“Annem Beni Aldattı: Kardeşime Bırakılan Hayatım”
“Nasıl yani? Annem bütün evi, arsayı… her şeyi Zeynep’e mi bırakmış?” Avukatın odasında, masanın kenarına tutunarak ayakta durmaya çalışıyordum. Ellerim titriyordu. Zeynep’in gözleri yere bakıyordu, ama yüzünde bir pişmanlık belirtisi yoktu. O an, çocukluğumdan beri içimde biriken tüm kırgınlıklar, annemin bana hep daha mesafeli davranması, Zeynep’i her zaman kollaması bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Avukat, “Evet, vasiyetname çok açık. Merhume anneniz tüm mal varlığını Zeynep Hanım’a bırakmış,” dediğinde, içimde bir şeyler koptu. O an, annemin ölümüne bile tam anlamıyla üzülmemişken, şimdi ikinci kez yas tutuyordum: Birincisi annemi kaybettiğim için, ikincisi ise onun bana olan sevgisini kaybettiğimi fark ettiğim için.
Çocukluğumuzda da hep böyleydi. Annem bana “Sen ablasın, idare et,” derdi. Zeynep ağladığında suçlu ben olurdum. Okulda bir başarı kazansam, “Zeynep de yapar, sen ona örnek ol,” derdi. Babam erken yaşta vefat ettiğinde annemle daha çok yakınlaşacağımı sanmıştım ama tam tersi oldu; annem tüm ilgisini Zeynep’e yöneltti. Ben ise kendi başıma büyüdüm. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gittiğimde annem aramazdı bile; Zeynep’in ise her hafta sonu yanına gittiğini yıllar sonra öğrendim.
Şimdi ise, annemin ölümünden sonra geriye kalan tek şeyin bu büyük adaletsizlik olduğunu görmek beni yıkmıştı. Avukatın ofisinden çıktığımda Zeynep yanıma yaklaştı: “Ablacım, ne olur yanlış anlama. Ben de bilmiyordum böyle olacağını.”
Ona dönüp bakamadım bile. “Bilmiyorsan şimdi ne yapacaksın? Her şeyi kabul mü edeceksin?” dedim. Sesi titreyerek, “Bilmiyorum… Anne böyle istedi demek ki,” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Anne hep seni istedi zaten! Ben hiç olmadım ki onun için!”
O günden sonra günlerce evden çıkmadım. Annemin eski fotoğraflarına baktım; çocukluğumuzun bayram sabahlarına, birlikte yaptığımız keklere… Ama her karede Zeynep’in yanında duran bir anne vardı; ben ise ya köşede ya da fotoğrafın dışında kalmıştım. Acaba ben mi yanlış hatırlıyordum her şeyi? Yoksa gerçekten annem beni hiç sevmemiş miydi?
Bir gün eski komşumuz Ayşe Teyze aradı. “Kızım, annen seni çok severdi ama bazen duygularını gösteremezdi,” dedi. Ona inanasım gelmedi. “Ayşe Teyze, sevseydi böyle mi yapardı? Hiçbir şey bırakmadı bana!” dedim ağlayarak.
Ayşe Teyze sessizce, “Belki de Zeynep’in sana göre daha çok ihtiyacı olduğunu düşündü,” dedi. Bu cümle beni daha da öfkelendirdi. Ben yıllarca kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışırken, Zeynep hep annemin eteğinin dibindeydi. Şimdi de ödülünü almıştı sanki.
Bir hafta sonra Zeynep beni aradı: “Ablacım, konuşmamız lazım.” İstemeye istemeye buluştuk. Gözleri şişmişti; belli ki o da ağlamıştı. “Ben bu evde tek başıma yaşamak istemiyorum. Senin de hakkın var abla… İstersen satıp paylaşalım,” dedi.
İçimde bir burukluk oluştu. Annemin kararını değiştiremeyecektim ama en azından kardeşimle aramızdaki bağ tamamen kopmasın istedim. “Bunu gerçekten istiyor musun?” diye sordum.
Başını salladı: “Anne yok artık… Bizden başka kimsemiz yok.”
O an anladım ki, annemin gölgesinde geçen yıllarımızı değiştiremeyecektik ama bundan sonrası bizim elimizdeydi. Yine de içimdeki yara kolay kolay kapanmayacaktı.
Miras davası açmayı düşündüm günlerce. Arkadaşlarım “Hakkını ara!” dedi. Ama sonra düşündüm: Annemin sevgisini mahkemede kazanamazdım ki… Yine de adalet duygum rahat bırakmıyordu beni.
Bir gece rüyamda annemi gördüm; bana sarılıyordu ama yüzü yoktu. Uyandığımda gözlerim yaş içindeydi. O sabah Zeynep’i aradım: “Evi satıp paylaşalım ama bir şartım var: Annemin eşyalarını birlikte ayıklayalım.”
Birlikte annemin sandığını açarken eski bir defter bulduk; annemin el yazısıyla yazılmıştı. İlk sayfasında şu cümle vardı: “Kızlarım, sizi farklı sevdim ama ikinizi de çok sevdim.” O an gözyaşlarımıza engel olamadık.
Belki annem duygularını yanlış ifade etmişti; belki de ben hep eksik hissetmiştim. Ama gerçek şu ki, aile bazen en büyük yarayı açsa da en derin iyileşmeyi de sağlayabiliyor.
Şimdi düşünüyorum da… Affetmek mi zor, yoksa affedilmemek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizin adaletsizliğini sineye çeker miydiniz yoksa hakkınızı sonuna kadar arar mıydınız?