardeşi arasında sıkışıp kalmıştı.
Bir akşam Murat’la tartıştık. “Elif, annem üzülmesin diye idare et,” dedi. “Serkan iş bulunca gider.” Ama Serkan’ın iş aradığı falan yoktu. Kayınvalidem ise her fırsatta bana laf sokuyordu: “Ev dediğin paylaşılır kızım, bencil olma.” Oysa ben sadece huzur istiyordum.
Aylar geçti. Bir sabah işe gitmek için hazırlandım; anahtarımı bulamıyorum. Kapının önünde Serkan’ın ayakkabıları vardı ama içeride yoktu. Kayınvalidemi aradım: “Anahtarımı bulamıyorum anne, Serkan’da mı kaldı?” Sessizlik oldu telefonda. Sonra soğuk bir sesle cevap verdi: “Artık o evin anahtarları Serkan’da da olacak kızım. O da benim oğlum.” İçimde bir şeyler koptu o an.
O günden sonra evdeki her hareketim izleniyormuş gibi hissettim. Serkan’ın arkadaşları gelip gidiyor, eşyalarım karıştırılıyor, mutfağa girdiğimde bile huzursuz oluyordum. Bir gün işten döndüğümde kendi odamda Serkan’ın telefonuyla konuştuğunu gördüm. “Burası benim de evim artık abla,” dedi gözümün içine baka baka.
Murat’a anlatmaya çalıştım: “Bu böyle gitmez! Ben kendi evimde yabancı oldum.” Murat başını öne eğdi: “Ne yapabilirim ki? Annem arsa onun diyor…”
Bir gece sabaha karşı uyandım; mutfaktan sesler geliyordu. Kalktım baktım; Serkan ve iki arkadaşı masada oturmuş gülüşüyorlar. Dayanamadım: “Gece gece bu ne hal? Burası aile evi!” dedim. Serkan umursamazca baktı: “Sen de çok abartıyorsun Elif abla.” O an gözümden yaşlar süzüldü; ne Murat ne de kayınvalidem yanımda değildi.
Ertesi gün annemi aradım; ağladım, içimi döktüm. “Kızım, sabret,” dedi annem, “aile içinde kavga büyütülmez.” Ama ben artık sabredemiyordum.
Bir akşam Murat eve geç geldi; yüzü asıktı. “Annemle konuştum,” dedi. “Evin tapusu onun üstünde olduğu için… Bizim fazla söz hakkımız yokmuş.” O an içimdeki umut tamamen söndü.
O günden sonra kendimi iyice yalnız hissetmeye başladım. Evde adım atacak yerim kalmamıştı sanki; her köşe bana aitken şimdi her şey yabancıydı. Bir gün işten döndüğümde salonda Serkan’ın yeni aldığı televizyonu gördüm; eski televizyonumuzu balkona koymuşlar bile sormadan.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Murat’a son kez konuştum: “Ya bu eve sahip çıkarsın ya da ben giderim!” dedim gözyaşları içinde. Murat sustu; cevap veremedi.
O gece valizimi topladım; annemin evine gittim. Kapıyı açınca annem sarıldı bana; “Kızım, bazen en yakınlarımız en büyük yarayı açar,” dedi.
Şimdi annemin evinde eski günlerimi düşünüyorum. Kendi emeğimle kurduğum yuvamda bir yabancı oldum; ailem dediğim insanlar bana sırtını döndü. Adalet mi? Aile mi? Hangisi daha önemli? Siz olsanız ne yapardınız? Kendi emeğinizle kurduğunuz bir hayattan vazgeçebilir miydiniz?