O Gece Annemi Kaybettim, Babamı Affettim
“Yeter artık! Susun, ne olur susun!” diye bağırdım. Annemle babam, salonun ortasında birbirlerine öfkeyle bakarken, ben karnımdaki sancının şiddetiyle iki büklüm olmuştum. O an, sanki evdeki her şey—duvarlar, halılar, eski fotoğraflar—çığlık atıyordu. Babamın sesi titriyordu: “Senin yüzünden bu hale geldik, Zeynep!” Annem ise gözyaşlarını silmeden karşılık verdi: “Ben mi? Senin bencilliğin yüzünden kızımız bu halde!”
Ben ise onların arasında sıkışıp kalmıştım. Karnımdaki bebeğim tekmelerken, içimdeki korku büyüyordu. O gece, İstanbul’un o eski mahallesinde, apartmanımızın üçüncü katında, ailemizin son gecesi olacağını bilmiyordum.
Birdenbire sancılarım sıklaştı. “Anne… galiba doğuruyorum,” dedim titrek bir sesle. Annem hemen yanıma koştu, babam ise bir an afalladı. “Hastaneye gitmemiz lazım!” dedi annem. Babam anahtarları ararken elleri titriyordu. Arabaya bindiğimizde annem arka koltukta ellerimi tutuyordu. “Korkma kızım, ben buradayım,” dedi ama gözlerinde korkudan başka bir şey yoktu.
Hastaneye vardığımızda saat gece yarısını geçmişti. Acil servisteki hemşireler beni sedyeye aldılar. Annem yanımda kalmak istedi ama babamla aralarındaki gerginlik hâlâ havada asılıydı. Babam koridorda volta atıyor, annem ise dua ediyordu. Ben ise sancılarla kıvranırken, içimde bir şeylerin sonsuza dek değiştiğini hissediyordum.
Doğumhanede yalnızdım. Annemin sesi uzaktan geliyordu: “Kızım! Güçlü ol!” O an, hayatım boyunca annemin bana söylediği her şeyi düşündüm. “Kadın olmak zor,” derdi hep. “Ama sen güçlüsün.”
Bebeğimin ilk çığlığıyla birlikte gözyaşlarım aktı. Hem mutluluktan hem de acıdan… Hemşire bebeğimi kucağıma verdiğinde, içimde tarifsiz bir huzur hissettim. Ama o huzur uzun sürmedi.
Babam doğumdan sonra yanıma geldiğinde gözleri kan çanağı gibiydi. “Kızım… Özür dilerim,” dedi sessizce. Annem ise kapının önünde durmuş, ağlıyordu. O an anladım ki; ailem artık eskisi gibi olmayacaktı.
Eve döndüğümüzde annem eşyalarını toplamıştı bile. “Bir süre ablanda kalacağım,” dedi bana sarılırken. “Babanla konuşmamız lazım.” Babam ise sessizce başını eğdi. O gece annem evden gitti ve ben yeni doğmuş bebeğimle baş başa kaldım.
Geceleri bebeğimi emzirirken annemin yokluğunu iliklerime kadar hissediyordum. Babam ise eve geç geliyor, çoğu zaman sessizce odasına çekiliyordu. Bir sabah mutfakta karşılaştık. Elinde çay bardağıyla bana baktı: “Kızım… Bize ne oldu?”
O an içimdeki öfke patladı: “Siz birbirinizi yerken ben burada tek başıma doğum yaptım! Annemi kaybettim, seni kaybettim! Şimdi ne olacak?”
Babam gözlerini kaçırdı: “Bazen insan en sevdiklerine en büyük kötülüğü yapar.”
Günler geçtikçe annemden haber alamadım. Telefonlarıma cevap vermiyordu. Bebeğimin ilk gülüşünü ona gösteremedim. İçimde büyüyen boşlukla baş etmeye çalışırken, mahallede dedikodular başladı: “Zeynep’in annesi evi terk etmiş.” “Babası zaten hep sinirliydi.”
Bir gün kapı çaldı. Açtığımda karşımda annemi gördüm. Gözleri şişmişti ama yüzünde bir kararlılık vardı. “Kızım… Seni ve torunumu çok özledim,” dedi ve sarıldık.
Oturduk, konuştuk saatlerce… Annem ağladı: “Babanı affedemiyorum ama seni yalnız bırakamam.” Ben de ağladım: “Anne… Ben de seni affedemiyorum bazen.”
O gece annem bizde kaldı. Bebeğimi kucağına aldı ve uzun uzun baktı: “Hayat bazen çok acımasız Zeynep,” dedi. “Ama senin için güçlü olacağım.”
Babam eve geldiğinde annemi görünce bir an durdu. Sonra sessizce yanımıza oturdu. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra babam konuştu: “Zeynep… Ben hata yaptım. Ailenizi koruyamadım.”
Annem gözyaşlarını sildi: “Hepimiz hata yaptık.”
O gece üçümüz de ağladık. Geçmişin yüküyle, geleceğin belirsizliğiyle… Ama ilk defa birbirimize sarıldık.
Aylar geçti. Annemle babam ayrı evlerde yaşamaya başladılar ama aralarındaki öfke yavaş yavaş azaldı. Ben ise hem anne oldum hem de kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim.
Şimdi bazen geceleri bebeğimi uyuturken o geceyi düşünüyorum: Ailemin dağıldığı ama benim yeniden doğduğum geceyi…
Bazen soruyorum kendime: Acaba affetmek gerçekten mümkün mü? Yoksa bazı yaralar hep kanar mı? Siz hiç böyle bir gece yaşadınız mı?